GeriKeyif Atilla Atalay’ın ‘Yavaş Tren’ine bakmak iyi geliyor
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Atilla Atalay’ın ‘Yavaş Tren’ine bakmak iyi geliyor

Atilla Atalay’ın ‘Yavaş Tren’ine bakmak iyi geliyor

“Okumak iptiladır, müptelalara selam” diyor, İletişim yayınları. Mizahçı Atilla Atalay’ın son kitabı Yavaş Tren, zor zamanlarda yaraları gülerek sarmayı öğütlüyor. “Sıhıntı yoh” diyor, yani…

Bu sefer bizi neden daha çok ağlatmaya meylettiniz?

Şu aralar cümleten, ağlamaya ya da sebepsiz gülerek katılmaya meyyal hallerimiz var, ondan olabilir. Nietzsche demiş galiba "Okur kadar metin vardır" diye. Yazılan, okuyanın ruh durumuyla değişik anlamlar kazanıyor. Kitapta benimle doğrudan ilgili, fazladan hüznü olabilecek "Kelimeler Başçavuşum" diye bir öykü var. Babamın ölümü ardından yazmıştım. Başka türlüsü de olmazdı zaten. Onun dışında; Sıdıka, Sıkılhan, Yüksek Gurme Süheyl Başdamak, İlişki Gurusu- Yaşam Koçu Lanbânu Ohnur, atom altı parçacıklarla uğraşan Prof. Nüvit Potuk gibi mizah tiplemeleri var. "Sıkıntı yok" yani...

Atilla Atalay’ın ‘Yavaş Tren’ine bakmak iyi geliyor

Tiplemeleriniz arasında en çok hangisine torpil geçiyorsunuz?

Mizah yazarı için en keyifle yazdığı karakter en yenisi oluyor. Onla ilgili değişik keşiflerde bulununca seviniyor, bir dönem hayata o gözle bakıyorsunuz.  Bu kitapta yok ama, Sebastian'ın iş vereni Majesteleri Eray tiplemesi ilk göz ağrım. Sıdıka'nın da yeri ayrı tabii. Ama şu aralar, Sıkılhan'daki yan karakterler; Gelmeyen Kargocu Renan, Çağrı Merkezi İnsanı Nurcall ve "Ticared Gurusu" Enes Binsatar'ı daha bir keyifle, eğlenerek yazıyorum. 

KALAN SAĞLARA SAHİP ÇIKMAK GEREKLİ

Her Ati bey kitabı gönlümüzde başka tınlıyor. Benimkisi Menekşe İstasyonu… Başlarken Ebekulak’tı. Sonra büyüdük… Okurlarınızı büyütmek nasıl bir his?

Okurlarla beraber mizah yazarı olarak siz de büyüklerin ciddi, uzlaşmacı dünyasına karışıp kaybolmadığınız sürece sorun yok. Zira, yaş aldıkça çoğu insanın gerçek mizahla ilişkisi karikatür retivitlemekten ibaret kalabiliyor...

Atilla Atalay’ın ‘Yavaş Tren’ine bakmak iyi geliyor

Karakarga, Pulbiber, Mağara gibi pek çok mizah dergisi kapandı…

Mağara Dergisi, Sevgili Vedat Özdemiroğlu'nun başı çekmesiyle yazıp çizenlere yeni sayfalar açmış güzel, doyurucu bir dergiydi. Devam edebilseydi pek çok yeniliğe imza atacağından da eminim. Ama ekonomik koşullar gereği yalnızca Mağara değil, Karakarga ve birkaç dergi daha kapanmak zorunda kaldı. Kalan sağlara sahip çıkmak gerekli. 

Mizah dergilerinde herkes neden burnunun dikine gidiyor?

Haftalık mizah dergileri ağırlıklı olarak gündeme ilişkin kapak yaparlar ama diğer sayfaları yazar çizerlere ait değişik yaklaşım ve tarzlarda köşelerden oluşur. Ayrıca her biri yazıp çizmeye hevesli gençler için okul niteliği taşır. O yüzden ne kadar çok olurlarsa o kadar iyi diye düşünüyorum. 

Mizah dergileri değil ama sürekli aynı manşetlerle çıkan epey sayıdaki gazete bir araya gelip tek gazete çıkarsa, bizim için de kolaylık olur. 

