GeriKelebek Karnımda gaz olsa hamilesin diyorlar
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    1
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Karnımda gaz olsa hamilesin diyorlar

Gülben Ergen, hamilelik öncesi check-up’a gidiyor, eşiyle bebek alışverişi yapıyor. Ama hepsi hevesten. ‘Önce aşkımızı doya doya yaşamalıyız’ diyor. ‘Karnımda gaz olsa hamileyim zannediyorlar! İnsanlar çok erken bekliyorlar bu çocuğu bizden’ diye de ekliyor.

Gülben Ergen’le tanışıklığımız 10 yıl öncesine dayanır. Huysuz Virjin’in Bostancı Gösteri Merkezi’nde yapacağı sahne şovu için güzel, alımlı bir partner ararken, Huysuz’un yaptığı televizyon şovuna konuk olarak gelmişti. ‘Konuk olarak gelmişti’ dediysem, o zamanlar bile bayağı uğraştırmıştı bizi.

İşte o programın çekimleri sırasında, Huysuz Virjin, Gülben Hanım’ı çok beğenmiş ve ‘Armağan niye bu kızı almıyoruz’ demişti. Huysuz Virjin & Gülben Ergen Show yaklaşık bir buçuk ay boyunca da oynamıştı...

Daha o zamanlar oldukça titiz, zaman zaman insanın içine fenalık getirecek kadar ayrıntıcıydı Gülben Hanım. O şov sırasında başlayan dostluğumuz hep sürdü.

Bu röportaj işleri çıktığında, ‘İnsanın hakkında çok şey bildiği birisi ile röportaj yapmaması gerekir’ diye düşünmüştüm. Ne sorsan dert! Ama sonra baktım ki evlilikti, hamilelikti, ‘entel gömleği’ydi, fare benzetmesi derken, yapmak gerek!

Gülben Hanım’la, ‘iş kadını kimliği’ni yaşadığı ofisinde buluştuk, eğlenceli bir akşamüstü geçirdik.

BEBEK BAKIM KİTAPLARI ALIYORUZ

- Evlendiğinizden beri hep bir bebek konusu var.

Evet, karnımda gaz olsa hamileyim zannediyorlar! Öyle ki çantamda prediktörle dolaşacak hale geldim. Daha biz beş aylık evliyiz. Niye benim çocuğum daha doğmadan, Türkiye’nin çocuğu haline geldi bilmiyorum. İnsanlar çok erken bekliyorlar bu çocuğu bizden. Daha biz aşk yaşıyoruz! Ama isimler düşünüyoruz, bebek bakımı kitapları alıyoruz. Bu beklenti ve heyecan harika bir şey.

- Bebek alışverişi yapıyormuşsunuz?

Bu psikolojik bir şey herhalde. Hevesleniyoruz. Ama daha odasını hazırlamadık! Kendi kendimize de konuşuyoruz bunu. Ama biz böyle bir şeyin zamanına kendimiz karar versek iyi olur yani! Hamile olsam niye saklayayım? Saklıyormuşum muamelesi yapmaları beni güldürüyor. Hamile olsam emin ol şu anda sana söylerdim.

- Mustafa Erdoğan dışarıdan bakıldığında popüler kültüre çok karşı bir insanmış gibi duruyor. Ama siz kayınvalideniz ve kayınpederinizle beraber yemeğe gittiğinizde tam da popüler kültürün göbeğine düşüyor. Sorun çıkmıyor mu?

İlk başlarda, flört döneminde çok çıkıyordu. Psikoloğum bana, ben Mustafa’ya terapi yapa yapa çözdük bu sorunu da. Allah’tan aile de popüler kültüre dahil! Geçenlerde bir konser için Moskova’ya gittim. Arayıp sıkı sıkı tembih etti, ‘Nazım Hikmet’i ve Lenin’i ziyaret et’ diye.

- Mustafa Bey’e uyum sağlamak için ne yapıyorsunuz?

