GeriKelebek Kafayı kelimelerle bozmasam tuhaf olurdu
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Kafayı kelimelerle bozmasam tuhaf olurdu

Kafayı kelimelerle bozmasam tuhaf olurdu
refid:19833712-spot ilişkili resim dosyası

Kerem Işık’ın ilk öykü kitabı ‘Aslında Cennet de Yok’ 2010 yılında yine Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkmıştı. Yeni kitabı ‘Toplum Böceği’ ise, geçen hafta raflardaki yerini aldı.

Yazarının “Üslubumu ve bundan böyle izlemek istediğim ana damarı keşfettiğim kitap” dediği uzunlu kısalı 11 öyküyü içeren eser; parçası olduğu toplumun değer yargılarını, şu veya bu şekilde öğrenip sürdürmek zorunda kaldığı davranışları sorgulamaya başlayan bireylerin ironik hikâyelerini içeriyor. Kerem Işık ile metni, dil ve anlatım biçimlerini esnetip farklı ifade biçimleri, tekerlemeler ve söz oyunlarıyla yoğurduğu öykülerini konuştuk.

- Kimya Mühendisliği’nden mezun olup, yüksek lisansınızı fizik bölümünde tamamladınız. Tam bir ‘sayısalcı’sınız aslında... Yazma serüveni nasıl başladı?
- Annem de ablam da İngiliz Dili ve Edebiyatı mezunu, yani raflar dolusu kitabın arasında büyüdüm. Büyük bir kitaplığımız vardı ve en sevdiğim şey onun önüne geçip kitapları karıştırmak, ilk birkaç sayfasına göz gezdirip hoşuma gidenleri okumaktı. Hal böyle olunca ciddi anlamda okumaya, İngilizce kitaplarla başladım. Ortaokul ve lise öğrenimim boyunca hiç durmadan okudum. Felsefeye olan ilgim de o yıllara dayanır. Üniversite yıllarında bir şeyler karaladım, fakat ciddi anlamda yazmaya asıl yüksek lisans eğitimim sırasında başladım. Amerika’da öğrenim gördüğüm eyalette bir yazı kulübünün buluşmalarına gidiyordum, yani ilk yazı denemelerim de yine İngilizceydi. Yazdığım öykülerden birkaçı internet dergilerinde yayımlandı. Yazmanın ve kendini yazıyla ifade edebilmenin çekiciliğine orada kapıldım. Daha sonra kendimi ana dilimde çok daha iyi ifade edebileceğimi düşünerek Türkçe yazmaya ve okumaya başladım.

/images/100/0x0/563db0fcf018fb32c8ef6d23

YERİNDE SAYMAKTAN NEFRET EDERİM

- ‘Aslında Cennet De Yok’ isimli ilk öykü kitabınıza göre farklı renkte öyküler var yeni kitapta. Nedir değişen?
- Bunun birden çok nedeni var. İlki okuduğum ve etkilendiğim kitaplardan tutun da dinlediğim müziğe kadar yazma eylemini tetikleyen dış etkenler. ‘Aslında Cennet de Yok’un yazım sürecinde okuduklarım, dinlediklerim ve üzerine düşündüklerim bambaşkaydı. Bir başka neden ise, yerinde saymaktan nefret ediyor olmam. Hep farklı konular hakkında kafa yormak, üzerinde düşündüğüm konular aynı olsa bile o konu yahut düşünceye mutlaka farklı bir açıdan yaklaşmaktan hoşlanmam. ‘Aslında Cennet de Yok’, yazılma süreci uzun bir döneme yayılmış, satırlarının arasında kendimi bulmaya çabaladığım ilk öykülerimi içeriyor. ‘Toplum Böceği’nde ise, elimden gelen en iyi noktaya çıkarmaya çabalayacağım üslup denemeleriyle beni yazmaya daha da çok iten ‘dertleri’ ortaya çıkardığım öyküler var.

- Kahramanlarınız ortak bir paydada birleşiyor sanki. Her biri aklını kelimelerle bozmuş. ‘İnsanlık Hali’ ve ‘Değişen Bir Şeyler’ adlı öykülerdeki gibi... Yazarının da böyle olduğunu söyleyebilir misiniz?
- Evet. Okuduğum onca farklı metin arasında en keyif aldıklarımın dil işçiliğine ortalamanın üzerinde önem veren, farklı üslup ve teknikleri harmanlamaya çalışan metinler olduğunu söyleyebilirim. Sözgelimi Ali Teoman; titizliği, araştırmacılığı ve dile verdiği önemle benim için hep yol gösterici olmuştur. Beni yakından tanıyanlar en çok güldüğüm esprilerin zeki kelime oyunları içerenler olduğunu bilirler. Gündelik konuşmalarda gerek kendimin gerekse karşımdakinin yaptığı en ufak sözsel hatayı dahi anında belirttiğimi, hatta kimi zaman durumu daha da ileri götürüp, yapılan hatayı temel alarak farklı kelimeler türetmekten keyif aldığımı da bilirler. Buna bir de çeviri pratiği, sözlük okumaları ve hâlâ sürdürdüğüm yabancı dil okumaları eklenince kafayı kelimelerle bozmasam tuhaf bir durum olurdu.

SİSİFOS VE TOPLUM BÖCEĞİ

- Kapakta Fahri Güllüoğlu, Yunan mitolojisindeki Sisifos’u resmetmiş. ‘Toplum Böceği’ ile sonsuza kadar büyük bir kayayı bir tepenin zirvesine dek yuvarlamaya mahkum edilen kral Sisifos’un ortak paydası nedir?
- Kitap boyunca farklı öykülerde ortaya çıkan farklı ‘toplum böcekleri’ var. Her biri parçası olduğu toplumu, değer yargılarını, hayatı boyunca öyle ya da böyle öğrenip alışmak durumunda kaldığı şeyleri, kısacası sürdürdüğü hayatı içten içe kemirmeye yani sorgulamaya başlayan bireyler. Ulaşmak istedikleri farklı bir düşünce ve varoluş hali var. Fakat bunun ne olduğunu onlar da bilmiyor. Tam ulaştık derken kendilerini bir anda içini oyup durdukları kavramların, düşüncelerin arasında buluveriyorlar. Ama ısrarla aynı şeyi yapmaya devam etmekten vazgeçmeleri artık mümkün olmuyor.

- ‘Çirkin ile Teknikolor Anı’ öyküsündeki adamları aynı asansörde bir araya getiren şey nedir?
- Anlatıcı ve içsesi dışında, asansördeki diğer iki adamın orada bulunmaları özellikle düşünülmüş bir şey değil. Farklı okuma pratikleri bunun için farklı nedenler öne sürülmesini sağlayabilir. Anlatıcının dış dünyadan, sıradan bir asansör sohbetini dahi anlayamayacak denli koptuğunun bir ifadesidir aynı zamanda. Metin bilinç akışına benzer bir üslupla akıyormuş gibi görünüyor. Aslında yaşanan kopuşun dahi, az önce sözünü ettiğim dil takıntısıyla birlikte kontrolün elden bırakılmadığı bir sohbete dönüşmesi olarak da okunabilir.

EDEBİYATTA FRAKTALLIK

- İronik içeriğe sahip her bir öykü kendi üslubunu oluşturuyor sanki. Kitapta dil oyunları; ikilemeler, tekerlemeler, türetilen yeni kelimelerle ritim oluşturma çabası öne çıkıyor...
- Yeni arayışlara girmek, yeni kavramlar ve düşünceler üzerine düşünmek olmazsa olmazlarımdan. Bu durum özellikle edebiyat ve yazma eylemi söz konusu olduğunda benim için büyük bir önem kazanıyor. Farklı anlatım teknikleri de bunun öykülere yansıyan bir uzantısı. Sürekli olarak okumaya, araştırmaya, düşünmeye ve yazmaya devam ederek bakış açımı olabildiğince genişletmeye ve bunu yaparken herhangi bir bulanıklığa yol açmamaya çabalıyorum. Ulaşmaya çalıştığım hedef için bilimsel bir örnek verebilirim aslında: edebiyatta fraktallık. Yani ister uzaktan bakın isterseniz detaylara dalın, ister geniş zaman dilimlerine yayılan anlatılara isterseniz yalnızca bir anı anlatan metinlere bakın; aynı işçiliği, özeni ve yoğun düşünme ediminin yansımalarını görebileceğiniz bir yazıya ulaşmak...

- Son olarak, kitabı annenize ithaf etmişsiniz...
- Babamı ben çok küçükken kaybetmişiz. Dolayısıyla zor şartlara rağmen o günün koşullarında mümkün olan en iyi eğitimi almamı sağlayan, kişiliğime yön veren ve beni ben yapan anneme çok şey borçluyum.

ÇEVİRİ BÜROSU DA VAR

1976 yılında İzmir’de doğdu. İzmir Amerikan Koleji’nden sonra Ege Üniversitesi Kimya Mühendisliği’nden mezun oldu. Yüksek öğrenimini fizik üzerine Amerika’nın Ohio eyaletindeki University of Akron’da burslu tamamlayıp, Türkiye’ye döndü. İlk kitabı ‘Aslında Cennet de Yok’ 2010 yılı ocak ayında Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkmıştı. Işık, serbest kitap çevirileri yapmanın yanı sıra, kurucusu olduğu özel bir çeviri bürosunda çalışıyor ve çeşitli internet projeleri geliştiriyor. Eşi Özlem ve iki buçuk yaşındaki kızları Öykü ile birlikte İzmir’de yaşıyor. ‘Toplum Böceği’ ise ikinci öykü kitabı.

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle