Kapak konusu

Güncelleme Tarihi:

Kapak konusu
Oluşturulma Tarihi: Haziran 28, 1998 00:00

Haberin Devamı

Farklı müzik, farklı insanlar

Moda Kilisesi, St. Esprit Katedrali, St. Pierre St. Paul Kilisesi, Aya İrini, Alman Kilisesi...

Çoğu İstanbullu, evinden çıkıp yürürken bir sokak aralığında, köşe başında ya da en yakın çarşının meydanında kilise görmeye alışıktır. Eğer Müslümansa, çoğu, bahçesinden içeri adım bile atmamıştır. Zaten o kiliselerin önemlice bir kısmı da kapısına kilit asmıştır çoktan. Kimi kiliseler ise sayıları giderek azalsa da cemaatine karşı kutsal görevini sürdürmeye sessizce devam eder. Sonuç olarak hepsi, bu tarihi kentin zengin kültürünün, görkemli geçmişinin, herşeye rağmen ayakta kalmaya çalışan güzelliğinin kendi halinde birer tanığı, parçasıdır.

İşte bu tarihi, güzel ve kutsal mekanlar, bir süredir ‘‘bir konser salonu’’ olarak kapılarını açıyor, sanatseverlere. Amatör olarak biraraya gelen ama yaptıkları iş profesyonelce yapılanlardan farksız olan kimi korolar, kendi olanaklarıyla düzenledikleri konserlerde meraklılarına koral müzik ziyafeti çekiyor. Ancak mekan kilise de olsa, konser repertuvarlarının dini müzikle hiçbir ilgisi yok; Rönesans dönemine ait çok sesli müzik örneklerinden çağımızın ünlü klasik müzik ustalarının bestelerine kadar oldukça geniş bir yelpazeyi içeriyor. Korolar ise birbirinden ilginç insanlardan oluşuyor.

72 KİŞİLİK AMATÖR KORO

Şu anda 72 kişiden oluşan ve Devlet Opera Korosu'ndan sonra en büyük koro olan ‘‘İstanbul Avrupa Korosu’’nun temeli 10 yıl önce atılmış. İstanbul'da yaşayan, kendisi ya da eşi İstanbul'da geçici görev yapan bir grup yabancının girişimiyle...

Başlangıçta, elçiliklerde, kendi çevrelerinde konserler vermişler. Daha sonra yeni katılımlarla grup bugünkü dev kadrosuna ulaşmış.

İngiliz, Alman, Türk, Fransız, İtalyan, İspanyol, Avusturyalı, İsviçreli, Amerikalılar'dan oluşan koroda kimler yok ki... Yabancı bankaların, şirketlerin genel müdürleri ya da eşlerinden konsolosluk yetkililerine, öğretmenlerden arkeologlara, Fransız memurlardan Türk işadamlarına...

Tabii ki burada hepsini saymak mümkün değil. Hemen hiçbiri müzikle profesyonel olarak uğraşmıyor. Ama şarkı söylemeyi, nota okumayı, en az bir enstrüman çalmayı biliyorlar. Hepsinin ortak noktası müziği sevmeleri ve bu işi maddi bir kazanç beklemeksizin manevi tatmin için yapıyor olmaları.

Mesela, koronun basın ilişkilerini yürütmekten sorumlu Münci Öz, İTİA mezunu; bir dış ticaret şirketinin sahibi. Oldukça yoğun bir işi var. Ama şan dersi almış; keman ve gitar çalıyor, şimdi piyano dersleri alıyor. 2,5 yıl önce bir kilisede izlemiş koroyu ve büyülenmiş. Zaman zaman açılan sınavlardan birine girmiş ve o günden beri koronun bas seslerinden biri.

DÖRT ULUSTAN YEDİ KİŞİ

Ve başka bir koro:

Gülsen Yavuzkal, Kadıköy Anadolu Lisesi Müzik Öğretmeni, aynı zamanda Avrupa Korosu koristi, çalıştığı lise ve BJK Koleji'nde iki çocuk korosunun şefi, aynı zamanda uluslararası Vox Europaen korosunda da söylüyor.

Ursula Schrödelsecker bir Alman. Eşi, Mercedes Türkiye Genel Müdürü olduğu için beş yıldır Türkiye'de.

İrene Aulinger. O da bir Alman. İstanbul Erkek Lisesi Müdürü'nün eşi. İki yıldır Türkiye'de.

Evelyne Besse bir Fransız. İstanbul'da çalışıyor. Tam 20 yıldır Türkiye'de yaşıyor.

İlhan Köse, Burak Bora Anadolu Lisesi Müzik Öğretmeni. Eric Bidot. Bir Fransız avukat. Ama İstanbul'da yaşıyor ve Saint Benoit Lisesi'nde Fransızca öğretmenliği yapıyor.

Vincenzo Pergolizzi. İtalyan Lisesi Müzik öğretmeni. Altı yıldır Türkiye'de ve yukarıda sayılan insanlardan oluşan ‘‘Galata Oda Korosu’’nun şefi...

