GeriKeyif ‘Hollywood estetiği kullanma bilinci popüler sinemayı düzlüğe çıkaracak’
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

‘Hollywood estetiği kullanma bilinci popüler sinemayı düzlüğe çıkaracak’

‘Hollywood estetiği kullanma bilinci popüler sinemayı düzlüğe çıkaracak’

Ünlü sinema yazarı Kerem Akça’nın ilk kitabı, ‘h2O kitap’ etiketiyle raflara girdi. Akça, ‘Yerli Sinemada Hollywood Kuşağı’ adlı kitabında 2000-2016 arasında Amerikan ana akım sinemasının dekupajını uygulayarak bir kuşağa dönüşen yönetmenlerin filmlerinden bahsediyor. Kitap için Kasım’da TÜYAP Kitap Fuarı’nda bir de imza günü yapıldı.

Ülkemizde genelde sanat sinemasının içinde kuşaklardan bahsedilir. Ama siz popüler sinemanın kaynakçası olarak Yeşilçam’ın kabul edildiği bir ülkede Hollywood estetiğini benimseyen bir kuşak çıktığını ileri sürüyorsunuz. Bunun dayanak noktası nedir?
90'larda çıkan Yeni Yönetmenler Kuşağı sonrası başka jenerasyonlardan da bahsetmek mümkün mü?
1949’da Ömer Lütfi Akad’ın önderlik ettiği Sinemacılar Kuşağı, 70’lerde Yılmaz Güney’in başlattığı Türk Yeni Dalgası ve 90’larda çıkan Yeni Yönetmenler Kuşağı, ülke sinemasına paha biçilmez bir miras kazandırdı. Metin Erksan, Ömer Kavur, Nuri Bilge Ceylan gibi yönetmenler Avrupa modern sanat sinemasının etkisini bize özgü hikayelerle desteklediler. Yeni milenyumun ilk yıllarında ‘Yeni Yönetmenler Kuşağı’nın Semih Kaplanoğlu ve Tayfun Pirselimoğlu önderliğinde ikincisi devreye girdi. Ama bir taraftan da Onur Ünlü, Ezel Akay gibi isimleri içeren postmodern kuşak özgün işlerle üretim yapıyor. "Hollywood Kuşağı" 90'larda Sinan Çetin ve Mustafa Altıoklar'ın film çekip cesaretlendirme işlevini üstlenmesi sonrası devreye girdi. Taylan Kardeşler, Abdullah Oğuz, Ömer Faruk Sorak ve Mahsun Kırmızıgül önderliğindeki bir öncü kuvvetle başladı. Tolga Örnek ve Alper Mestçi de bunlara destek verdiler. 2010’larda çıkan ikinci kuşak bile 3-4 film çekmiş durumda. Bu sebeple de yurtdışı kaynaklı popüler sinema etkisini böyle bir jenerasyonla anmak daha doğru olur. Yine kitabın kapağına malzeme veren Kıvanç Baruönü, Alper Çağlar ve Doğa Can Anafarta kendi alanlarında dekupaja hakim işler çıkardılar, çıkartmayı da sürdürüyorlar.

‘Hollywood estetiği kullanma bilinci popüler sinemayı düzlüğe çıkaracak’

Kitabın iyi-kötü ayrımı yapmadan Hollywood estetiğini uygulayan filmlere odaklı bir çalışma olduğunu söylüyorsunuz. Size göre bu 64 film arasında gerçekten iyi denebilecek ve sinema tarihinde iz bırakması garanti filmler hangileri?
Öncelikle tüm zamanların en iyi 20 yerli filmi listeme giren Taylan Kardeşler'in Küçük Kıyamet'i. Onun arkasından biçimci tür sineması devrimi gibi duran Ömer Faruk Sorak'ın Sınav'ı ve bu topraklarda savaş filmi olarak başka bir seviyede duran Nefes: Vatan Sağolsun olabilir.
‘Hollywood estetiği kullanma bilinci popüler sinemayı düzlüğe çıkaracak’