Ben de bir takım kitapları karıştırmıyor değilim. Ayrıca ‘Mustafa gibi olabilmek için’ çaba sarf etmiyorum. Biz başka kutuplarda bulunduğumuz için çok mutluyuz ve bu yüzden evliyiz zaten. Mesela ben peynir hiç yemem ama sadece otlu peynir yiyen bir kocam var. Ama geçen ay hamilelik öncesi bir ‘check-up’tan geçtim ve peynir ve süt ürünlerini yemediğim için kemiklerimde yüzde 22’lik kayıp söz konusu. Şimdi kalsiyum yüklemesi yapılıyor.

- Ama aşk ve sevgiden başka bir ortak nokta olmalı değil mi?

Sinema ortak noktamız. Ama bir filmden çıktığımız zaman da yorumlarımız yine farklı oluyor! Ben bambaşka şeylerden bahsediyorum. Mustafa yönetmenin çektiği 15 yıl önceki filmiyle arasındaki farklardan falan söz ediyor. İlişki bunlarla güzel...

Sanatçı olmanın özünde aslında sevgi açlığı var

- Bir proje teklifi geldiğinde Mustafa Erdoğan’a danışıyor musunuz?

Evet. Soruyorum!

- Yılmaz Erdoğan’a da danışıyor musunuz?

Yılmaz’ın varlığı ailemize güneş zaten!

- Yılmaz Erdoğan’la aranızda bir gerginlik olduğu söyleniyor...

Aksine çok eğleniyoruz. O ailenin içinde görünmeyen komikler var. Deniz, Nazım Amca gibi.

- Nazım Amca kim?

Babam.

- Nazım Amca diye mi hitap ediyorsunuz?

Evet! Anneye de ‘Süheyla Abla’ diyorum.

- Anne-baba demiyorsunuz yani?

Yok!

- Niye?

Eee, benim annem var.

- Mustafa Bey sizin annenize ne diyor?

Gülseren Hanım diyor.

- Bu böyle resmiyet değil mi? Hanımlı, beyli...

Bence samimiyet. Flört ettiğimiz dönemde tanıştığımız için, o zamanlarda da ‘Süheyla Abla’, ‘Nazım Amca ’ diyordum hep. Evlendikten sonra da birden bire anne-baba olmadı tabii. Onlara da sordum, Onlar da ‘Sen nasıl istersen’ dediler. Böyle bir şeye takılacaklarını düşünmüyorum onların da. Ben çok gıpta ediyorum o aileye. Sanatçı olmanın, hep alkış istemenin özünde de sevilmek ihtiyacı vardır. Allah o kadar güzel bir aile nasip etti ki bana.

- Benim bu konuda bir teorim var. Ünlü olup başarılı olmuş insanların mutlaka ailevi bir sorunu olduğunu düşünüyorum.

Doğrudur. Anne-baba ayrılıkları, ölümler, kayıplar. Bir sevgi açlığı olduğu kesin. Ama şimdi bu eksik yönümü bu aile ile çok güzel tamamlıyorum.

- Siz gündüz kuşağında televizyon programı yapıyorsunuz. Gündüz programları çok eleştiriliyor.

TGRT’de gündüz kuşağında bıraktığım televizyon seyircisini çok değişmiş buldum. Ne istediklerini tam olarak anlayamıyorum zaman zaman. Artık kavga dövüş çok fazla moda. Benim yüzüm ekran yüzü olmasına rağmen artık televizyonu çok sık yapacağımı düşünmüyorum. Hele her gün canlı yayın çok yorucu!

- Caner kafasına bardağı vurduğunda ne yaptınız? Hemen araya reklam girdi...

Benim işaretimle reklam girdiler. Ekibim de bana çok kızdı. Eğer reklam girmeseydi televizyonda kanlar içinde birisini gösterseydi, bu kez o sebeple eleştiri alacaktık. Bu konuma düşmek istemedim açıkçası. Kimse ‘reyting için kafasından kanlar akan birisini gösterdiler’ demesin diye kestirdim yayını. 15 yıldır bu işi yapıyorum, hayatımda böyle bir şey görmedim! Ben önce Caner konuşurken bayılacak sandım. Ben de devamlı çocuk su içsin diye çocuğa bardak tutuyorum. İyi ki benim elimdeki bardağı alıp kafasına onunla vurmadı. Çok şaşırdım. Ama o programdan sonra bana çok soru soruldu. ‘Ne oldu sonra’, ‘O çocuk rol mü yapıyor’ diye. Bu kadar zeki bir kadınım, ben inan rol yapıp yapmadığını anlamadım. Ya gerçekten ağır psikolojik sorunları var. Ama o zaman niye kendini ekranda gösteriyor? Ama tabii böyle şöhret olanlar çok acınası durumda. Bir yıl, Tülin ve Caner’le yer yerinden oynadı. Şimdi azalan bu gündem, Bayhan gibi, Selçuk gibi, diğer ‘reality show’ yıldızları gibi, önce müthiş bir şöhret ve sonra hiç kalmayan bir ilgi. Belki de onun sinir travmasını geçirdi. Bilemeyiz ki!

