GeriKeyif Kolombiya’nın bir yüzü neşe, bir yüzü şiddet ama ben gelecekten umutluyum
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Kolombiya’nın bir yüzü neşe, bir yüzü şiddet ama ben gelecekten umutluyum

Kolombiya’nın bir yüzü neşe, bir yüzü şiddet ama ben gelecekten umutluyum

O, Kolombiya’nın en ünlü sanatçısı... Dikkat çekici ölçüde hacimli, ‘dolgun’ figürleriyle hem genelgeçer güzellik anlayışını tersyüz ediyor hem de sanatı sınırlarından kurtarıyor. Ama ressam ve heykeltıraş Fernando Botero’nun meselesi sadece ‘şişman kadın’ resimleri değil; aynı üslubu şiddet, savaş, terör, işkence temalı işlerinde de ülkesi Kolombiya’nın fırtınalı toplumsal tarihini yansıttığı eserlerinde de kullanıyor; kendi adıyla anılan üslubunu, ‘Boterismo’yu ilmek ilmek örüyor. Karaköy’deki Anna Laudel Contemporary’de sanatçının Türkiye’ye ilk defa gelen çalışmalarının yer aldığı ‘Günlük Yaşamın Şiiri Hayattan Sahneler’ isimli sergiyi fırsat bildik, 85 yaşındaki Kolombiyalı ustayla konuştuk.

Birçok insan sizi ‘şişman kadınların’ ressamı olarak tanıyor. Bu sizi rahatsız ediyor mu?

- Ben hacim ve duyguyla ilgileniyorum. Kadınları resmediyorum ama ölü doğa, manzara ve hayvan resimleri de yapıyorum. Hepsi de form açısından aynı coşkuyu taşıyor.

 Peki bu dolgunluk meselesi açısından kendinizi kimlere yakın görüyorsunuz?

- Düz yüzeyde dolgunluğu yeniden üretmeyi başaran Giotto’dan sonra birçok isim bu yönde çalıştı. Massaccio, Piero della Francesca, Michelangelo, Rubens... Böyle devam eden bir liste bu...

 Birçok yazar, eninde sonunda aynı konuya döndüğünü, hep aynı şeyi yazdığını söyler. Boğa güreşleri, sirkler, şiddet sahneleri... Siz kendi alanınızda bu duyguya hiç kapıldınız mı?

- Yazarlar okumak istedikleri kitabı yazdıklarını da söyler hep. Ressam da böyledir. Ne görmek isterseniz onu resmedersiniz ama ben saydıklarınız dışında epey konu üzerinde de çalıştım.

 Nasıl iyi sanatçı olunur? Kendi stilini bularak mı yoksa çağdaş sanatçılarla aynı tonu tutturarak mı?

- Sanatta en önemli unsur kişisel üsluptur. Zaten isteseniz de kendi zamanınızdan kaçamazsınız. Hep ‘çağdaş’ kalırsınız.

BUGÜN YAPILAN İŞLERİ PEK BEĞENMİYORUM

 Yeni nesil sanatçılara ne öğüt verirsiniz?

- Sanat tarihine çok dikkatli eğilmelerini öneririm. En önemlisi budur.

 Peki bugünkü sanat ortamını nasıl değerlendiriyorsunuz? Sanat tarihinin önemli bir noktasında olduğumuzu söyleyebilir miyiz?

- Bugün yapılan işleri pek de beğenmiyorum.

 Sırada ne var? “Bunu da yapayım” dediğiniz neler kaldı?

- Bir sonraki işimin ne olacağını ancak o işi yapmadan bir gün önce bilebiliyorum. O yüzden net bir cevap veremem.

Kolombiya’nın bir yüzü neşe, bir yüzü şiddet ama ben gelecekten umutluyum

İstanbul Karaköy’deki Anna Laudel Contemporary’de sergilenen ‘Günlük Yaşamın Şiiri Hayattan Sahneler’, 25 Haziran’a dek ziyaret edilebilir.

KOLOMBİYA ‘NARCOS’TAN İBARET DEĞİL

Bir röportajınızda, ülkeniz Kolombiya’yı “iki ayrı yüzü vardır” diye tanımladınız: “Bir yanda neşe, mutluluk, dans, kutlama, müzik... Diğer yanda şiddet...” Dünyanın, ülkenizin her iki yüzünü de yeterince tanıdığını düşünür müsünüz?

