GeriKelebek Kendini tekrarlamaktan korkan bir mükemmeliyetçi
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Kendini tekrarlamaktan korkan bir mükemmeliyetçi

Kendini tekrarlamaktan korkan bir mükemmeliyetçi
refid:19672136-spot ilişkili resim dosyası

A. Halim Kulaksız, 50 yılı aşkın fotoğraf sanatçılığında, gelenekçi söylemlerden uzak durarak yeni arayışlar peşinde ilerledi. Piramid Sanat’ta açılan ‘Döngü’ adlı yeni sergisiyle sanatçı, kendi ürettiği özel bir bilgisayar tekniğiyle düzenlediği 30 fotoğrafını paylaşıyor. Kulaksız sergiyi, 9 Kasım 2011 tarihinde kaybettiği 41 yıllık hayat arkadaşı, sevgili eşi R. Aysel Kulaksız’ın anısına ithaf etti.

‘Döngü’, Mevlânâ’nın “Doğumun, hayatın bitmeye başladığı an olduğunu; aradaki bölümün, ölümden çalınan zamanlar olduğunu öğrendim” dizeleriyle karşılıyor ilkin izleyiciyi. Ardından da sanatçının oğlu Coşar Kulaksız’ın kaleme aldığı yazıyla: “9 Kasım 2011 tarihinde babamın 41 yıllık eşi, çok sevgili hayat arkadaşı, ağabeyim Çağlar ve benim biricik annemiz, R. Aysel Kulaksız’ı kaybettik. Bu olaydan 3 hafta sonra bir kız çocuğum dünyaya geldi. Birdenbire kendimizi hüznün ve sevincin kol kola girip birbirini kovalayan bir ‘döngü’sü içinde bulduk. Bu sergiyi hazırlarken rahatsızlığı nedeniyle anneme bahsetme imkanı bile bulamamıştık. Babam bu sergiyi çok sevgili eşine ithaf ediyor. Annemin mekanı cennet olsun. Biliyoruz ki, bir gün hepimiz bu döngü içerisinde yeniden buluşacağız.”

İKİ YIL TEKNİK ÇALIŞTI
/images/100/0x0/563d7e66f018fb32c8eedc7c


Halim Kulaksız’la son iki yıldır üzerinde çalıştığı teknikle hazırlanan sergiyi konuşmak üzere Piramid Sanat’ta buluştuk. Üzerinde takım elbisesi, hali tavrı ve konuşmasıyla tam bir beyefendi karşıladı bizi. Önce biraz sohbet ettik; gözümüz hâlen parmağında taşıdığı evlilik yüzüğüne takıldı. Sonra başladık sergiden konuşmaya. Sanatçı, fazlaca duygusal olacağından korkarak sergi yazısını kendi kaleme almak istemediğini ve oğluna yazdırmayı tercih etse de pek farklı sonuç alamadıklarını söyleyerek başladı söze.
Sergideki fotoğraflar, sanatçının arşivinden alınmış. Ancak, Kulaksız’ın geliştirdiği teknikle epeyce başkalaşarak, asıl hallerinden uzaklaşmışlar. En eskisi 15 sene evvel çekilmiş. En yenisi ise, geçtiğimiz aralık ayında.

Döngü’de, hem iki ucu bir araya getirilerek yuvarlak bir form kazanan panoramik fotoğraflar hem de çoğaltılarak iç içe geçmiş gibi görünen, birtakım tekrarlarla oluşturulan dairesel fotoğraflar yer alıyor. Sanatçı, fotoğrafların her biri üzerinde bir hafta, yahut aralıklı olarak bir ay uğraşmış. Zannettiğimiz gibi bilgisayara verilen bir komutla bu hali almıyorlarmış, yani. Kulaksız, fotoğrafların bu dairesel formu için; “İnsanın gözü de yuvarlak. Haliyle, dış dünyayı yuvarlak şekilde görüyoruz aslında. Aynen gözümün içine baktığınızda yuvarlak bir yansıma gördüğünüz gibi. Ama beyin onu düzeltip düzgün hale getiriyor. Sergiyi hazırlarken bundan etkilendiğimi söyleyebilirim” diyor.

