GeriKelebek Karamanlı Şarlo iki yazarı birbirine düşürdüğünden habersiz
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Karamanlı Şarlo iki yazarı birbirine düşürdüğünden habersiz

Almanya’da, 20 yıl boyunca Şarlo kılığında sokaklarda gezerek geçimini sağlayan bir Türk, ondan esinlenen iki yazarı birbirine düşürdüğünden habersiz... Bu Türk, Karamanlı İbrahim Yalçıner. Almanya’da, özellikle Köln’de yaşayan Türkler’in çoğu onu yakından tanıyor.

1980’lerde Şarlo gibi giyinerek, Köln sokaklarında gösteriler yapmaya başlayan Yalçıner’in bu hali, Özgen Ergin’e bir hikaye (1987), Ahmet Haluk Ünal’a da bir senaryo (1994) için ilham veriyor. Ancak Ergin, Ünal’ın ödüller alan senaryosunun kendi öyküsünden çalıntı olduğunu öne sürüyor. Hikayeler Almanya’da bir hukuk bürosunca inceleniyor; sonuç, ‘hayır, çalıntı değil’, ancak Ünal senaryoyu bir romana dönüştürüp bu yaz yayınlayınca Ergin iddialarını sürdürmeye karar veriyor. Ergin bu arada, Almanya’da yapılan Türk filmlerine de verip veriştiriyor... Bütün bunlar olurken ‘gerçek’ Şarlo İbrahim, elini eteğini bu işlerden çekiyor, önce Şarlo kılığını çıkarıyor, Şarlo bıyığını sakallarıyla birlikte bırakıyor, Köln’e 300 kilometre uzaklıktaki bir şehirde işsizlikle boğuşuyor...

İLK ŞARLO ÖYKÜDE

Avanoslu Kemal nasıl Charlie Chaplin oldu

Özgen Ergin, 1973’ten bu yana Almanya’da yaşayan bir halkla ilişkiler danışmanı ve yazardır. 1985 yılında Köln sokaklarında Şarlo kılığında gezen bir Türk’e rastlar. Bu taklit Şarlo’dan öyle etkilenir ki, aynı gün eve döndüğünde onun etrafında bir hikaye kurgular. Yazarken, gerçek kişiyle ilgili birşey öğrenmek istemez, dilediği gibi hayal edebilsin diye...

Hikayesinin kahramanı Demirci Kemal, kendi gibi Avanoslu’dur. İlçesinde şakacı, taklit ustası, güleryüzlü biri olarak tanınan Kemal, geleceğini Almanya’da aramaya karar verir ve Alamancı bir hemşerisinin kızıyla evlenerek ülkeye gelir. Ancak kaçak işçi olarak ucuz ve pis işlerde çalıştığı bu ülkede, ilçesinde alışık olduğu ilgiyi göremeyince bunalıma girer.

Günlük güneşlik bir mayıs günü, Hohestrasse’de dalgın dalgın yürürken köşe başında afiş yapıştırmak için hazırlık yapan bir işçi görür. Önceden yapıştırılmış sigara reklamlı afişin tam ortasına, kırmızı püskürtme boyayla ‘Türken Raus!’ (Türkler Dışarı!) yazılmış, sağ alt köşeye ise koyu mavi boyayla, küçücük bir barış güvercini çizilmiştir. Kocaman yeni afiş ortadan yanlara doğru duvara yapışınca sigara reklamı, Türkler Dışarı yazısı ve barış güvercini görünmez olur, Kemal tutkalı kurumamış afişindeki kısa boylu adamla gözgöze gelir: Yuvarlak şapkasından taşan dalgalı siyah saçları, gülen kara gözleri, kırpık siyah bıyığı, yakasında karanfil, kolunda bastonuyla, Şarlo... Siyah beyaz ve sessiz sinemanın ünlü komedyeni Charlie Chaplin, bu kez bir bilgisayara yaslanmış poz vermektedir.

Kemal, on gün sonra onun kılığında sokaklardadır. Artık yollarda herkes ona bakmakta, ilgi göstermektedir. Onun da aylardır itilip kakıldığı Almanya’dan istediği bundan başka birşey değildir.

Ergin’in bu öyküsü, 1987 yılında İstanbul’da Ren Yayınevi tarafından Şarlo Kemal adıyla yayınlanır.

