GeriKeyif The Weeknd: Michael Jackson’ın tahtına aday olmak kolay değil
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    1
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

The Weeknd: Michael Jackson’ın tahtına aday olmak kolay değil

The Weeknd: Michael Jackson’ın tahtına aday olmak kolay değil

The Weeknd, kariyerinde hızla yükseldi fakat şimdilerde ‘romantik salon erkeği’yle ‘partileyen çılgın’ arasında savruluyor. Bir önceki albümü başyapıttı. Yeni albümün kötü olduğunu düşünmeyin ama o düzeyde de değil.

Abel Makkonen Tesfaye; yani bildiğimiz mahlasıyla ‘The Weeknd’in birkaç açıdan ilginç bir hikâyesi var. Öncelikle; Etiyopyalı genleriyle birlikte gelen müzikal birikimini Kanada’nın özgür sanat ortamında, karanlık ama yenilikçi bir R&B sound’unda bütünleyen, 26 yaşında bir adamdan söz ediyoruz. Rolling Stone ve MTV’nin aynı anda ‘Michael Jackson’dan sonra gelen en önemli müzikal yetenek’ olarak gördüğü parlak bir yıldızdan...

The Weeknd: Michael Jackson’ın tahtına aday olmak kolay değil

5 üzerinden 3,5 yıldız 

İkinci meseleyse şu: Çağın dijital kaidelerini kendi üslubuyla yorumlamış, müzikal tavrını YouTube üzerinden çok doğru ifade etmiş bir kişilik ‘The Weeknd’. 2010’un sonlarında ‘The Weeknd’ adıyla dokuz parçalık, üç ‘mixtape’ (nostaljik karışık kaset hissiyatı) yayımlıyor YouTube’a: ‘House of Balloons’, ‘Thursday’ ve ‘Echoes Of Silence’... Bu esrarengiz ve yetenekli adama büyük ilgi gösteriyor YouTube ahalisi...

TEKLİF ÜZERİNE TEKLİF ALIYOR

The Weeknd: Michael Jackson’ın tahtına aday olmak kolay değil

The Weeknd geçtiğimiz günlerde Victoria's Secret defilesinde eski sevgilisi Bella Hadid'le podyumdaydı.

Prodüktörlerin de dikkatini çeken The Weeknd; Toronto’da Jeremy Rose’la tanışıyor. Birlikte üç parça kaydediyorlar ancak Rose bunları pek beğenmiyor. Abel’i kapalı devre partiler yapması için motive ediyor. Başlangıçta Abel’in de hoşuna giden bu fikir bir süre sonra bir kısırdöngüye giriyor. Rose; yanlış bir teşhis koyarak Abel’i, kariyerini ‘club DJ’i olarak devam etmeye, şarkı sözlerindeyse seks ve uyuşturucudan söz etmeye zorluyor. Abel, club mevzuuuna karşı. Onun niyeti R&B prodüktörlüğü, şarkı yazarlığı istikametinde yürümek çünkü.

2012’ye geldiğimizde mixtape’lerini ‘Trilogy’ adıyla ama bu kez masabaşından kalkarak yeniden düzenliyor Abel. Bu, iki anlama geliyor: Hem yeniden icrayla parçalara yeterlilik kazandırıyor hem de Youtube fenomenliğinden, ne yaptığını bilen bir piyasa aktörüne evrilmiş oluyor.

SÜPER LİGDE YERİNİ SAĞLAMLAŞTIRDI

The Weeknd: Michael Jackson’ın tahtına aday olmak kolay değil

Büyük festivallerden teklif üzerine teklif almaya başlıyor. Coachella’da sahne alması, Primavera’da sükse yapması, Londra’da Wireless Festival’da Michael Jackson’ın Diana Ross için yazdığı ‘Dirty Diana’yı yorumlayıp büyük ilgi görmesi, Paris ve Brüksel konserleri, yıldızının daha da parlayacağının müjdecisi...

Abel gecikmiyor, ilk stüdyo albümü ‘Kiss Land’i çıkartıyor. Hem de Republic Records’la ortaklaşa kurduğu şirketi XO’yu devreye sokarak... Dediğim gibi; genç yaşına rağmen sektörün gidişatından haberdar. Yeteneklerinin farkında ve vizyon sahibi. Bir prodüktör-müzisyen olarak kimliğinin altını böylece çizmeye başlıyor.

Geçen yıl ikinci stüdyo albümü ‘Beauty Behind the Madness’ı çıkardı. Sonuç? İki Grammy ve bir Grammy adaylığı başta olmak üzere sayısız ödül; bazıları milyar sınırına dayanmış tıklanmalar; ‘Grinin Elli Tonu’ gibi popüler bir filmin soundtrack’inde ‘Earned It’le yer alarak başarısını katlaması, Amerika’da iki milyon satışla listelerde zirveye demir atması, Pitchfork, Rolling Stone, The Source gibi müzik mecralarından büyük takdir görmesi...

The Weeknd’in 2016’nın eylülünde aynı adlı ilk teklisiyle duyurulan yeni albümü ‘Starboy’ kasım sonu piyasaya çıktı. İlk tekliye Daft Punk’ın eşlik ediyor olması süper ligde yerini sağlamlaştırdığının habercisi gibiydi.

HENÜZ 26 YAŞINDA...

The Weeknd: Michael Jackson’ın tahtına aday olmak kolay değil

Yeni albüme gelince… Müzikal açıdan bir önceki albümün çıtasını yukarı taşıdığını söylemek imkânsız. Hatta o düzeyde bir albüm de değil bu. Bir zamanlar ‘Kim bu Weeknd’ dedirten heyecan bitmiş; geride, kimliği fazlasıyla deşifre olmuş, piyasadaki pozisyonunu kaybetmeme telaşına düşmüş, kırmızı halıda yürümeyi fazla önemser hale gelmiş biri kalmış gibi görünüyor buradan bakınca.


Kötü bir albüm olduğunu düşünmeyin; zira içinde ‘False Alarm’, Daft Punk’lı ‘I Feel It Coming’, Kendrick Lamar’lı ‘Sidewalks’, ‘Secrets’, ‘True Colors’ gibi iyi şarkılar ve Lana Del Rey’li ‘Stargirl’ gibi bir interlude var. Ama bütüne bakınca The Weeknd, ‘romantik salon erkeği’yle ‘partileyen çılgın’ arasında savrulan, bir önceki başyapıt albümüne giremeyen şarkılara ticari cila atıp paketlemiş bir piyasa insanı intibaı uyandırıyor. Henüz 26 yaşında; kendine hemen müdahale edecektir diye umuyorum. Michael Jackson’ın tahtına aday olmak kolay değil.

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle