GeriKeyif Fil Kadar Küçük ama...
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    2
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Fil Kadar Küçük ama...

Fil Kadar Küçük ama...

Fil Kadar Küçük kitabının çevirmeni Anıl Ceren Altunkanat, kitabın yazarı Jennifer Richard Jacobson ile röportaj yaptı, ortaya hem ilginç hem de çok eğlenceli bir hikâye çıktı. İthaki Yayınları’nın dilimize kazandırdığı kitap, sıra dışı bir gerçekliğin öyküsü…

Öğretmenlik, annelik ve yazarlık! Yaşamınızın merkezinde çocuklar var gibi... Bu üç uğraşı bir bütün kabul edersek; çocuklar (ve elbette dünya) üzerinde nasıl bir iz bırakmak istiyorsunuz?
Sanırım haklısınız, çocuklar her zaman yaşamımın merkezinde olmuştur. Henüz çocukken bile kendimden küçüklere bakardım; sevgi dolu kuzen, düzenli bebek bakıcısı, daimi kamp danışmanıydım. Çok mutlu bir çocukluk geçirmedim; sanırım çocuklara ders vermek – ve onlar için öyküler yazmak – özlemini çektiğim desteği, güveni, esin ve neşeyi onlara sunmama olanak sağlıyor. Belki de kendimi yeniden büyütüyorum. Bırakmak istediğim ize gelirsek… Her çocuğun yaşamın zorluklar içerdiğini ama kendilerinin de özel bir büyüye sahip olduğunu bilmesini istiyorum. Yeterli olduklarını bilsinler istiyorum. Müstakbel yazarlara esin vermeyi çok isterim.

Çocukluğunuza damgasını vuran kitaplar hangileriydi?
Kibritçi Kız gibi hüzünlü öykülerden hoşlanırdım. Ama en sevdiğim kitap E. B. White’ın yazdığı, Charlotte’un Sevgi Ağı'ydı.

Fil Kadar Küçük ama...

Şimdilerde neler okuyor, hangi yazarlardan etkileniyorsunuz?
Son derece derlemeci bir okurum; okuma tercihlerimi üzerinde çalıştığım metin etkiliyor. Örneğin kaza kurşununa kurban giden arkadaşının ölümüyle başa çıkmaya çalışan bir çocuğun öyküsünü yazıyorum. Ve şu an elimdeki kitaplar: Cenaze Evi, Şenlik Evi, Alison Bechdel (yetişkinlere yönelik çizgi roman); Devotion, Dani Shapiro (anı); The Bone Gap, Laura Ruby (gençlik romanı); ve Aynı Yıldızın Altında, John Green (gençlik romanı). Bu kitapların hepsi, çok farklı şekillerde ölümle ilgili – ve benim kitabımdan çok farklılar. Ayrıca yakın zamanlarda Anthony Doerr’in Göremediğimiz Tüm Işıklar adlı kitabını ve Lily King’in Keşfetmenin Coşkusu’nu okudum – güzel yazıldıkları için. Ve bir itiraf: Sonunda Harper Lee’nin Bülbülü Öldürmek kitabını okudum – bu kitabı okumadan nasıl yazar olmuşum, hiç bilemiyorum.

Çocuklarda okuma (ve yazma) alışkanlığını geliştirmek için neler yapılmasını önerirsiniz? 
Olabildiğince seçenek sunmak gerektiğine inanıyorum. Çocukları yaşamalarını zenginleştireceğimizi ya da okuma seviyelerine uygun olduğunu düşündüğümüz kitaplara yönlendirmek için fazla çaba sarf ediyoruz. Çoğu yetişkin “tam en doğru zamanda” çok önemli bir kitapla tanıştığını anımsar. Bu son derece motive edici bir deneyimdir. Oğlum 7 yaşındayken elinde Jack London’ın Vahşetin Çağrısı kitabıyla dolanıyordu. Kitap onun için fazlasıyla zordu (doğrusu dili benim için bile ağırdı). Öğretmeni de ben de “okur gibi” yaptığını, kitabı yanında taşımanın ona güven verdiğini varsaydık. Elinden alıp başka bir kitap okutma çabasına girmedik. Birkaç hafta geçmişti ki sınıfta bir öykü yazdı. Jack London üslubunda yazılmış, kurtlar hakkında özgün bir öyküydü. Söylememe gerek yok, öğretmeni de afallamıştı ben de. Çocuklar kimi zaman seviyelerinin üstünde, sıklıkla da altında kitaplar okur ama tüm bu okumalar değerlidir. Çocuklar seçim yaptıklarında genellikle okumaktan vazgeçmezler.

