Kapkaççılar tiyatroyu da vurdu

Güncelleme Tarihi:

Kapkaççılar tiyatroyu da vurdu
OluÅŸturulma Tarihi: Mart 21, 2005 00:00

Kimine göre efsanevi bir tiyatro sanatçısı, kimine göre büyük bir tiyatro yönetmeni, kimine göre ‘Alf’, Kimine göre ‘Yorgun Savaşçı’nın Binbaşı Nuri’si, kimine göre ‘3 Arkadaş’ın Artin’i...Kimine göre ‘Yorgun Savaşçı’nın Binbaşı Nuri’si, kimine göre ‘3 Arkadaş’ın Artin’i, kimine göre ‘DiÅŸi Kuş’un Cemil’i, kimine göre ise Yıldız Kenter’in kardeÅŸi... Åžimdilerde ise Sönmez Atasoy’un ibret ve kahkaha yüklü ‘Nasrettin Hoca’yla Bir Gün’ adlı oyununun Ä°mad HocaoÄŸlu’su... O Müşfik Kenter... 8 Eylül 1932 Ä°stanbul doÄŸumlu Devlet Sanatçısı... Türkiye’de tiyatrocu olmanın bedelini ödeyenlerin en başında gelenlerden biri... Tüm çürümelere etiyle, canıyla, sesiyle direnen bir avuç aydından biri... Türk Tiyatrosu’nun anıt sanatçısı Müşfik Kenter ve 26 yıllık eÅŸi, canı, dert ortağı Kadriye’siyle uzun uzun konuÅŸtuk. Sevgili okurlar, bu röportajı okuduktan sonra şöyle bir gözlerinizi kapatın, kendi kendinize düşünün. Kimleri dinliyorsunuz, kimleri izliyorsunuz, kimleri alkışlıyorsunuz şöyle bir gözden geçirin. Sonra elinizi vicdanınıza koyup, alkışlarınızla, oylarınızla kimleri nerelerden nerelere getirdiÄŸinizi gözlerinizin önünde canlandırın. Vicdanınızda minicik bir sızlama duyduysanız tiyatronun yolunu tutun. EÅŸinizle, sevgilinizle, çocuÄŸunuzla, torununuzla, mesai arkadaÅŸlarınızla Kenter Tiyatrosu’nda Nasrettin Hoca’yla Bir Gün’ü seyredin. Oyunun bitiminde avuçlarınız patlatırcasına ayakta alkışlayın Müşfik Kenter’i, Kadriye Kenter’i ve tüm ekibi. Gün bugündür.Sevgili Tufan Türenç’in yazısındaki ‘seyirci yokluÄŸuna aÄŸlayan tiyatrocu’ o mudur, yoksa Yıldız ablası mı?.. - AÄŸlamak çok doÄŸal bir duygu, ben de aÄŸlarım ama, sözü edilen tiyatrocu ben deÄŸilim. AÄŸlayanın Yıldız olduÄŸunu tahmin ediyorum, aÄŸlamışsa aÄŸlamış, ne var bunda yani? Eskiden Kadıköy’den, Pendik’ten seyirci gelirdi bize, ÅŸimdi kimse gelmiyor. Tiyatronun önüne park ediyorlar, çıkınca bakıyorlar ki, arabaları çekilmiÅŸ. Bunlara bir de kapkaç olayları eklendi, tam çıkmaza girildi, bunlara çözüm arayan da yok. Åžimdiki seyirci televizyona alıştı, deÄŸil dışarı çıkmak, evinin penceresine bile yanaÅŸmıyor. Eskiden bayramlarda 4 de matine ekleyip 8 oyun oynardık, hepsi tıklım tıklım dolardı. YılbaÅŸlarında karaborsaya düşerdi biletler, ne kadar ağır oyun olursa olsun. Ses Tiyatrosu’nda Ionescu’yu 3 hafta diye ilan ettik, her yer dolu, salkım saçak oynadık. PERDE KAPATMAK BÄ°ZE YAKIÅžMAZ Ne olacak Harbiye’deki Kenter Tiyatrosu adlı anıtın encamı?- Tiyatroyu 1968’de yaptık, siz de yakın tanıklarından birisiniz o sıkıntılı günlerimizin. Zaten biz hiçbir zaman tiyatrodan para kazanmadık ki, maaşımı aldım o kadar. Son 5 yıldır bizler hiç para almıyoruz, öteki sanatçı arkadaÅŸlarımızın maaÅŸlarını ancak ödeyebiliyoruz. Bu arada çıkarmak zorunda kaldığımız arkadaÅŸlarımızın kıdem tazminatlarını ödemek için tekrar kredi alındı bankadan, ÅŸimdi onlar da ödenecek. 