GeriKelebek Kendi şansımı yarattım
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Kendi şansımı yarattım

Hollywood’da kendine hatırı sayılır bir kariyer yapmış bir Türk aktör Hal Ozsan

 Aslında ismi Halil Özşan ama Amerika onu “Hal” olarak tanıyor. Google’da bile tam ismini aratınca “Hal Ozsan” çıkıyorsa, annesi bile öyle hitap ediyorsa, ben de izninizle öyle sesleneceğim kendisine.
Peki kimmiş bu genç aktör? Hollywood’da ne yaparmış, hangi dizilerde oynarmış?
Meğer benim yıllarca seyrettiğim dizilerde hep karşıma çıkmış Hal de haberim yokmuş!
“Dawson’s Creek”te Dawson’u işe alan yönetmen Todd Carr, “Kayle XY”ın ‘kötü adam’ı Michael Cassidy, “Californication”da ise Ronny Praeger rolünde izlediğim ta kendisiymiş, meğer o karakterlere can veren “bizim” Hal imiş...
Kendisini şimdi de “90210” dizisinin ikinci sezonunda 15’inci bölümden itibaren izleyeceksiniz...
Onun için “Hollywood’u fetheden Türk” gibi klişe tanımlamaları hiç çekinmeden kullanacağım, çünkü öyle!
Peki nereden çıktı Hal Ozsan? Hollywood dizilerinde yükselmeyi nasıl başardı?

Halil Özşan, Gazimağusa-Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde 1976 yılında doğmuş. Üç yaşındayken ailesiyle Londra’ya göç etmiş. “ılk yıllarımız çok zor geçti, çünkü elde avuçta pek bir şey yoktu. Belediye evlerinde yaşıyorduk. Babam çok çalışkan bir adamdı, bize iyi bir hayat vermeyi başardı” diye anlatıyor. Rol modeli babası. Londra banliyölerinde başlayan hayatı önce ıngiltere’nin en prestijli okullarından biri olan Brentwood’a; mezuniyetinden sonra da Amerika’ya, Hollywood’a uzanıyor...
Bir de müzisyen tarafı var... ıki yıl öncesinde Hollywood’un en iyi lokal gruplarından biri olan Poets&Pornstars’ın vokalistiydi Hal...
Çok az Türkçe konuşuyor, konuşuyor ama kendini doğru ifade edemiyor. Dolayısıyla röportajı ıngilizce yapmak zorunda kaldık. (Yaktın beni Hal! Çevir çevir bitmedi Hal! Neyse canım, röportajı yaptık ya, mühim olan o; Fince konuşsan bile razıydım...)
Efendim, bu defa fotoğraflar da bendenizden! Güzel, güneşli bir günde Oscar törenlerinin yapıldığı Hollywood Boulevard’daki Kodak Theatre’da buluştuk Hal ile. Poz vermeyi iyi bilen bir adam olunca iş kolay oluyor tabii...
Velhasıl kelam, babası gibi kendi şansını yaratmış çok başarılı bir adamın hikayesini okuyacaksınız az sonra.
Başlayalım mı?


? Hal, Amerikalı aktörler için bile Los Angeles’a taşınıp popüler bir oyuncu olmak zor bir iştir, sen buna nasıl cesaret ettin, dizi piyasasında tanınmayı nasıl başardın?
- Çok doğru, oyuncu olmak için buraya gelenlerin sadece yüzde biri popüler olmayı başarıyor. Ve hayatını aktörlükten para kazanarak sürdürmeyi başaranların oranı da çok farklı değil. Ben bunu başardım. Tabii “Brad Pitt kadar kazanıyorum” diyemem ama fena da değilim, hayatımı idame ettirebiliyorum.
? Hep “babam gibi çok çalışmak gerek” diyorsun. ıyi ama söz konusu oyunculuk olunca çok çalışmak yeterli değildir, şans gibi faktörler de lazımdır, öyle değil mi?
- Bence herkes kendi şansını yaratır. Çok çalışırsın, fırsatları kaçırmamaya bakarsın, çünkü kaçırmak gibi bir lüksün yoktur. Ben kendime hiçbir zaman bir B planı yapmadım. Hep kazanacağıma ve başaracağıma inandım. Kendine başka bir seçenek tanımadığın zaman başarmaktan başka bir şansın olmuyor.
? 12 sene önce Los Angeles’a geldin ve ilk olarak ne yaptın?
- ılk geldiğimde cebimde para yoktu tabii. Bir arkadaşımın kanepesinde uyudum ve neler yapabileceğime baktım. ılk altı ayda para kazanabilmek için saçma sapan her işi yaptım. En alttan başladım. Ancak şanslıydım, hayatımda ilk gittiğim iş bir tekno-marketin reklam seçmeleriydi ve o işi aldım! Sonraki iki yıl boyunca reklamlarda oynadım. ılk dizi işim, 1998’de Christina Applegate’ın başrolde oynadığı dizi “Jesse”de bir bölümlük rol oldu. “Jesse”den sonra “Lost”un yapımcısı J.J. Abrams’ın ilk dizisi “Felicity”de küçük bir rol aldım.

ETNİK GÖRÜNTÜM YÜZÜNDEN ÇOK İŞTEN GERİ ÇEVRİLDİM
 Peki şeytanın bacağını kırdığın zamana gelelim... “Dawson’s Creek”, değil mi?
- Evet, ilk işimi aldıktan tam beş sene sonra ilk “önemli” rolüm “Dawson’s Creek”teydi. Dawson’u işe alan yönetmen Todd Carr olarak...
? Amerikalı olmayan bir aktör için başarılı bir grafik çizmişsin. Beş yıl çok da uzun bir zaman değil aslında...
- Doğru, Amerikalı gibi görünmüyorum, ıngiliz aksanıyla konuşuyorum, sarı saçlarım ve mavi gözlerim yok. Ama böyle şeylerin seni umutsuzluğa sürüklemesine izin vermemelisin. Tabii Amerika’da benim kadar etnik bir görünüme sahip olman işleri kolaylaştırmıyor. Görüşmesine gittiğim işlerin neredeyse yüzde 80’inden “harika bir oyuncu ama çok etnik görünüyor” diye geri çevrilmişimdir. Bu durum sadece herkesten fazla çalışmanı gerektiriyor.

? “Dawson’s Creek”ten sonra neler oldu? “Californication”a kadar olan zamanı anlatır mısın?
- Tam iki yıl müzik yapabilmek için oyunculuğa ara verdim. Grubum Poets&Pornstars ile Amerika turuna çıkmıştık. “Californication”un yaratıcısı, “Dawson’s Creek”te bana Todd Carr rolünü veren yazarın ta kendisiydi. Ondan bir telefon aldım, “Bir dizi yapıyorum ve senin için bir rol yazdım, derhal buraya gelmelisin” dedi. Durumu grup arkadaşlarıma anlattım, karşı çıktılar ve gidemeyeceğimi söylediler, çünkü grubun vokalistiydim. Kimse kimsenin sahibi değil, ayrıca bana ne yapmam gerektiğinin söylenmesinden hiç hoşlanmam. Grubu bıraktım, Hollywood’a döndüm ve “Californication”a başladım.
? Açıkçası seninle daha önce Türkiye’den hiç kimsenin bağlantı kurmamasına şaşırdım!
- Neden bilmiyorum, Hollywood’da iyi iş yapan bir Türk varsa hemen “kesin figüranlık filan yapıyordur” diye düşünüyoruz en başta, belki de ondandır! Galiba biz Türkler sürekli dünyanın bize karşı çalıştığını düşünerek yetişiyoruz. ılk aklımıza gelen “kötü ihtimal” oluyor yani! Üç yıl önce Kıbrıs’ta bir muhabirle konuşurken bana “Amerika’da Türk olmanın dezavantajlarını yaşadınız mı” gibi bir soru sormuştu. Bunu tam olarak anlayamamıştım, nedenini sorduğumda “Hani bize böyle biraz burun kıvırarak bakarlar ya...” gibi bir cevap vermişti. Öyle bir şey yok! Biz sürekli bütün dünyanın bize karşı olduğunu sanıyor ve insanlarla bu varsayım dahilinde iletişim kuruyoruz. Ben böyle bir “karşı”lık durumu olduğunu düşünmüyorum. Global ve açıkçası kapitalizme hizmet eden bir kültürün insanlarıyız aslında, insanlar sizin üzerinizden para kazanıyorlarsa onların en iyi arkadaşısınızdır, hangi milletten olduğunuza bakmazlar. Sistem bu kadar basit aslında.
? Hiç ıstanbul’a geldin mi?
- Üç ya da dört yaşındayken bir kere gelmiştim. Ama tabii çok küçüktüm, şehirle ilgili net anılarım yok. Benim ülkem, benim bir parçam, kanımda var...


HOLLYWOOD HAYALİ OLANLARA TAVSİYE
? “90210”a gelelim, ne zaman göreceğiz seni?
- ıkinci sezonda, 15’inci bölümden itibaren varım. Naomi’nin hayatındaki önemli karakterlerden biriyim. Ne yazık ki bu kadar konuşabiliyorum karakter hakkında, yayınlanana kadar yasaklıyım...
? Hollywood yollarına düşmek isteyen oyunculara bir tavsiye versen diyorum, bence pek faydalı olur...
- Büyük denizde büyük balık olmak istiyorsanız, sahip olduğunuz şöhreti ve onun getirdiği ayrıcalıkları ülkenizde bırakmak zorundasınız. Bunu yapacak cesaretiniz varsa gelirsiniz, burada kendinize bir hayat kurarsınız, seçmelere gidersiniz, insan tanırsınız. Yalnızca büyük egoyu bir kenara bırakmak gerekiyor.


? Ne zamandan beri şarkı söylüyorsun?
- Kendimi hatırladığımdan beri. Ortaokulda, lisede hep bir grubum vardı. Buraya geldiğim zaman aktörlük işleri haricinde birlikte müzik yapabileceğim insanlar aradım. “Dawson’s Creek” zamanında kendi şarkılarımı yazıyordum ve artık bunları icra etmenin zamanını geldiğini düşündüm. “Hadi artık” dedim ve Poets&Pornstars iki hafta gibi kısa bir sürede toplandı. Dağılmadan önce Hollywood’da çalan en popüler lokal müzik grubuyduk. Dört sene boyunca birlikte müzik yaptık. Bon Jovi, Guns’n Roses, Muse, Alice in Chains gibi grupların konserlerinde ön grup olarak çaldık. Bir albüm yaptık, şarkılarımız radyolarda çalındı, listelerde yükseldik. Grup iki sene önce dağıldı.


Yorumları Göster
Yorumları Gizle