Kahramanınız Jack bambaşka bir çocuk. Onun gibi bir çocuk tanıdınız mı?
Sanırım karakterlerimin hepsinde benden bir parça var. Ama hiçbir karakterim gerçek çocuklara dayanmaz. 

 

Fil Kadar Küçük ama...

 

Kitapta fillerin ve fil metaforunun yeri önemli. Neden filler?
Çünkü çok anaçlar. Tehlike anında bile çocukları bırakmazlar. Filleri seçmemin bir nedeni de, onlar hakkında daha fazla şey öğrenmek. Kitapta geçen şu alıntı, “Yaşlı Plinius, numaralarını öğrenmekte zorlanan ve bu yüzden sahibi tarafından şiddetle dövülerek cezalandırılan bir filin, o gece, geç saatlerde çadırında bu numaraları çalıştığını gözlemlemiştir” yıllarca çalışma masamın üstünde asılı kaldı. Bu beni hem büyülemiş hem de çok üzmüştü.

 

 

Sizce Jack nasıl bir yetişkin olacak? Annesiyle, ailesiyle ilişkisini gelecekte nasıl şekillendirecek?
Çok ihtiyatlı biri olacak. Değişime ilişkin her işareti gözleyen, korku içinde yaşayan bir çocuk. Yıllarını annesini izleyerek, onun manik ya da depresif döneme girip girmediğini düşünerek geçiren bir çocuk. Böyle bir çocuk her zaman tetikte bir yetişkin olur, eşi ve çocukları hakkında her şeyi bilmek ister. Uyumlu ve inatçı biri. Jack işleri şu ya da bu yolla yürütürse çözüm bulacağına inanıyordu. Bence yetişkinliğinde de böyle kararlı olacaktır. Gerçekçi biri. Belki tüm ilişkilerin “tamir” edilemeyeceğini öğrenir ve oluruna bırakır. Kafası karışık, kendiyle çatışan biri. Belki Lydia’yı ziyarete gider ama aldığı bilet onun esaretini pekiştirdiği için perişan hisseder. Bir fil özgürlüğü aktivisti olabilir. Başarılı. Derler ki bir çocuğun yaşamında, ona süregiden bir mutluluk sağlamak için sevgi dolu tek yetişkinin olması yeterlidir. Jack’in büyükannesi vardı. Sevgi dolu. Bence Jack durmak dinlenmeksizin seviyor… Annesine bir Monopol anı yaşatma arzusu da bunu gösteriyor. 

 

 

Fil Kadar Küçük filme uyarlanacak olsa başrolleri kimlerin oynamasını isterdiniz?
Ne yazık ki bu soruyu yanıtlayabilecek kadar film izlemiyorum (ve çocuk oyuncuları tanımıyorum). Bunu bir çözüm bulmalıyım! Büyük Jack rolü için Jack Black aklıma geliyor (harika olmaz mı?) ve anne rolünde de Toni Collette muhteşem olurdu. 

Biraz da son romanınız, Paper Things’den söz etsek? Tasarım aşamasında olan yeni projeleriniz nelerdir?
Paper Things’de 11 yaşındaki Ari ve ağabeyi Gage, koruyucuları Janna ile yaşıyor. Gage reşit olunca Janna’dan ayrılmaya karar veriyor ve kız kardeşini yanına alıyor. Ne yazık ki Gage’in ikisinin yaşayabileceği bir yeri yok. İnternette onları misafir edecek yerler arıyor, yerel barınağa sızıyor ya da depolarda kalıyorlar. Ari bu sırada daha önceki hedeflerine tutunmaya çalışıyor. Bir kez daha şu soruyu ele alıyorum: Ne zaman sıkı sıkıya tutmalı, ne zaman bırakmalısın? Üzerinde çalıştığım öykü ise şimdilik Dollar Kids adında. Bu öyküde 11 yaşındaki Sawyer’ın annesi 1 dolara bir ev alıyor ve aileyi, umutsuzca değişime ihtiyacı olan ama bundan kaçınmak için elinden geleni ardına koymayan eski bir fabrika kasabasına götürüyor. Taşınmanın yanı sıra Sawyer evlerinin komşu dükkânında vurulan arkadaşının yasıyla da boğuşuyor. 

Son olarak; yazma hayalleri kuran çocuklara (ve yetişkinlere) önerileriniz nelerdir?
Yazmayı öğrenmenin, bir spor yapmayı ya da müzik enstrümanı çalmayı öğrenmeye benzediğine inanıyorum. Sık pratik yapmak, düzenli geri besleme (güvenilir bir okur edinip destek ve yerinde öneriler almak), sürekli öğrenmek (okumak, okumak, okumak!), risk almaya gönüllü olmak gerek… Ve elbette ara sıra başarısızlık yaşamayı kabul etmek. 


Yorumları Göster
Yorumları Gizle