Keyif Murat Karahan: 'Benim operacı olarak yaptığım şey, Arda’nın Barcelona’da yaptığı şeyle aynı'
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    1
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Murat Karahan: 'Benim operacı olarak yaptığım şey, Arda’nın Barcelona’da yaptığı şeyle aynı'

Murat Karahan: 'Benim operacı olarak yaptığım şey, Arda’nın Barcelona’da yaptığı şeyle aynı'

Murat Karahan, Türkiye’nin son dönemdeki yükselen tenorlarından. Son olarak Bolşoy Tiyatrosu’nda aldığı rollerle adını duyurdu. Opera ve Bale’nin mabedi olarak da bilinen bu binada ve kurumda yaklaşık 10’un üzerinde temsil gerçekleştirdi. Böylece ünlü soprano Leyla Gencer ve balerin Meriç Sümen’in ardından tarihe bu sahnenin tozunu yutan üçüncü Türk sanatçı olarak adını yazdırdı.

2018’e kadar da tüm programı dolu. İki yıl içerisinde Londra’da Covent Garden, Verona’da Arena di Verona, Parma’da Verdi Festivali, Viyana’da Wiener Staatsoper, Napoli’de San Carlo, Bilbao’da ABAO, Berlin’de Deutsche Oper sahnelerinde rol alacak. Karahan, siyasetçi olmak isterken yolu Ankara Opera ve Balesine düşmüş. Bir döneme damgasını vuran eski bakanlardan İsmet Sezgin’in yeğeni ve kirvesi de 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel. Karahan ile siyaset hayallerinden Bolşoy’a uzanan renkli yolculuğu ile ilgili konuştuk...

 

Tenor olmaya nasıl karar verdiniz?

- Annemin de babamın da sesi muhteşem ama ikisi de profesyonelce bu işi yapmamışlar. İçlerinde kalmış hep. Bu nedenle özellikle annem beni çok destekledi. Hatta zorladı. Çocukluğumdan beri en büyük hayalim siyasetçi olmaktı. İdolümdü benim dayım İsmet Sezgin. Ondan feyz aldığım için hep siyasetçi olmak ve siyaset okumak istiyordum. Annem Bilkent’in konservatuvar sınavına soktu beni. O zamana kadar bir opera, şan deneyimim yoktu. Bilkent’in sınavına girdim ve birincilikle kazandım. Öğrenciyken de annemin başının etini yedim. “Ne işim vardı operacı olacak” diye. Annem okulda okurken “Bir gün dünya starı olacaksın ve bana bu söylediklerinden dolayı pişman olacaksın” derdi. Okul bitince, opera bir sınav açmıştı ve kazandım. İlk orkestralı provada olağanüstü bir alkış aldım ve o an kanıma girdi zehir. Eve gittim, gözyaşları içinde anneme sarıldım. O ilk alkışı aldığım an dönüm noktamdır.  

Bolşoy’da sahne alan üçüncü Türk sanatçısınız. O merdivenleri nasıl tırmandınız?

- Roma’ya gittim ve üç yıl boyunca Santa Cecilia Akademi’de dünyanın gelmiş geçmiş en büyük sopranolarından Renata Scotto ile çalıştım. Bir anda vizyonum değişti. Kendimi geliştirdim. Sonra 2012’ye kadar Ankara Operası’nda söyledim. 2012’nin başında Letonya Ulusal Operası’ndan bir teklif geldi. Beni bir eserde izlemişler. Orada Donizetti’nin Lucia di Lammermoor Operası ile ilk Avrupa macerama başladım. Dört yılda hayalini kurduğum bütün operalarda çıktım ve çıkacağım. Orası vitrin oldu benim için. Bolşoy teklifi ajansım aracılığıyla geldi. La Bohème’de iki temsil için çağırmışlardı. Çok beğendiler, La Traviata ve sonra Carmen’de yer almamı istediler. Bolşoy’da 10 küsür temsil yaptım. Ama hiçbir zaman “oldum” lafını etmedim.

 

KRİZ BOLŞOY KONTRATIMI İPTAL ETTİRDİ

Murat Karahan: Benim operacı olarak yaptığım şey, Arda’nın Barcelona’da yaptığı şeyle aynı

 

Rusya ile yaşanan gerilim sizi etkiledi mi peki?

 Şu anda Bolşoy ile sıkıntılı dönem yüzünden beş kontrat iptal etmek zorunda kaldık. “Biz de çok sıkıştık, ertelemek zorunda kaldık” dediler. Batı Avrupa’da çok ciddi angajmanlarım oldu. 2018’e kadar kapandı benim programım. Londra’da Covent Garden, Verona’da Arena di Verona, Parma’da Verdi Festivali, Viyana’da Wiener Staatsoper, Napoli’de San carlo, Bilbao’da ABAO, Berlin’de Deutsche Oper sahnelerinde rol alacağım. Verdi’nin doğum yeri Parma’da onun adına düzenlenen festivalde İl Trovatore’yi söyleyeceğim. Anlamayan arkadaşlar için “Benim operacı olarak yaptığım şey şu anda Arda’nın Barcelona’da yaptığı şeyle aynı” diyorum. 

BAKAN OLARAK LA SCALA’DA KONSER 

Geleceğe yönelik başka hayalleriniz neler?

- Çocukluğumdan beri hep “Bir gün Türkiye’nin ‘Kültür Bakanı’ olarak La Scala’da konser vermek istiyorum” derdim. Siyaset kafamın ucunda hep bir yerde duruyor.  

Queen’den ‘Show Must Go On’u da ‘Ankara’nın Bağları’nı da söylüyorsunuz, bu meslektaşlarınızın tepkisine neden oluyor mu?

- Bu benim operaya girdiğim günden beri verdiğim en büyük savaşlardan birisidir. Türk sanat müziğini annemden, türküleri babamdan öğrendim. Bunlarla büyüdüm. Her müziğin kendine göre güzelliği vardır. Operaya ilk girdiğim zaman söylenenler oluyordu. Bunlar bizim öz müziğimiz, içinde tarihimiz,
kültürümüz var.

 

Murat Karahan: Benim operacı olarak yaptığım şey, Arda’nın Barcelona’da yaptığı şeyle aynı

 

DEVLET DESTEĞİ OLMADAN OPERA DA OLMAZ

Kültür Bakanı Mahir Ünal’ın “Sanatçının memur olmasına karşıyım” sözlerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

- Kavram kargaşası yaşıyoruz bu konularda. Bir taraftan doğru, memur sanatçı olmaz. Ama devlet desteği olmadan da opera olmaz. “Memur sanatçı olmaz” deyip de “desteğimizi çekiyoruz” dersen bu sanat yaşayamaz. Operada bir gecede bir eseri çıkarmak için ortalama 150 kişi çalışıyor. Dünyanın hiçbir yerinde bilet satarak operanın masrafını karşılayamazsınız. Memur sanatçı insanı atalete iter. Bizdeki sistem maaşın adaletsiz dağıtımı sistemi. Operanın da kendi içinde düzenlemeler yapması gerekiyor.

Operanın bize ait olmadığı için dışlandığı, elitist bir sanat olduğu söylenir...

- Bu noktadan yola çıkarsak, futbol da bizim sporumuz değil. İngilizler kafatası tekmelerken bulmuş. O zaman futbol da oynamayalım. 2023 hedefi olan bir ülkeyiz. Almanya’da 60 küsur opera var. Sayın Bakan çok güzel birşey söylemiş. “Köklü bir opera geleneği var” demiş. Bu dönemde opera için köklü reformlar yapılacağını düşünüyorum. İyi sanat iyi mekânda yapılır. Bizim opera binamız yok. Türkiye’nin her yerinde stat yaptık. Bir stadın maliyeti operanın maliyetiyle hemen hemen aynıdır. Devletimin bir opera binası yapamayacak gücü yok. Operanın elitist bir sanat olduğu fikrine katılmıyorum. Bir buçuk saat içerisinde biletler tükeniyor ve boynunda fularlı adamlar gelmiyor. Bankacılar, başı kapalı ablalarımız, öğrenciler, herkes var.

 


Yorumları Göster
Yorumları Gizle