İKİNCİ ŞARLO ROMANDA

Alevi Kürt Hasan, ne Kemal’i ne Charlie Chaplin’i tanıyordu

Senarist Ahmet Haluk Ünal 1993-94 yıllarında, İstanbul’da televizyon seyrederken, TRT’de bir haber programda karşılaşır aynı Türk’le. O da aynı şekilde çok etkilenir bu ‘modern dilenci’den ancak Özgen Ergen’in hikayesini okumamıştır. O da oturur, bir senaryo kaleme alır. Kahramanı Hasan, Alevi ve Kürt’tür. Siyasete bulaşmışlığı yoktur ama eşi Çiçek’le birlikte bir yolunu bulup Almanya’ya iltica etmeye çalışmaktadır. Onun Şarlo olmasının sebebi farklıdır; bu hakkında hiçbir şey bilmediği komik adamın kılığına, yüzüncü yıl etkinliklerinde caddede boydan boya dükkanının reklamını yapsın diye bir pizzacı sokmuştur onu. Üstelik, bir Türk erkeği olarak bıyıklarını Şarlo gibi kestirmeyi kabul etmesi biraz zorla olmuştur.

Ama ilk başta tepki duysa da giderek Almanlar’ın ilgisini çekmeye, hatta gösterilerle para kazanmaya başladıkça Şarlo olmayı sever Hasan. Aynı dili hiç konuşamadıkları halde kendisini en iyi anlayacak kişi, Doğu Alman bir eşcinsel palyaço olacaktır. Ancak ona hayatında gördüğü en büyük dostluğu gösteren eski tiyatrocu Joseph, Hasan’ın dazlaklar tarafından bir köşe başında öldürülmesine engel olamaz.

Ünal’ın senaryosu, Kültür Bakanlığı’nın 1994 yılında düzenlediği senaryo yarışmasında büyük ödüle, Avrupa’daki bir proje yarışmasında ise dördüncülüğe layık görülür. Geçtiğimiz temmuz ayında da İnkılap Yayınevi’nden Bir Karakafa İçin Balad adıyla, roman olarak yayınlanır. Şarlo da dünyanın en ünlü karakafalarından biridir ona göre...

‘GERÇEK’ ŞARLO COLLENBERG’DE

O şimdi işsiz

Her iki yazarın da etkilendiği gerçek kahraman, 48 yaşındaki İbrahim Yalçıner, halen 1979 yılında Konya Karaman’dan göçtüğü Almanya’da. 20 yıla yakın bir süre, sahiden de Köln’ün turistik sokaklarında Şarlo kılığında dolaşıp gösteriler yaparak ve şapkasını açarak kazanmış parasını.

Neden mi? Dört yıldır yaşadığı Collenberg’den Hürriyet muhabiri Hasan Aycı’ya çok basitçe anlatıyor: ‘Neden olacak! Ekmek parası. Almanya’ya geldiğimde çalışma iznim yoktu. Yani iş bulamadım. Açtım. Bir çocuk bana, ‘Ne kadar çok Şarlo’ya benziyorsunuz’ deyince, bende bir fikir uyandı. O gün bu gündür bu taklitle yaşamaya başladım. Bütün hikaye bu.’

Gerçi ailesiyle arası açılıyor, iki çocuğu ve eşinden ayrılıyor ama Yalçıner bu taklitlerle kendi çapında bir ün kazanıyor Köln’de. Hürriyet Köln Bürosu Şefi Suat Türker, onu 1985 yılında bir gün sokakta bulduğunu, büroya getirip haberini yaptığını, sonra da sık sık ‘Charlie İbrahim şunu yaptı’, ‘Charlie ne diyor?’ haberleriyle Türk toplumuna daha da tanıttığını anlatıyor. ‘Altstadt eğlence merkezindeki birahaneleri dolaşırdı. Son zamanlarda sihirbazlığa soyunmuştu, cebinden yumurta çıkarıyordu’ diyor.

Charlie İbrahim, oyunculuğu pek sevmiş belli ki; ilk öykü yayınlandıktan sonra Özgen Ergin’i aramış, ‘Abi benim hayatım öyle on-on beş sayfaya sığmaz, gel tanışalım, ben sana hayatımı anlatayım, roman yaparsın, sonra filme çekilir, ben de başrolü oynarım’ demiş. Çünkü, tahsilsiz olmasına rağmen, çocukluğundan beri oyunculuğa çok meraklı. Ama ancak Ergin’in Almanca yayınlanan kitabının kapağında Charlie Kemal olarak boy gösterebilmiş bugüne kadar.

