GeriKeyif 50 yıllık gazeteci istihbarat örgütlerinin savaşını anlatıyor
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

50 yıllık gazeteci istihbarat örgütlerinin savaşını anlatıyor

50 yıllık gazeteci istihbarat örgütlerinin savaşını anlatıyor
refid:26935052 ilişkili resim dosyası

Doğan Yurdakul’un yeni kitabı ‘Manşeti Yıkın!’, bizde örneği az görülen siyasi gerilim türünde bir roman. İçinde şok tespitler, zihin açıcı analizler yatıyor. Kitaba Oda TV davasından tutukluyken, Silivri Cezaevi’nde başlamış Yurdakul: “Hakan Fidan’ı hedef alan ve Başbakan’a uzanacağı konuşulan soruşturma patlak verince başladım yazmaya.” Cezaevinde Ahmet Şık ile Nedim Şener’in Yurdakul’a yakmasını önerdikleri kitap bugün okurla buluştu.

`68 kuşağının önde gelen isimlerinden, 50 yıllık gazeteci ve yazar Doğan Yurdakul’un ikinci romanı ‘Manşeti Yıkın’ Doğan Kitap’tan çıktı. Roman, 2019 yılında yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesi istihbarat örgütlerinin kıyasıya savaşı ve Türkiye’nin medya-siyaset-cinayet üçgeninde gelişen bugünkü manzarasına dair pek çok göndermeye yer veriyor. Ayrıca romanda şok tespitler, zihin açıcı analizler de yapılıyor. İkili oynayan istihbaratçılardan organ mafyasına, insan kaçakçılığından NATO karargahına uzanan olaylar ve yaklaşan cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesi toz duman bir ülke...
Bizde örneği az görülen siyasi gerilim romanı türündeki kitaba Oda TV davasından tutukluyken, Silivri Cezaevi’nde başlayan Yurdakul, “Hakan Fidan’ı hedef alan, Başbakana uzanacağı konuşulan soruşturma patlak verince başladım yazmaya” diyor. Doğan Yurdakul ile kitabını ve Türkiye’nin görünen manzarasını konuştuk.

PAPAĞAN BİLE BAĞIRIR; “MANŞETİ YIKIN!”

“'Manşeti yıkın', bir gazetecilik jargonudur. Bir gece yarısı önemli bir haber çıkar, Genel Yayın Yönetmeni gazeteye telefon edip, ‘manşeti yıkın, bu haberi girin!’ der. Metin’in evcil ve geveze papağanı da evde ne zaman gergin bir hava olsa ‘manşeti yıkın!’ diye bağırır. Romanın adı bu metafordan geliyor. Yıl 2019, üç ayrı istihbarat örgütü var. Bir tanesi MİT. Diğeri ise TKM diye bir örgüt, terörle mücadeleye kaçakçılığı eklemişler. Bir de GKK, hepsinin üstünde ve başbakana bağlı. Üç örgüt arasında kıyasıya savaş var. Savaşın birinci nedeni; Cumhurbaşkanlığı seçimi yaklaşıyor olması. Üç örgüt de ayrı adayları destekliyor, diğer adayları itibarsızlaştırmak için suç yaratıyorlar; fuhuş, kaçakçılık, uyuşturucu… İkinci nedeni ise NATO’nun yeni bir yazılım geliştirmiş olması. Bu yazılım sayesinde bilgisayarında web kamerası kullanan biri internete girdiği anda evi gözlenmektedir. Bu yazılım hangi örgüte verilecektir?”

50 yıllık gazeteci istihbarat örgütlerinin savaşını anlatıyor

ELLERİ YOK CESETLERİN

“Bu arada iki saf gazetecimiz var. Biri Özgürlük adlı büyük bir gazetenin yargı muhabiri. Diğeri küçük tirajlı bir gazetenin yayın yönetmeni. Bir ihbar geliyor yargı muhabirine, bir tırda 4 ölü var diye. Atlayıp gidiyor, ölüleri buluyor, işin peşine düşüyor. Elleri yok cesetlerin. Haberi yapınca gazeteden kovuyorlar. Küçük gazetenin yayın yönetmeni Metin, kovulan muhabir Aydın’ı işe alıp, haberin izini kendi gazetesinde sürüyor. Patronu da Metin’den Ankara’ya gidip Cumhurbaşkanı adayının kim olduğunu bulmasını istiyor. Böylece iki gazeteci farkına varmadan derin devlet içi çatışmaların içine düşüyorlar. MİT’çilerden biri Camgöz lakaplı korkunç bir istihbaratçı, şişe dibi gözlük taktığı için öyle diyorlar, girip çıkmadığı yer yok. Çektiği bir görüntü, genç muhabir Aydın’a geliyor. O da televizyonda bizim bavulcuya benzer yandaş gazetecilerin hepsini dize getiriyor.”

AHMET İLE NEDİM DEDİ Kİ!

“17 yaşında başladım bu mesleğe. Bugünkü manzarayı çok kötü görüyorum. Oto sansür var. Kimse istediğini özgürce yazamıyor. Çünkü Türk medyasının üzerinde muazzam bir baskı var. Bu durum dünyada da tepki çekiyor. Gazeteci arkadaşlarıma bildiğinizi yapın, haberi sonuna kadar götürün desem (ki bu kitapta onu anlatıyorum zaten); adam nasıl yapacak? Doğru söylüyorsun, mu diyecek bana? Romanıma ilham veren, MİT müsteşarını tutuklamaya kalktıkları günlerdir. O zaman Silivri cezaevindeydik. Dedim ki “yazacağım arkadaş bunu”. Öylece başladım yazmaya. Orada başbakanı tutuklamaya götüren bir süreçti. Ahmet ile Nedim bunun üzerine dediler ki, “Ağabey, siz şimdiye kadar yazdığınız her şeyi yakın”. Neden, dedim! Koğuşu basarlarsa suç ortağı diye alıp götürürler, dediler. Sırada bir Bizans romanı var.


Yorumları Göster
Yorumları Gizle