GeriKelebek Kerpeten Ali, benden de izler taşıyor
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Kerpeten Ali, benden de izler taşıyor

Kerpeten Ali, benden de izler taşıyor
refid:14741971 ilişkili resim dosyası

Barış Falay, son zamanların “en sevilen kötü adamı” Kerpeten Ali’yi içinden çıkaran adam.

Hani dizi karakterlerinin kötü kalplisini sevmez, iyileri bağrımıza basarız ya, bu defa tam aksi söz konusu. Kendisi için rahatlıkla “ezber bozan” tanımını kullanmak mümkün... Eminim, “Ezel” izlenen evlere bir gizli kamera yerleştirsek, elimize geçecek görüntülerin çoğunda ev ahalisinin Falay’ı “Çok iyi oyuncu be! Çok iyi oynuyor be!” naraları eşliğinde izlediğine şahit olurduk. Resmen kötü adama sevdalandık, daha doğrusu ona can veren Falay’ın oyununa... Peki, nedir Kerpeten Ali’nin “olayı”? Barış Falay’la buluştuk ve bu konuyu didikledik. Bakın neler çıktı...


Biz Kerpeten Ali’nin içindeki potansiyel iyi adamı mı seviyoruz, ne dersiniz?
- Bu bana kalırsa iyiliği ya da kötülüğü sevmekle değil, hikayenin gerçek hayattaki duygularla paralelliğiyle ilgili. “Ezel”de, aynen hayatın kendisinde olduğu gibi salt çok iyi ya da salt çok kötü karakterler değil, birçok duyguyu bir arada yaşayanlar var. Hayatın kötü tarafına geçmek de zaaflarla ilgili. Zaafına yeniliyorsun, kötü oluyorsun, bu kadar basit. Kendi hayatlarımızda da durum böyle. ıstediğiniz kadar “iyiyim” deyin, mutlaka bir noktada zaafınıza yenik düşmüş ve birilerini üzmüşsünüzdür. Kimse sütten çıkmış ak kaşık değil, hepimizde zaaf var.
Kerpeten Ali’nin içinde Barış Falay da var o zaman yani, öyle mi?
- Var elbette. Mesela ben çok tutarlı bir adam değilimdir. Söylediğim bir şeyin tam tersini yapıyor olabilirim. Bu yönü Ali’de kullandım. Aslında bir karakteri canlandırırken temel durumları atlamadıkça çok uçlara gitme taraftarıyım. Kerpeten Ali sokaktan gelen adam. Oto tamircisiyken sınıf atlama peşinde maceralara atılmış, hatalara düşmüş ve bunun vicdani sorumluluğunu taşıyan bir karakter. Aslında içine sınırsız lezzet katabileceğiniz bir malzeme veren bir adam. Ben de bunu kullanıyorum.
KARAKTERİ FARKLILAŞTIRMAK İÇİN ÇOK UĞRAŞTIM
Ali’nin üstünüze yapışmasından korkar mısınız? Daha doğrusu şöyle sorayım, bir oyuncu için belirli bir karakterle tanınmak korkutucu bir şey midir?
- Korkmuyorum ben böyle bir şeyden, aslına bakarsanız bir rol üstünüze yapıştırıldıysa o işi iyi becermişsiniz demektir. Öte yandan ilk başta tekrar bitirimi oynamak biraz korkuttu tabii, “Aliye”deki Müco’ya benzetmemek için çok çalıştım.. Cebinizde 57 tane bitirim tip olmuyor oynayabileceğiniz. Nasıl yeni bir şey yaparım diye hakikaten çok uğraştım. şimdi izleyenlerden aldığım tepki, ne yalan söyleyeyim, çok hoşuma gidiyor.
Çok beğenilen, başarılı bulunan aktörler bir o kadar da kıskanılır ya da ne bileyim, aradan bir-iki tane “nefret edeni” çıkar. Ancak forumlarda ve sözlüklerde sizin için bir kişi bile kötü laf etmiyor! Herkes size bayılıyor! Nasıl oluyor bu?
- Mutlu ediyor bu durum beni... Ben kötü eleştiriyi sevmem aslına bakarsanız. Hani “eleştirin beni, kendimi geliştiriyorum” diyenler vardır ya, ben hiç öyle değilim. Direkt moralim bozulur, düşerim. Sebebine gelince... Mesleğimi çok seviyorum ve çok severek yapıyorum, başka da bir şeyle uğraşmıyorum, bunu görüyorlardır belki. Yakışıklı görüneyim, güzel olayım sıkıntılarım yok, bir rol alıyorum ve iyi yapmaya çalışıyorum.
“Ezel”in şiddete yaklaşım açısından bir tavrı olduğunu düşünüyor musunuz? Gerçi RTÜK’e göre sigara ve “seksi içerik” daha zararlı ama yine de sorayım.
- şiddet hayatın her alanında var, televizyonda da olacak. Ama şiddeti televizyonda nasıl gösterdiğiniz önemli. Ölümü normal bir şeymiş gibi gösteremezsiniz. “Ezel”de şiddetin sorgulaması ve vicdani boyutu var ve bu açıdan içeriğinde şiddet barındıran başka yapımlardan keskin bir şekilde ayrılıyor bence.
FOTOROMAN OYUNCULUĞU YAPMAK KOLAY
Piyasada “kötü oyunculuk” adına gözünüze çarpan neler var?

- Louis Armstrong demiş ya “Dünyada iki tür müzik vardır: ıyi müzik ve kötü müzik. Ben daima birincisini tercih ederim”. Aynen, ben de öyle! Bilgiye inanan bir adamım, bir öğretmen çocuğuyum, oyunculuk mesleğini seçtiğimde eğitimi almayı da seçtim. Ama illa okul lazımdır, oyuncu illa tiyatro kökenli olmalıdır, onların haricindekiler de oyuncu değildir diye bakmıyorum. Zaten öyle baksak Robert De Niro için de “oyuncu değildir” dememiz lazım ve o da biraz ayıp olur herhalde! Öte yandan elinizde çok boyutlu bir senaryo varsa onun hakkını vermek gerekiyor. Fotoroman oyunculuğu yapmak kolay. Kendi oyunculuğum için konuşacak olursam, “şu durumu nasıl ifade edebilirim, nasıl oynarım” duygusu her gün gelişiyor. Haftada yüz sahne oynayınca bu pratiğe ulaşıyorsunuz. Bu arada, oyunculuk bir yana, teknik konular da batıyor insana. Bugüne kadar tabak gibi aydınlanmış yüzler gördük çoğu dizide. Sanki hayatın her mekanında komple ışık alıyormuşuz gibi, ne gölge var ne mesafe, ekranda koca bir kelle görüyorsunuz sürekli. Bu beni rahatsız ediyor.
Dizilerde oynamak neden kimi tiyatro kökenli oyuncuların burun kıvırdığı bir iş haline geldi?
- O tiyatro elitizmi son zamanlarda kırılmaya başlandı. Diziler ilk popüler olmaya başladığında içerik açısından çok katmanlı, zengin işler yapılmıyordu. Diziler tiyatronun doyuruculuğunu yaşatamıyordu oyuncu için. Sektör geliştikçe kalite arttı. Artık 10 sene öncesinin koşullarından söz etmiyoruz. Dizide oynamak kötüdür, tiyatro iyidir gibi bir yaklaşım manasız benim için.


HAYATIMDAKİ DOĞRULARI HEP HİSSEDERİM
Eşinizle tanışma süreciniz için “Doğru kadın olduğunu biliyordum. Çok heyecanlıydım ama çok sakindim aynı zamanda. Nasılsa birlikte olacaktık, bunu hissediyordum” demiştiniz. Güvenir misiniz hep hislerinize?
- Hissetmenin gücüne inanıyorum. Bir şey hissediyorsanız doğrudur ve o vardır. Bu bende hep böyle oldu, açıkçası kaybetmek istemediğim özelliklerimden biridir. Tiyatroda da aynen böyle oldu, biliyordum, hissediyordum ve emindim oyuncu olacağımdan ve hep sakin kaldım bu konuyla ilgili. O zaten benimdi. ılk denememde başarılı olamadım, oyunculuk sınavlarını kazanamadım. Ama umutsuzluğa kapılmadım, hiç panik yapmadım. Sadece oyuncu olmam konusunda bazı insanları ikna etmem gerekiyordu!
Oğlunuz Rüzgar’la durumlar nasıl?
- Çocuk büyütmek başlı başına bir işmiş, Rüzgar ile bunu gördüm. 15 aylık oldu şimdi. Dizi çekimi dışında tüm vaktim eşim Esra ve oğlumuzla birlikte geçiyor. Parka gidiyoruz, geziyoruz, akşam banyosunu beraber yapıyoruz, çok eğleniyoruz. Eskiden çok gezerdik, yeni yerler keşfederdik, çocuklu hayatta bu bir lüks oluyor tabii. O uyuyunca bir film izleyebiliyorsak artık bize bonus oluyor.


Yorumları Göster
Yorumları Gizle