- Doğru. Kolombiya müziktir, neşedir. Ama şiddet ve dramdır da benim ülkem. Neyse ki gerillalar ve paramiliter gruplar arasında görüşmeler var. Ben ülkemin geleceği hakkında iyimserim.

 FARC ve hükümet arasında başarıyla sonuçlanan antlaşmanın yürürlüğe konması referandumda onay görmedi ve kalıcı barış şimdilik suya düştü. Siz sanat hayatınız boyunca Kolombiya’nın toplumsal tarihini de resimlediniz. Bugün ne düşünüyorsunuz ülkenizin durumu hakkında?

- Bir sanatçıya düşen, işini güçlü ve kaliteli bir şekilde ortaya koymaktır. Bazen tarih ve siyaseti de işinde yansıtabilir ama esas sorumlu olduğu kendi hüneridir. Ben bu barış sürecini çok takdir ettim; ileride kalıcı bir barış kurulacağını da düşünüyorum.

Kolombiya’nın bir yüzü neşe, bir yüzü şiddet ama ben gelecekten umutluyum

‘Cüzdanlı Kadın’, 2010.

 Uyuşturucu çeteleri, şiddet ve özellikle de Pablo Escobar’la tanınan Medellin şehrinin çocuğusunuz. Bu saydığım unsurları çalışmalarınızda da kullandınız. Eserlerinizi ‘tarihe tanıklık’ olarak mı görüyorsunuz?

- Medellin, Pablo Escobar’dan ibaret değil. Uyuşturucu çetelerinden de... Çok şeydir Medellin. Harika insanların yaşadığı dinamik bir şehirdir. Tarihe tanıklık meselesine gelirsek, az önce söylediğim gibi, benim sorumluluğum sadece işlerimin niteliğinde yatar.

 ‘Narcos’ ve ‘Escobar’ isimli televizyon dizileri son yıllarda çok popüler oldu. İzleyebildiniz mi? Sizce konularını isabetli bir şekilde yansıtıyorlar mı?

- Bazı bölümlerini izledim. Şu kadarını söyleyeyim: Kolombiya ve Medellin o TV dizilerinde yansıtılanlardan çok farklı.

 Medellin’liler de sizi ne kadar sevdiklerini, şehrin en işlek meydanına sizin isminizi vererek gösterdiler. Ne düşünüyorsunuz ‘Plaza Botero’ hakkında?

- Çok çok gururlandım. ‘Plaza Botero’ beni onore etti.

 Yine Medellin’de, 1995’te sizin ‘El Pajaro-Kuş’ isimli heykelinizin altında bir bomba patlamış, onlarca insan ölmüş ve yaralanmıştı. Ne hissettiniz?

- Çok dramatik bir gündü. 22 insan öldü. Kimse de halen o bombayı kimin koyduğunu bilmiyor.

Kolombiya’nın bir yüzü neşe, bir yüzü şiddet ama ben gelecekten umutluyum

‘Yatan Kadın’, 2013.

 

MARQUEZ’LE HİÇ ARKADAŞ OLMADIK

Tüm dünya iki büyük Kolombiyalıyı tanıyor. Sizi ve Gabriel Garcia Marquez’i... Ama bildiğim kadarıyla siz onunla beraber anılmayı pek sevmiyorsunuz. Neden?

- Herkes gibi ben de Marquez’e hayranım. Ama bazı nedenler yüzünden asla arkadaş olmadık. O kadar söyleyeyim.

 Yıllardır Avrupa’da yaşıyor ve çalışıyorsunuz. Hiç Türkiye’yi gezme imkânı buldunuz mu? Takip ettiğiniz Türk sanatçı var mı?

- Türkiye’ye sadece Pera Müzesi’ndeki retrospektifim için gelmiştim. Yedi sene evvel. Sanatla ve tarihle dopdolu muazzam bir ülke; anıtları muhteşem. Ama ne yalan söyleyeyim, çağdaş sanatçılarınızı tanımıyorum.

 

 


Yorumları Göster
Yorumları Gizle