GeriKelebek Kanserde kolay tanı; PET-BT
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Kanserde kolay tanı; PET-BT

Kanserde kolay tanı; PET-BT
refid:13241311 ilişkili resim dosyası

PET-BT yöntemi ile kanser şüpheli dokular görüntüleniyor ve kanserin yaygınlığı daha kolay şekilde belirleniyor.

İstanbul Üniversitesi (İÜ) İstanbul Tıp Fakültesi Nükleer Tıp Ana Bilim Dalı öğretim üyesi Doç. Dr. Cüneyt Türkmen, radyasyonu hastalıkların tanı ve tedavisinde insan sağlığı için kullandıklarını ifade eden Türkmen, “İnsan vücudunun görüntülenmesi için yaptığımız işlem, hastalara dışarıdan dedektörlerle tespit edilebilen birtakım radyoaktif maddeleri enjekte etmek ve bunların değişik organ ve dokulardaki dağılımlarını haritalayarak hastalıkların tanısında yardımcı olmak” dedi.

Son yıllarda nükleer tıp alanında radyasyonun özellikle hastalıkların tanı ve tedavisinde kullanımında büyük gelişmeler yaşandığını anlatan Doç. Dr. Türkmen, bu doğrultuda pozitron emisyon tomografisinin onkolojide artık standart haline gelen bir görüntüleme yöntemi olduğunu belirtti.

“TEDAVİDE SAĞLIKLI DOKULAR KORUNUYOR”

Nükleer tıpta uygulanan tedavilerin amacının hedefe yönlendirilmiş radyoaktif maddelerden yayılan kontrollü ışınlarla hastalıklı dokunun yok edilmesi olduğunu dile getiren Türkmen, tiroit kanserleri, hipertiroidi gibi tiroit hastalıkları başta olmak üzere, nöroendokrin kaynaklı kanserlerde, primer veya metastatik karaciğer kanserlerinde, lenfomalı hastalarda, hemofilik artropati gibi enflamatuar eklem hastalıklarında lokal ve sistemik olarak uygulanan birçok radyonüklid tedavi seçeneğinin olduğunu kaydetti.

Türkmen, bu tedavilerin hedefe yönelik olduğunu vurgulayarak, radyasyonla ilgili diğer harici tedavi yöntemlerinden farklı olarak radyasyonun hastalıklı dokuya yönlendirildiğini ve sağlıklı dokuların büyük ölçüde korunduğunu belirtti.
Radyonüklid tedavide kullanılan radyasyonun güvenli sınırlar içerisinde kullanılması halinde kanser yapıcı özelliğine dair bilimsel bir kanıt olmadığını aktaran Türkmen, hastanın tedavide alternatif yöntemleri de tercih edebildiğini söyledi.

Türkmen, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Radyoaktif tedavilerin uygulaması son derece basit. Örneğin hipertiroidi tedavisinde hasta su içer gibi bir bardakta radyoaktif iyodu içiyor. Hasta için uygulaması son derece kolay ve etkili bir tedavi. Burada temel amaç, hasta yararını gözetmek. İdeal olan hastanın maruz kaldığı radyasyonu mümkün olduğunca minimal seviyede tutmak. Ancak radyoaktif maddeler ile yapılan bu tedavilerin yararı göz önüne alındığında riskleri son derece düşük. Dünya yüzeyinde radyasyonun etkisinden soyutlanmak mümkün değil. Ancak bir hastalık söz konusu olduğunda tanısı ve tedavisinin hastaya getireceği yarar daha fazla olduğundan bu tetkik ve tedavilerin birçoğunu çocuklarda bile güvenle uygulayabiliyoruz.”

Hemofili hastalarında eklemle ilgili sorunlarda da radyoaktif tedavilerin çok başarılı olduğunu dile getiren Türkmen, şunları kaydetti:
“Bu hastalarda ne yazık ki eklem rahatsızlıklarına bağlı deformiteler ile sık karşılaşılıyor ve kanama eğilimi nedeniyle cerrahi tedavilerin uygulanması oldukça güç, komplikasyon riski ve maliyet oldukça yüksek. Biz radyosinovektomi olarak adlandırdığımız tedavide eklem içerisine basit bir enjeksiyon ile radyoaktif madde vererek, eklemi zaman içerisinde deforme eden ve kullanılmaz hale getiren dokuyu radyasyon etkisiyle ışınlayarak harap ediyoruz. Cerrahi tedaviye benzer şekilde radyasyonla aynı tedavi etkisini yaratabiliyoruz. Bu hastalar normal yaşantılarını sürdürme şansını elde ederek tedaviden çok büyük fayda görüyor.”

“NÜKLEER TIP TETKİKLERİ BEBEKLİK ÇAĞINDAN İTİBAREN KULLANILABİLİYOR'-

Doç. Dr. Cüneyt Türkmen, insan sağlığı için kullanılsa da radyasyon tanımının toplum için ürkütücü, ancak radyasyonun aslında yaşamın doğal bir parçası olduğunu, insanoğlunun sınırlı düzeyde de olsa sürekli radyasyonun etkilerine maruz kaldığını söyledi.

Bir insanın yıl boyunca doğal ve yapay radyasyon kaynaklarından aldığı ışın düzeyinin dünya ortalamasının 15-20 akciğer grafisine denk geldiğini aktaran Türkmen, sözlerini şöyle tamamladı:
“Son yıllarda tıpta tanısal görüntülemede radyasyon kullanımındaki artış dikkat çekici. Bunun bir yansıması da hastalara verilen radyasyon dozunun zararlı etkilerinin sorgulanması. Biz radyoaktif maddeyi hastaya damar yoluyla veya ağızdan verdiğimiz için bu bazı hastaları tedirgin edebiliyor. Ancak radyasyon dozu açısından baktığımızda nükleer tıptaki birçok sintigrafik tetkikte hastaya verilen doz alternatif radyasyon ile ilişkili görüntüleme yöntemlerine göre çok daha düşük oranlara sahip. Bu nedenle bebeklik çağından itibaren birçok nükleer tıp tetkiki sintigrafik tetkik olarak yaygın bir şekilde kullanılabiliyor.”

Yorumları Göster
Yorumları Gizle