Galata Oda Korosu, Türkiye'nin en kozmopolit korosu. Bir kısmı İstanbul Avrupa Korosu'nda ama ayrıca kendilerine ait bir koro kurmuşlar; bu grupta koronun bir üyesi, ‘‘korist’’ olmaktan çok, ‘‘solist’’ler. Daha çok madrigal ve A Capella (enstrümansız, insan sesiyle yapılan müzik) söylüyorlar. Yedi kişi deyip geçmeyin, bu koroda alto, soprano, bas ve tenor sesleri var; bazen soprano-1 ve soprano-2 eklenip beş sesli de olabiliyor. Bu koronun da konser verdiği mekanlardan biri kiliseler. Onlarla Galata Saint Pierre Saint Paul Kilisesi'nde verdikleri ‘‘Chansons de la Renaissance’’ konserinden sonra konuştuk. Hepsi de yaptıkları işten memnun görünüyordu. Kiliseyi dolduran konser, 15 ve 16. yüzyıllara ait Lassus, Palestrina, Monteverdi eserlerinden oluşuyordu. Yedi dilde söyleyen koronun o günkü konserinde iki de Türkçe eser seslendirildi.

Söyledikleri eserlerin, neşeli şarkılar olduğunu belirtiyorlar. Yani hayat güzeldir, anı yaşa, yarını çok düşünme, eğlen, diyen şarkılar... Ama aşk şarkıları da olduğu gibi, ‘‘Bırak öleyim’’ gibi 'arabesk' madrigallere de rastlamak mümkün.

Kıssadan hisse; Türkiye'de her zaman kötü şeyler olmuyor. Bazı yerlerde bazı ‘‘farklı’’ insanlar var ki, farklı şeyler gerçekleştiriyorlar. Ve bunu istekle, heyecanla, sevgiyle yapıyorlar. Dolayısıyla ortaya çok güzel birşey çıkıyor. Ve bu son cümlelerde anlatılmak istenen, ancak bir kilise ortamında, en güzel enstrüman olan insan sesinden parçalar dinleyen birine birşeyler ifade edebilir gibi görünüyor. Daha fazla ilgi olursa, müzik dünyamızdaki gürültü kirliliğinin arasında bu tarz müziğin de kendine iyi bir yer bulabileceği açık.

TÜZEL KİŞİLİK KAZANACAK

İstanbul Avrupa Korosu'nun konserleri için kiliseleri seçmesinin bir nedeni ‘‘akustik’’ ise diğer bir nedeni de maddi imkansızlıklar. Herşeyi kendi imkanlarıyla yürüttükleri için, daha fazla insana daha çok konser verebilmek, daha çok duyuru yapabilmek, onlar için şimdilik mümkün görünmüyor. Ama koro, artık bir kurum olma yolunda. Bir vakıf kurmayı düşünüyorlar. Böylece, bir gelirleri olacak, konser salonlarını kendileri kiralayabilecek, daha çok meraklıya seslenebilecekler.

BATIDA YAYGIN

Gülsen Yavuzkal, yaptıkları müziğin Türkiye'de çok yaygın olmadığını, ama batıda albümlerle, özel dergilerle, uluslararası organizasyonlarla ‘‘yaşadığını’’ söylüyor. Kendisinin de korist olduğu Uluslararası Vox Europaen'ın pek çok ülkeden üyesi olduğunu, her yıl bir ülkede konser veriklerini anlatıyor heyecanla. ‘‘Maddi bir kazancımız yok, bu işi sevdiğimiz için yapıyoruz’’ diyor.

Bilgide yeni bir ufuk

Bilgi Üniversitesi, dünyanın en prestijli süreli yayınlarından yılda dört kez çıkan ‘‘Foreign Policy’’yi Türkiye'de yayınlamaya başladı. Foreign Policy, 1970'de ABD'de yayın hayatına başladı. Önceleri Amerikan dış politikasına ağırlık veren, ancak 1997'de eski Venezuela Sanayi Bakanı Moises Naim'in genel yayın yönetmenliğine gelmesinden sonra, en usta kalemlerle global sorunları incelemeye başlayarak dünyadaki yerini sağlamlaştırdı. Türkiye'de derginin editörü Soli Özel. Aydın Uğur, Mete Tunçay ve Murat Belge yayın kurulu üyesi, Serhan Ada ise yayın koordinatörü. Dergide hem Foreign Policy'nin Amerikan baskısında yer alan yazılar, hem de Türkiye'den yazılar yer alıyor. Moises Naim, Türkçe baskıya yazdığı önsözde, Türkiye için ‘‘dünya üzerinde politika yapanların düşünce ve eylemlerini yönlendiren çözümlemelerden hızla haberdar olmaya bu kadar ihtiyaç duyan pek az ülke vardır’’ diyor. Amerika baskısı 65 bin olan derginin Bahar'98 sayısı 5 bin adet basıldı.

Uluslararası eğitim dergisi

Yurtdışında lisans, yüksek lisans ve İngilizce dil eğitimi görmek isteyen öğrencilere yönelik International Education dergisi yayın hayatına başladı. Dergi 3 ayda bir yayınlanacak. HİT Uluslararası Eğitim Yayın ve Dış Ticaret tarafından yayınlanan derginin sahibi Göksu Eroğlu. Derginin ilk sayısında kapak konusu Harvard Üniversitesi'ne ayrılmış. 1636'da 12 öğrenciyle kurulan ama bugün dünyanın en saygın üniversitelerinden biri haline gelen Harvard Üniversitesi'yle ilgili bütün ayrıntılar dergide yer alıyor. Dergi, ayrıca yurtdışında eğitime ilişkin bütün sorular için rehberlik işlevi görüyor.

Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!