İNATÇILAR ÇÜNKÜ OTORİTE İSTİYORLAR

Halim Kulaksız, her sergisinde var olanın üzerine yeni bir şey eklemek istediği ve kendini tekrarlamaktan korkan bir mükemmeliyetçi olduğu için, öyle pek sergi açmadı. Bu sergisinde de karşımıza yeni bir tekniğin yanı sıra, özel teknolojisiyle karşımıza çıkıyor. DIASEC denilen, bugün özellikle koleksiyoner ve dünya müzelerinin tercih ettiği özel bir sunum tekniği. Fotoğrafın havayla temasını keserek, dayanırlığını artırmak ve ömrünü uzatmak için kullanılıyor.

Bu yenilikçi tavrı üzerine konuşurken, sanatçıya belli bir yaşın üzerinde olup da rüştünü ispatlamış kimi sanatçıların gelenekçi söylemlerini hatırlatıyoruz. Türkiye’de fotoğraf sanatçılarına iki türlü bakmak gerektiğini söylüyor: “Birisi, kendi varlığını koruyabilmek ve otorite kurabilmek için inatçı davrananlar. Diğeri ise, kendini tekrarlamaktan kaçarak yenilikçiliği savunanlar. Ben kendimi yenilikçiler arasında değerlendiriyorum. Rekabetten hiç korkmadığım için, öğretmekten geri durmam. Gençlerin çabalarını önemser, her zaman yenilikleri takip etmek isterim. Çünkü bu çaba, varlığını sürdürebilmek için çok önemli. Yeni yaptıklarınız daha evvelki işlerinizle hiç uyuşmuyorsa, bunun anlamı yoktur. Mühim olan, her yeniliği bünyenize katarak giderek değişmenizdir; dönüşmeniz değil.”

Sergideki fotoğrafların her biri Coşar Kulaksız’ın da değindiği gibi; aslında alfabenin harfleri gibi birbirinden farklı. Ama bir araya geldiklerinde bir anlam ifade eden kelimeler oluşturuyorlar. Her biri kendi içinde okunabilirken, bir araya geldiklerinde koca bir cümle olarak karşımızda beliriyorlar. O cümle de Halim Kulasız’ın dilinden uzanıyor kulaklarımıza: “Birkaç adım geri at da bir yaşamına bak; dün ne yaptın, bugün ne yapıyorsun?”

TÜRK FOTOĞRAFININ RETROSPEKTİF KİTABI

Şimdi 50 yıllık fotoğrafçılık yaşamım ekseninde retrospektif bir kitap hazırlıyorum. Ama içinde Türk fotoğrafçılık tarihi ve Türk fotoğrafının başına gelen, meslek hayatım süresince şahit olduğum talihsiz olaylar da yer alacak. 1960’lı yıllardan beri ticari fotoğrafın içindeyim. Çok fotoğraf sanatçısı tanıdım ve ticari açıdan fotoğrafın nelerle karşılaştığını iyi biliyorum. Fotoğrafta o kadar çok değişim oldu ki; siyah beyazdan renkliye, renkliden dijitale geçildi. Yaşım itibariyle, bu üç çağı da yaşadığım için şanslıyım. Ama dönem dönem büyük sıkıntılar yaşandı. Mesela, bir tarihte film banyosu yapamaz olduk. Malzemelerin Türkiye’ye girişi kanunen yasaklandı. Araştırdım; birisi fotoğraf malzemesi diye 400 ton asitik asit ithal edip, başka amaçlar için kullanmış. Ama ceza fotoğrafçılara kesildi. Gerçek suçluya ne oldu, bilmiyoruz. Hal böyle olunca, bakanlığa gittim. Bu işler için ne kadar malzemeye ihtiyacımız olduğunu bildirdim ve kendi elimle yüzdeleri yazdım. Sonra kanuna koydular ve serbest bıraktılar. Çok felaket yaşandı ama şimdiki gençlerin haberleri yok. Birilerinin yazıp gençlere bırakması gerekiyor. Ben de kendime bunu görev bildim. Kitabı 2013 yılına yetiştirmeye çalışıyoruz.

Yorumları Göster
Yorumları Gizle