Kitapta Hollywood kuşağının 1 Ocak 2000-31 Aralık 2016 arasındaki ürünlerini ele alıyorsunuz. Eğer 2017'ye ve 2018’e girseydiniz bu toplama hangi filmler eklenirdi?
Kitabın kapağında da gördüğümüz 2010’lar kuşağına mensup Doğa Can Anafarta, 2017’de Hollywood ekolüne dahil edilebilecek iki film daha çekti: Biz Size Döneriz ve Damat Takımı. Can Ulkay’ın birinin ortak yönetmenliğini yaptığı iki filmi Ayla ve Müslüm de kesin girerdi.
Ulkay’ı bu kuşağa dahil etmek mümkün. Kitapta üç filmi bulunan Kıvanç Baruönü’nün Arif v 216’sı, Cingöz Recai, Kötü Çocuk, 4N1K, Deccal 2, Can Feda, Keşif, Her Şey Seninle Güzel, Bebek Geliyorum Demez, Siccin 5, İstanbul Muhafızları ve Hürkuş da unutulmamalı. Yani
80’i bulurdu adet. Öte yandan Fetih 1453’ün gişede 6.572.618 adedine ulaşması 2012 için bir kazançtı, ama iki ‘Recep İvedik’, bir ‘Düğün Dernek’ filminin onu ekarte etmesi zor olmadı. 2017 ve 2018’de ise Ayla’nın 5.589.717, Arif v 216’nın 5.000.000’a ulaşması, ilk 10’daki Hollywood estetiğiyle çekilmiş film adedini üçe çıkardı. Müslüm’ün, 6.2 milyonu geçmesine karşın halen emin adımlarla ilerlemesi ise bir başka kazanç. Zirveyi görürse önemli bir atılım olur bu alan için. Bu yılın tablosundan gözüken ‘gerçek hikaye’ ve ‘biyografi’nin artık Batı standartlarında filmlere/projelere daha fazla dönüşeceği...
Bizim coğrafyamızda Hollywood etkisi denince genelde yasadışı yeniden çevrimler akla geliyor. Fıstık Gibi Maşallah'tan Şeytan'a kadar uzanan uzun bir listeden söz edilebilir. Bu eğilim önlenemez bir alışkanlığa dönüşmüş durumda. Günümüzde halen bu furya devam ediyor mu?
Katılıyorum. Ama Cem Yılmaz bunlarla dalgasını geçmeyi iyi beceriyor. Elbette Şeytanın Pabucu, Plajda, ;D@bbe serisi, Görünmeyenler gibi fazlasıyla yasadışı yeniden çevrim var. Ancak bunların son dönemde hakları satın alınmaya başlandı. Özellikle Kore ve Asya yeniden çevrimlerinde en azından ‘yasal’ olunabiliyor. Evim Sensin, Acı Tatlı Ekşi, Senden BanaKalan gibi böylesi örnekler arttı. Kalite de yavaş yavaş yükseliyor. Açıkçası Hollywood'u bilinçli bir dile çevirmek, illegal yeniden çevrime malzeme etmenin önüne geçti. Kitabımdaki örnekler ve devreye giren kuşak, "kolaycılık"ın yerine "emek"i ve "teknik beceri"yi yerleştiriyor. Lucky Red Film’in yasal Sony Pictures uyarlamalarına 2017’de İlk Öpücük ile start verdikten sonra bu yıl da Her Şey Seninle Güzel’e imza atması ilginç bir yaklaşım getirdi.
‘Hollywood estetiği kullanma bilinci popüler sinemayı düzlüğe çıkaracak’