Mustafa’nın sanatçı olması gerginlikleri yok ediyor

- Gülben Ergen’in miladı ne?

Dadı.

- Başka bir milat daha var sanki, dışarıdan bakınca?

Neymiş o?

- Evlilik...

Öyle mi? Belki çok içinde olduğum için farkında olamayabilirim. Olabilir!

- Sanatçıların evlilikleri yürümeyen evliliklerdir ya, bu sebeple evlilik kararını verirken hiç korktunuz mu?

Bir ara bu konuya çok takılmıştım. Ama baktım ki yaş 30’u geçti. Mustafa’yı görüp aşık olduğum andan itibaren ona her baktığımda, ‘Allah’ım bu adam benim kocamdır işte, bunun için mi yolladın bana’ diyordum.

- Hem çok popüler bir sanatçı olup, hem de evlilik yürütmek zor değil mi?

Hiç ciddiye alıp bunlara takılmıyorum.

- Aslında bu soruyu Mustafa Bey’e sormak lazım.

Evet. ‘Ben programın reytingleri şöyle oldu’ diye eve girdiğimde, tabii ki bu durum evin sorunu haline geliyor. Elbette işimi iyi yapmam lazım. Ama evliliğimin mesleğime engel olabileceğini hiç düşünmedim. Bir de Mustafa’nın da sanatçı olması, bu kadar görsel bir iş yapıyor olması, montajda bir sanatçının 12 saat kalabileceğini, provada gergin olabileceğini biliyor olması, ‘Cep telefonun niye kapalı, niye mesajıma beş dakika geç cevap verdin’ gibi gereksiz tartışmaları yok ediyor mesela.

‘Fare suratlı’ lafını ettiğime ben de şaşırdım

- En son ne acıttı canınızı?

Nur Çintay’ın yazısı sinir etti beni. Fare konusunu yazmıştı. Ama çok güzel yazmıştı ve haklı eleştirmişti beni! O yazı bir yerime dokundu.

- Ben de gördüğümde söylediklerinize inanamadım.

Ben de çok şaşırdım kendime. Bir an geliyor insan otokontrolünü kaybedebiliyor demek ki. Eskiden bana ‘Otokontrolün ne kadar yüksek’ derdin halbuki, değil mi? Çıkmış ağzımdan ne yapayım? Ama yanlış bir benzetmeydi. Çocuk gibi! Ben söylediklerimin içeriğinin arkasındayım, ama ekrandan söylememem gerekiyordu. Ya da hiç umursamamam gerekiyordu. Ne üzerine alınıyorsun? Albümümün başarısı, her şey ortada... Halbuki eskiden ne kadar çok yaşadım bunları ve bunu benim yapmamam gerekirdi o deneyimlerimle... Benzetmem hiç şık olmadı. Niye bu polemiğe girdim diye kızıyorum kendime. Bana sordukları zaman ‘Söylemişse söylemiş banane’ deyip, yürüyüp gitmem gerekiyordu. O güne kadar o programın aslını izlememiştim, soranlara da ‘Aman geçin’ bunları diyordum. O gün izledim ve yayına çıktım. Dolup çıkmışım demek!

STARLAR HEP ÖNDE OLUR

Hani Gülben Ergen’in bana arkadan sarıldığı resimler var ya. İşte onlar çekilirken bana aynen şunu söyledi: ‘Bak seni ne kadar sevdiğimi anla, hiçbir star resim çektirirken, önüne birisini almaz, starlar hep önde olur!’ Allah Allah!

Yorumları Göster
Yorumları Gizle