“İNSAN ANCAK ÖLDÜĞÜ ZAMAN YAZAR OLUR”

Silivri’de hayat nasıl?

Silivri'deki hayatlar içinde en az ilgi çekici olanı benimkisidir herhalde. Doğrudur, Oğuz Aral'ın da doğum yeri olması ve yıllardır birçok mizahçının burada oturması Silivri'de epey yazı çizi üretilmesine yol açtı. Ama son yıllarda cezaevi yüzünden dışarıdakinden çok daha fazlası "içeride" üretiliyor. Birçok gazeteci, yazar ve çizerin "Silivri anılarını" anlattığı onlarca kitap var. Görünen o ki, daha da okuyacağız. "Sıkıntı var" yani...

Bir yazarın en büyük kazası kağıt kesiği derlerdi, öyle midir sahi?

Yok ben en son ayağıma lap top düşürdüm. Gerçi aslında yazar da sayılmam. Ephraim Kishon "Ben yazar değil mizahçıyım. İnsan ancak öldüğü zaman yazar olur" demiş. Mizahçılık ise çok daha fazla kaza riski içerir. Birisi yazıp çizdiklerinizi kazaen başka bir yerinden anlarsa vay halinize. 

Her kitabınızın kapağı usta kalem Latif Demirci’ye ait…

Yazdığınız şey görselleşirken; bu ister kitap kapağı, ister yazı vinyeti ya da sinema filmi olsun, ilgili kişinin de iyi bir mizah duygusuna sahip olması büyük bir avantaj. Bu anlamda Latif Demirci benim en iyi anlaştığım mizah ustası. Leman ve Mağara'da Kemal Aratan'ın çizdikleri ise yazılanı çok daha anlamlı ve komik bir hale getiriyor. Doğal olarak, iyi bir mizah okuruyum.

En çok kimlere gülüyorsunuz?

Hemen her hafta Yiğit'e (Özgür) atılan yüksek sesli sağlam bir kahkaham vardır. Can Barslan ve İrfan Sayar ortak çalışmalar dışında özel yaşamımızda da en çok güldüğüm iki meslektaşım. Bekir Coşkun ile Gülse Birsel'in kalemlerine de ayrı bir hayranlığım var. Daha çok. Hepsi buraya sığmaz…

YAVAŞ TREN’İ YEĞENİM DOĞA’YA ADADIM’

Bu ara en çok ne dinliyorsunuz?

Son olarak, uzun yollar boyunca, arabada Zülfü Livaneli'nin ellinci sanat yılı için yapılan üç cd'yi dinledim. Çalışırken, Latin Müziği dinlemeyi tercih ediyorum. Sözler yüzünden dikkatim dağılmıyor ve tempolu.

Minikler ligi nasıl? Neler yapıyorlar, nasıl ilham veriyorlar?

Miniklerin, eşsiz, net ve içten bir mizah dünyası var. Daha doğrusu minik şahıs kendince ciddi oluyor da biz ona gülüyoruz. Sözcüklerin anlam kaymasına uğradığı, perspektifin olmadığı bir karikatür evreninde yaşıyorlar aslında. Karpuz çok uzakta olduğu için rahatlıkla ona "Aa bak erik" diyebiliyorlar örneğin. Farkında olmadan zaman ve mekanla oynuyorlar. Bu da biz mizahçıların saatlerce yazıp çizerek oluşturmaya çalıştığı bir atmosfer. Onlar en az beş yıl orada koşuşup duruyorlar, ne güzel. O yüzden ben Yavaş Tren'i henüz minik bir kız olan Doğa'ya adadım. 

İnsanlığımızı unutmamak için çabalıyoruz. Peki bu köklere dönüş operasyonu ne kadar tehlikeli?

Yeterince köklere, ilk insanların ilkine kadar dönebilirsek mesela, iyi olabilir. Sıfırdan başlarsak belki daha yaşanılır bir dünya elde ederiz.

Türkiye’de kalabilecek miyiz sizce? 

Kendi adıma, dünya üzerinde bu topraklardan başka yere gitmem, gidene de "kal" demem. Ama geri dönebilme olanağı sağlanırsa Mars'ı ciddi ciddi düşünüyorum. 


Yorumları Göster
Yorumları Gizle