Kitabın girişinde vizyona giren film adedinin 150-200’e ulaştığı günlerden bahsediyorsunuz. 2017 ve 2018’de de 150’nin üzerine çıktı film adedi. Hatta bu yıl 179’u buldu. O dönemin kalitesine göre bu dönemi nasıl buluyorsunuz?
Özellikle popüler sinemada farklı denemeler görebiliyoruz. Örneğin bu yıl üç bilimkurgu filmi var. Korku sinemasının geleneği ise değişmiyor. Aksiyon-macerada biraz daha yol almamız gerekiyor bana kalırsa. O alanda net bir saygı duyulacak film yok. Ama animasyonlar ve animasyon-kurmaca kırması projeler artıyor. Can Feda, Nefes: Vatan Sağolsun’un yolunda ilginç bir deneme. O dönemde senede üçten fazla senaryo yazan veya film yöneten isimler vardı. Şimdi de Onur Ünlü’nün fark yaratan postmodern işleriyle senede üç filme ulaştığı görülebiliyor. Elbette Murat Şeker, Çağan Irmak ve Özgür Bakar’ın yanı sıra Kıvanç Baruönü ile Alper Mestçi de ikişer filme imza atıp sadece bunlardan birini bu kitabın konusuna uygun hale getirdi. Bu da ‘üretim’e gösterilen emeği vurguluyor.
Hollywood seviyesine ulaşılırken destansı hava yaratan; ‘helikopter kamera’, ‘money shot’ ve ‘2.35:1 geniş ekran formatı’ ilk kez hangi filmde kullanıldı? Bunların gelişimiyle ilgili bilgilendirme yapar mısınız?
2001’de Vizontele’de Uğur İçbak’ın katkılarıyla ‘helikopter kamera’ sektöre girdi. 2004’te ise Organize İşler’in geçmişte tek tük gördüğümüz, Hollywood blockbuster filmlerinin ‘geniş ekran formatı’ 2.35:1 çekildiğini gördük. Hatta ‘money shot’ da bunlara eklendi. ‘Hollywood usulü genel çekim’ sinemaya ‘gösteriş’ için de olsa girmiş oldu. Sonrasında bu bir alışkanlığa dönüştü. 2007’de Beyaz Melek, bu formatı aksiyon sahnelerini ve helikopter kamerayı bilinçli kullandığı bir estetik kaygıya çevirdi. Mahsun Kırmızıgül, diğer filmlerinde bu dokunuşu sürdürdü. Yeşilçam’ın geleneğinden çıkan deneyimli popüler sinema yönetmeni Osman Sınav bile bu formatta film çekti. Nefes: Vatan Sağolsun, Kırımlı, Çanakkale: Yolun Sonu, Fetih 1453, Dağ 2, Can Feda bu anlamda değerli işler.
Net olarak Amerikan aksiyon filmlerinin seviyesini yakalayan bir filmden bahsetmek mümkün mü? Figüranlı Hollywood usulü aksiyon sahnesi çekme furyası hangi eserler sayesinde aktif oldu?
Osman Sınav’ın 2007 yapımı Pars: Kiraz Operasyonu, senaryosuyla Yeşilçam algısı yaratsa da ‘yolda geçen araba takip sahnesi’yle ‘figüranlı/görkemli aksiyon sahnesi nasıl çekilir?’sorusunu cevapladı. Sonrasında Miras gibi trash (çöp) aksiyon filmleri onun yolunu izlese de
esasen Alper Çağlar’ın postmodern ve Kore Yeni Dalgası etkili olduğu için bu kitaba girmeyen Panzehir’i, Murat Aslan’ın Pak Panter’ini, Ersoy Güler’in Yusuf  Yusuf’unu ve Sen Sağ Ben Selamet’ini, Mahsun Kırmızıgül’ün tüm filmlerini bu eğilime dahil edebiliriz.
‘Hollywood estetiği kullanma bilinci popüler sinemayı düzlüğe çıkaracak’

Görsel efektlerdeki atılım olarak hangi seneler önemli?
2004’te G.O.R.A.’da ‘görsel efekt’e dayalı A-tipi bilimkurgu parodisi yaratma arzusu açığa çıkmıştı. Ama o zaman ‘yeşil ekran teknolojisi’ kullanılmadı. 2012’de Faruk Aksoy Fetih 1453’te bu 2004’de çıksa da esasen 2006’da 300 sonrası popüler olan teknolojinin hafif
Avrupa piyasasına uygun halini devreye soktu. Bundan sonrasında da ‘Post-Fetih 1453 filmleri’ olarak ayrı bir kol açıldı. Birleşen Gönüller bu alana dahil edilebilir.
Size göre 2018’in vizyona girmesi ve girmemesi fark etmeksizin gerçek anlamda iz bırakan filmleri hangileri oldu?
2018’de benim için beş başyapıt seviyesini zorlayan film vardı. Birincisi Wes Anderson’ın Köpek Adası (Isle of Dogs), ikincisi Bertrand Mandico’nun ilk filmi Vahşi Oğlanlar (Les Garçons Sauvages), üçüncüsü Alfonso Cuaron’un Roma’sı, dördüncüsü Yorgos Lanthimos’un Sarayın Gözdesi (The Favourite), beşincisi Gabriel Abrantes-Daniel Schmidt imzalı Diamantino. Elbette bu yıl ülkemizde ilk kez vizyona giren modern klasikler Gizem Treni (Mystery Train) ve Köpek Dişi (Dogtooth) ile Orson Welles’in tamamlanan lanetli projesi/klasiği The Other Side of the Wind de Netflix’in katkılarıyla önemli miraslar olarak akıllarda kaldı. Yerli sinemada ise Yol Kenarı’nın sinema tarihimizin en iyi 20 filmi arasına girmeye aday bir ustalıkta olduğunu eklemeliyim.


Yorumları Göster
Yorumları Gizle