İzini bulmaya çalışırken, onu tanıyan herkes, ‘son zamanlarda ortadan kaybolduğunu’ söylüyor bize. Şarlo kılığını üzerinden çıkardığını, gösterileri bıraktığını, bulaşıkçılık, bakıcılık gibi işlerde çalıştığını, memleketi Karaman’a da dönmemiş olduğunu öğreniyoruz. Ama küçük bir araştırma, İbrahim Yalçıner’i Köln’e 300 kilometre uzaklıkta, dağlar arasına kurulu iki bin nüfuslu Collenberg’de karşımıza çıkarıyor. Son olarak dört yıl önce, Telekom’un dinlenme tesisinde sahneye çıkmak için sözleşme yaptığını, ancak işletmenin iflas etmesi üzerine iki yıldır işsiz yaşadığını anlatıyor Yalçıner. Ama vazgeçmiş görünmüyor; Köln’e dönmenin yollarını arıyor. Söylediğine göre ‘Ev bulması yeterli, iş hazır.’

İki kitabın yazarları Özgen Ergin ile Ahmet Haluk Ünal Şarlo yorumu konusunda neden anlaşamıyorlar

İbrahim Yalçıner, biri Almanya’da, diğeri Türkiye’de yaşayan ve birbirini hiç tanımayan iki yazarı birbirine düşürdüğünden habersiz elbette. Üstelik bu karşı karşıya gelişin hikayesi on yıl kadar önceye dayanıyor. Ahmet Haluk Ünal, Özgen Ergin’in hikayesini okumadan kaleme aldığını söylediği senaryosunu 1990’lı yılların ortalarında Onat Kutlar’la filme çekmek üzere çalışmaya başlıyor ki, Özgen Ergin ortaya çıkıyor; öyküsünün taklit ve intihal edildiğini iddia ederek duruma itiraz ediyor.

İntihalin sözkonusu olmadığını, sadece aynı gerçek kişiden, birbirinden habersiz olarak ‘farklı şekillerde’ etkilenmenin olduğunu düşünen Kutlar ve Ünal, yine de işi garantiye almak için öyküyü ve senaryoyu Almanya’da bağımsız bir hukuk bürosuna gönderiyorlar. Koewe & Koewe adlı büro da ortada intihal olmadığı sonucuna varıyor; ‘Hikayeler arasında, çekirdeği dışında bir benzerlik yoktur. Her ikisi de gerçek bir olaydan yola çıkmakta, kişisel bir yaratıya dayanmamaktadır’ diyor. Ancak o sırada Onat Kutlar İstanbul’da hain bir bombalı saldırıya kurban gidince proje yarım kalıyor.

ALEVİ KÜRT ŞARLO? OLUR MU OLUR!

Ünal’ın hikayesi roman olarak bu yaz yayınlanınca, Özgen Ergin bağımsız raporlara rağmen yeniden itiraz etme ihtiyacı duyuyor. Üstelik itiraz noktaları hayli ilginç. Ünal’ın ‘kendi eserinin ahlaki değerlerini deforme ettiğini’ öne sürüyor. Çünkü Ünal’ın öyküsündeki Şarlo, hem Alevi, hem Kürt, hem de kaçak! Ergin, bunlara ve ‘karısıyla cinsel ilişki kuramayan, aciz, silik bir tip olmasına’ itiraz ediyor gibi. Hele de bu karakter, ‘homoseksüel bir Alman sokak hokkabazı’nın peşine takılınca, Ergin iyice küplere biniyor!

Ünal’ın senaryosunun Alman film şirketleriyle film yapmak istediğini söyleyen Ergin, şöyle bir görüş ortaya atıyor: ‘Almanya’da Türkler üzerine kurulan ve çekilen sinema filmleri, Türk-Kürt, kadın-erkek-sapıklık-cinsellik-erotik-porno ilişkilerini ucuzlatıp, oradaki Türkler’in insani değerlerini ne denli düşürürse, sıradan Alman seyircinin önyargısını o denli pekiştirerek, daha fazla ilgi çeker, daha iyi gişe yapar.’

Ahmet Haluk Ünal ise karşılık olarak şöyle diyor: ‘Kendisi kitabı okumamış, belli. Alevi, Kürt ve eşcinseller konusunda uzman bir homofobik bence! Ve eşcinsellerle ben ona bir komplo hazırladık! Hikayesini çaldığım iddiasına gelince... Bu şahsın 1994’te projenin yapımcısı Onat (Kutlar) Abi’den aldığı yanıt yetmedi. Koewe & Koewe hukuk bürosundan aldığı uyarı yetmedi. O zaman, bu senaryoya ödül veren dokuz kişilik jürinin tümü Türk düşmanı ve eşcinsel!’

Yorumları Göster
Yorumları Gizle