GeriKelebek Kendimi pop star gibi hissettim
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Kendimi pop star gibi hissettim

Kendimi pop star gibi hissettim
refid:13251579 ilişkili resim dosyası

Konya Stadı’nda Mavilim türküsüne 20 bin kişi tempo tutunca kendimi pop star gibi hissettim.

Ülkemizin önde gelen bariton seslerinden Mesut İktu’nun yeni albümü Kalan Müzik etiketiyle çıktı. Albümde önemli Batılı bestecilerin yanı sıra Ahmet Adnan Saygun’un da eserlerine yer verilmiş. İktu’ya albümde Şef Maciej Niesiolowski yönetimindeki Bilkent Senfoni Orkestrası eşlik etmiş.
Mesut İktu, kuruluşundan beri öğretim üyeliği yaptığı Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Müdürlüğü’nün yanında İstanbul Kültür Üniversitesi’nde de Şan, Lied Yorumu ve Türkçe Metinli Müzikli Diksiyon dersleri veriyor, bir yandan da sanatsal çalışmalarını büyük bir hızla sürdürüyor. İşte tüm bu yoğun programı arasında görüştüğüm İktu, yeni albümüyle ilgili sorularımı cevapladı

Albümünüzde hem önemli Batı bestecilerinin hem de ülkemizden Ahmet Adnan Saygun’un bestelerine yer vermişsiniz...
- 1993 yılında Bilkent Senfoni Orkestrası ile Güneydoğu Anadolu turnesi yaptım. Dekan dostum Prof. Dr. Ersin Onay’ın önderliğinde. Orkestranın şefliğini de Gürer Aykal yapmaktaydı. Ben de solistlerden biriydim. İkinci olarak da “Atatürk’ün İzinden’’ adıyla Samsun’dan başlayarak bir dizi konser yapmıştık. Stadyumlarda halkın ilgisi çok fazlaydı. Adnan Saygun’un Mavilim türküsü Konya stadında çok büyük ilgiyle karşılandı. İki kere söylettiler bana. 20 bin kişi tempo tuttu. Bir ara kendimi pop star gibi hissettim. Bu müziğe ilgiden yola çıkarak kalıcı olmak adına bu albümü yapmaya karar verdim. 1998 yılında da Bilkent Üniversitesi ile buna benzer bir proje yapmıştık ancak albüm çok az sayıda basılmıştı. Hatta satış Bilkent Üniversitesi’nin anlaşmalı olduğu yerlerde çok sınırlı gerçekleştirildi. Daha sonra Kalan Müzik benimle görüşmek istedi. Kültür mozaiğini ön plana çıkartan bu çalışmayla iligi Hasan Saltık ile görüşmelerimiz oldu. O da çok sıcak baktı bu fikre ve böylece albüm hazırlanmış oldu.

Albümdeki şarkıların seçimine nasıl karar verdiniz?
- Uzun yıllardır verdiğim konserlerden bir parça olarak düşündüm bu albümü. Örneğin romantik dönemden Schubert’in ve Brahms’ın liedleri var. Rus bestecilerden de Rahmaninof, Çaykovski gibi bestecilerin liedleri. Son romantiklerden Avusturyalı besteci Gustave Mahler’in çok önemli besteleri var ki o şarkılardan iki tanesine yer verdim. Ve en sonunda popüler iki Rus halk şarkısı ile canlı kayıt bitmişti. Yani bir nevi ünlü bestecilerin aşk şarkılarından bir seçki. Dikkat edilirse bu albümdeki içerik çok değişik stillerde bir arşiv çalışması.

TÜRK BESTECİLERİNİ DÜNYAYA TANITMAK ÖNEMLİ

Türk bestecilerinin ve Türk eserlerinin yurtdışında tanıtılması sizin önemle üzerinde durduğunuz bir konu. Bununla ilgili çalışmalarınızdan bahseder misiniz?
- Ben 68 kuşağıyım. Ankara Devlet Konservatuvarı’nda okuduğum 60’lı yıllarda Ahmet Adnan Saygun, Ulvi Cemal Erkin ve Necip Kazım Akses ile ders yapardık. Yani onlar bizim hocalarımızdı. Önce onların eserlerini çalıştım. Örneğin Necil Kazım Akses’in Türkçe metinli müzik dersinde onun eserlerini ve başka Türkçe eserleri çok çalışmıştım. O dersin benim için büyük önemi var, çünkü son 10 yıldır ben veriyorum Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’nda. Klasik müzik dünyasının bir çalışanı olarak Türk eserlerini tüm dünyada tanıtmak görevimiz. Ben dünyanın 20’ye yakın ülkesinde sahneye çıktım ve konserler verdim. Programlarımda hep Türk eserlerine de yer verdim.

Albümde Bilkent Senfoni Orkestrası’yla çalışma fikri nasıl gelişti?
- Bilkent Üniversitesi Müzik ve Sahne Sanatları Fakültesi Dekanı Prof. Ersin Onay çok yakın arkadaşımdır. Kendisi bir konser için beni Ankara’ya davet etti. O konserin de ana başlığı hep aşk şarkılarıydı. Fikir buradan çıktı. Zaten Bilkent Senfoni Orkestrası gerçekten çok seçkin bir orkestra. Onlarla çalışmak büyük keyif. Hayatımda beni en çok mutlu eden gazetedeki başlık şuydu: “Çoksesli çağdaş Türk müziğini dünyaya tanıtan bariton yine Ankara’da.” Çok ünlü bir opera sanatçısıydı, uzun yıllar yöneticilik yaptı, çok çalıştı gibi şeyler değil de Türk bestecilerini dünyaya tanıtmam üzerinden anılmak beni en çok mutlu eden şey.

Bundan sonrası için projeleriniz nelerdir?
- Çok yakında Ahmet Adnan Saygun ve Bela Bartok’un bir çalışması olacak, onları seslendiriceğim. Ünlü bestecilerden eserler okuyacağım Budapeşte’de. Operada anlaşılır olmaya çok önem veriyorum. Bu nedenle Budapeşte’de yapacağım konser için Macarca ile ilgili çalışmalar yapıyorum sahnede anlaşılır olabilmek adına. Önemli bir teklif aldım, Viyana Konservatuvarı Opera Ana Sanat Dalı’nda nisan ayında bir master class yapacağım. Bunun dışında yeni albüm çalışmalarım var ve tabii yöneticilik inanılmaz derece zamanımı alıyor.

OPERA VE BALE İZLEYİCİSİNİ  ŞEKİLCİLİKTEN KURTARDIK

Yaptığınız müzik Türkiye’de çok ilgi gören bir tür değil, bu şartlar altında böyle bir albüm yapmak riskli bir karar değil mi?
- Tabii ki tereddüt ettim. Yalnız Türkiye’de değil bütün dünyada opera, bale, senfoni gibi çoksesli müzik türü hep belli bir kesimin beğenisini kazanmıştır fakat her geçen gün bu beğeni artmıştır. Çünkü Cumhuriyet sonrasında bu sanat dallarını izlemeye gitmek, protokol gerektiriyor gibi bir düşünce vardı. Oysa hiç ilgisi yok, ben 1987’de İstanbul Devlet Operası’nın müdürü olduğumda bir çağrıda bulunmuştum: Bütün gençleri nasıl bir giyim içinde olurlarsa olsunlar eserlerimizi izlemeye davet ettim. Bugün değil ama bundan 20 yıl önce operaya gitmek, baleye gitmek insanlarda bir smokin giymeliyim, frak giymeliyim izlenimi uyandırıyordu. Bu şekilcilikten de kurtardık diye düşünüyorum. Opera ve bale eserlerinin seyircisi gittikçe gençleşiyor. Bu da beni umutlandırıyor. Ve şu an albümüm klasik müzik albümleri içinde yüzde 33 ile en çok satanların başında. Bu çok müthiş bir şey benim için, çok mutlu oldum.


Yorumları Göster
Yorumları Gizle