450 küsur kiÅŸilik salonumuzda 3 seyirciye oynadığımız da oldu. Biz Muhsin ErtuÄŸrul’dan böyle gördük, ne olursa olsun tiyatronun perdesi kapanmayacak. Ama kalorifer yakıtı alacak paramız olmadığı için çok soÄŸuk, karlı günlerde oyunumuzu iptal etmek zorunda kaldık. DOST BÄ°LDİĞİMÄ°Z TÄ°YATROCULAR Yılların Yıldız Abla’sıyla Müşfik AÄŸabey’in hallerini yakından görünce, ‘DeÄŸer mi bu yaÅŸta bunca sıkıntıya, üzüntüye, satın gitsin’ diyesi geliyor insanın. - Yener Bey, valla satılırsa satılsın artık. Satılmasına karşı deÄŸilim, bu yaÅŸtan sonra ne olacak? Ama yazık olur tabii, sizin dediÄŸiniz gibi bir anıt orası. Böyle bir ÅŸeyi dünyanın baÅŸka bir yerinde yapsanız, sizi koyacak yer bulamazlar, burada kimsenin umurunda deÄŸil. Biliyor musunuz ki, dost bildiÄŸimiz bazı tiyatro sahipleri, Kültür ve Turizm Bakanlığı’na ‘Bunların tiyatroları var, onlara yardım yapmayın’ demiÅŸ. Bakanlık en çok 40 milyar liraya kadar yardımda bulunuyor, onunla dekor vesaire giderleri karşılanıyor. Kadriye’yle benim Haliç Ãœniversitesi’ndeki öğretim üyeliÄŸi maaşımız dışında baÅŸka bir yerden kazancımız yok. Beni arada bir seslendirmeye çağırıyorlar, kimseye muhtaç olmadan durumumuzu idare ediyoruz. Biraz önce, neden hálá doçentlikte kaldığımı sordunuz. Mimar Sinan Ãœniversitesi’nde bizim branÅŸta uçan kuÅŸu profesör yaptılar ama, beni layık görmediler. Artık profesör olma yaşım da geçti, doçentlik de benim için büyük gurur.Müşfik Kenter uzaktan biraz soÄŸuk, biraz sert, hatta biraz kendini beÄŸenmiÅŸ gibi gelir insana. - Çocukken biraz yabaniydim, çok sokulmazdım insanlara. Çok konuÅŸmazdım da, gerçekten çok sıkılganımdır aslında. Ortaokulda, lisede çok gülerdim, bu yüzden beni hep disiplin kuruluna verirlerdi. Konservatuvardaki ilk zamanlarımda kızlar korkardı benden. Rahmetli Cahit Külebi baÅŸmuavinimizdi, seneler sonra Ankara’da karşılaÅŸtığımızda, Kadriye’ye ‘Yahu korkmuyor musun bu adamdan? Benim ödüm patlardı konservatuarda, adama öyle bir bakardı ki’ dedi. Eskiden daha da az konuÅŸurdum ama, hocalık yapmaya baÅŸladıktan sonra galiba biraz çenem düştü.Sahnede de bir kez esaslı bir ÅŸekilde başıma geldi. Bu gülme konusu. 27 Mart’lardan birinde, sabah 11.00’de Darülaceze’ye ‘Çöl Faresi’ni oynuyoruz. Oyunda sahneye ilk ben giriyorum. Çıktım sahneye, baktım en ön sırada 7 kürklü hanım oturmuÅŸ, birinin elinde de dürbün var. Onları görür görmez baÅŸladım gülmeye, hem gülüyorum, hem oynuyorum. Sahneye çıkan her arkadaşım da benimle beraber gülüyor, 2 perde boyunca güldüm. Arada bir toparlıyorum, tam o sırada tek bacaklı bir adam önümden geçiyor. Yine sinirim bozuluyor, o kadar laçka oldum ki, hayatımda sahnede hiç o kadar gülmedim.Hak ettiÄŸim yerdeyimYıldız’ın gölgesinde kalıp kalmadığım gibi bir ÅŸeyi hayatımda düşünmedim. Nereye geldim, neredeyim, ben ÅŸunları yaptım demem ben. Herkes kendince hak ettiÄŸi yeri bulur, ben de hak ettiÄŸim yerdeyim. En dürüst, en güzel, en iyi yerdeyim, bu bana yeter. Åžiir okurken abartma, palavra olmaz, ben bunları sevmiyorum. Åžiir okumamda babamın büyük etkisi vardır. Babam Tevfik Fikret’in birkaç özel öğrencisinden biriymiÅŸ, bana ondan ÅŸiirler okurdu. O kadar düzgün güzel ve abartısız okurdu ki, tonlamaları hálá kulağımda.Ä°stanbul’daki derse kamyonla yetiÅŸtimMüşfik AÄŸabey’in bir özelliÄŸi gerçekten dillere destandır. - VazgeçemediÄŸim tek alışkanlığım dakiklik; hayatımda hiçbir yere geç kalmadım. Mimar Sinan’dayken ‘Müşfik Hoca ancak ölürse dersine gelmez’derlerdi. Diyelim ki turnedeyiz, sabah en erken uçakla gelip derse giriyorum. Karaman’da ‘Orhan Veli’yi oynadık, ertesi sabah dersim var, mutlaka dönmem lazım. O saatte ne tren var, ne otobüs; uçak zaten yok. Oyun biter bitmez dekoru hemen yüklettim, ‘İstanbul’a gidiyoruz, haydi’ dedim. Sabah 07.30’da BeÅŸiktaş’ta kamyondan inip derse girdim. Hayatım boyunca kimse bana niye geç kaldın, niye ezberlemedin, niye çalışmadın diyemedi. Bunun aksi insan için utanç verici bir ÅŸey.Sahnedeki muhabbetin oyunculukla ilgisi yok- Åžimdi stand-up denilen geyik muhabbeti modası var. Her ÅŸeyin bir devri olacak tabii ama, sanmıyorum uzun ömürlü olacaklarını. Cem Yılmaz’ı sahnede seyretmedim, sadece birkaç kez televizyonda gördüm. Onun ve onun gibilerin yaptığı, sahnede muhabbeti. Oyunculukla hiç ilgileri yok. Çocukçağız çıkıp aklına estiÄŸi gibi konuÅŸuyor, kendince birtakım espriler yapıyor. Gelelim televizyonla ilgili sorularınıza. Ekranlarımızı süsleyen birçok spiker, sunucu, Kadriye’yi ve beni çok rahatsız ediyor. Bunun ukalalıkla, kendini beÄŸenmiÅŸle ilgisi yok, biz bu iÅŸe ömrümü vermiÅŸ insanlarız. Televizyondaki spikerlerin çoÄŸunun vurgulamaları facia, lafların sonu havada kalıyor. Ãœniversitedeki öğrencilerimizden belli oluyor ki, Türkçe öğreten öğretmenlerimiz çok azalmış. Çocukların televizyonlardan, radyolardan öğrendikleri berbat Türkçeleri, çarpık tonlamaları düzeltmek bir iÅŸkence. Ekrandaki dizileri sordunuz, onlarda da insan yok ortada, o zaman da yanlış vurgular çıkıyor ortaya. Oyunculukta en önemli ÅŸey, insanı bulmak, insanı bulursanız zaten güzel konuÅŸursunuz. Ama insanı bulamazsan o yaratık olur, tiyatronun temeli insan.Oyuncu olmayı hiç düşünmedimMüşfik Kenter de anasından oyuncu olarak doÄŸmuÅŸ olmalı. Tıpkı Yıldız ablası gibi. - Ben hayatta oyuncuyu olmayı düşünmedim, aslında hiçbir ÅŸey olmayı düşünmedim ya. Konservatuvara girmek gibi bir hayalim de yoktu; nasıl mı oldu? Allah rahmet eylesin, Agah Hün bizim apartmanda otururdu Cebeci’de. O beni çocuk tiyatrosuna aldı, orada aÄŸaç, kütük rolleri filan oynadım. Yıldız öyle deÄŸil, o konservatuvara bilinçli girdi. Bir gün aÄŸabeyim, ‘OÄŸlum, herkes giriyor konservatuvara, sen de girsene’ dedi. Gittim baktım, bir hafta varmış sınava. Yıldız’la çalıştık; girdim ve bir baktım ki kazanmışım. Kazandım ama beni almıyorlar, çünkü Atatürk Lisesi’ndeki baÅŸmuavinimiz Rüştü Bey, çok gülüyorum diye çok kötü bir iyi hal kağıdı göndermiÅŸ. Sonunda Nurettin Sevin hocam bana kefil oldu da, kayıt yaptırabildim. Ertesi gün Varlık Yayınları’na o güne kadar çıkardıkları bütün kitapları ısmarladım. Haylazdım ama, çocukluÄŸumdan beri hepimizde büyük bir okuma alışkanlığı vardı. Her gün sabaha karşı 3.00 te kalkardım, 07.30’a kadar ses temrini yapardım. Konservatuvara 13 kiÅŸi girdik, sonunda 3 kiÅŸi kaldık, biri Meral Gözendor’du. Düşünün, bütün konservatuvarda bizimle beraber toplam 8 kiÅŸi olmuÅŸtu. Devlet Tiyatrosu’nda 4 sezon çalıştım, 12 ayrı rolde oynadım, yani senede 3 rol. Ben öyle Allah vergisi gibi sözlere inanmam, insan çalışırsa olur, ben gerçekten çok çalıştım, hálá da çalışıyorum.Basketbolla oyunculuÄŸun ortak yanı: ZamanlamaBizim bir özürlü oÄŸlumuz var, Mahmut Naci için Datça’ya gidiyoruz. Doktorlar yüzmesi gerektiÄŸini söylediÄŸi için orada yaptırdığımız evimizde kalıyoruz, 3 ay kadar. Onu yüzdürüyoruz, dolaÅŸtırıyoruz, yürütüyoruz. Konservatuvarda okurken Ankaragücü ve GençlerbirliÄŸi’nde lisanslı olarak basketbol oynadım. Ankara ÅŸampiyonu olduÄŸumuzda ben takımın pivotuydum. Basketbol, oyunculuÄŸa da çok ÅŸey katar, çünkü her ikisi de zamanlama üzerine kuruludur. Ayrıca, bütün kasları çalıştırdığı için fiziÄŸiniz de güçlü olur.YARIN: Hamlet’i tanımayan öğrencilerÂ
Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!