GeriKelebek Kafanızdaki Müslüman Türk’ten korkmayın...
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Kafanızdaki Müslüman Türk’ten korkmayın...

Kafanızdaki Müslüman Türk’ten korkmayın...

 Joseph Barrell - Avrupalı olarak önümüzdeki en önemli dava nedir? Benim bu soruya cevabım: İslam dünyası ile olan ilişkilerimiz. Güvenliğimizle, ekonomimizle, demografimizle ilgili, kültürel kimliğimizle ilgili önümüzdeki en önemli sorun, Müslüman dünyayla kuracağımız ilişkilerdir.

Thierry Thuillier - Medeniyetler çatışmasını önlemek yani?

J.B. - Medeniyetler çatışmasını, terör tehdidini, toplumumuzun dağılmasını engellemek, çünkü Avrupa’da şu anda bile çok Müslüman var, daha da çok olacak. İslam’ı avrupalılaştırmak gereğine inanıyorum, yani Avrupa’yı yapan değerlerle İslam’ı uyumlu hale getirmek...

T.T. - Demokrasi, insan hakları ...?

J.B. - Ve kadın hakları, asıl kadın hakları... Eşitlikçi, dünyaya açık, dini önyargılardan kurtulmuş bir toplum... Önümüzde halli gereken en önemli sorunun bu olduğuna inanıyorum. Bu sorunu ortadan kaldırmak için ne yapılması gerek, asıl soru budur.

T.T. - Sizce ne? Türkiye’yi entegre etmek mi?

J.B. - Bence... belli şartları yerine getirdikten sonra Türkiye’yi entegre etmek. Hemen değil, bugünkü, olduğu gibi değil. Şu anda bu mümkün değil, onlar açısından da mümkün değil!

T.T. - Bir Müslüman ülke, Devrim’i, Rönesans’ı yani Avrupa’yı Avrupa yapan şeyleri yaşamamış... Bu evlilik nasıl mümkün olacak?

J.B. - Avrupa bir Hıristiyan kulübü değildir. Avrupa sadece katedraller Avrupası değildir. Avrupa tarihinin bir de İslam boyutu vardır. İslami kökenleri vardır, bunu reddetmemek gerek, Yahudi kökenleri olduğu gibi... Özellikle güney İspanya, tarihte Hıristiyan’dan çok Müslüman olmuştur. Ama Avrupa’yı bir dine göre tarif edemezsiniz, bu büyük bir hata olur.

T.T. - Avrupa’da kamuoylarının bakışı çok farklı. Taraftar olan ülkeler var, çok daha karşı olanlar var. Mesela Fransa en karşı olanlardan biri...

J.B. - Son Avrobarometre’ye göre % 70...

T.T. - Korkunç!

J.B. - Fransa’da (Türkiye’ye karşı olanlar) % 74, Avusturya’da % 80...

T.T. - Bu karşıtlığı nasıl izah ediyorsunuz? Korku mu?

J.B. - Birçok Avrupa halkının toplumsal hafızasında, asırlar boyu savaştıkları hatta bir ara Avrupa kültürünü yok etme noktasına kadar gelen Osmanlı İmparatorluğu can düşmanı olarak duruyor hâlâ. Macaristan’da ve diğer birçok Avrupa ülkesinde Hıristiyan hayatı asırlar boyunca yok eden bir Osmanlı... Normaldir bu! Bu ülkeler Türkiye’yi hâlâ geçmişten kalan bu tarihi çerçeveden görüyorlar... Ama Avrupa’nın inşası, tarihî bir oluşum değildir. Tarihe bağlı kalınsaydı, Avrupa inşa edilmezdi. Avrupa, tarihin reddidir (negasyon), tarihi aşma iradesidir... Almanya-Fransa bunun en çarpıcı örneği. Tarihi aşma iradesidir Avrupa’yı kuran. (Aynı şey) Eski Osmanlı İmparatorluğu için de niye olmasın?

T.T. - Fransızlar sizin bir kürsüden ‘Polonyalı muslukçulardan korkmayın’ diye seslenişinizi iyi hatırlıyorlar...

J.B. - Varşova’daki Fransız muslukçu sayısı, Paris’teki Polonyalı’dan çokmuş...

T.T. - Olabilir! Siz ki Türkiye’nin muhtemel entegrasyonuna inanıyorsunuz...

J.B. - Türkiye ile müzakerelerin başlaması gerektiğine inanıyorum.

T.T. - ... Fransızlar’a ‘Müslüman Türkler’den korkmayın!’ diyor musunuz?

J.B. - Kafanızdaki Müslüman Türk’ten korkmayın! 15 yıl sonra, demokrasiyle, insan hakları gibi değerlerle uyumlu bir Müslüman Türk yaratmaya yardımcı olun. Geleceğimiz burada! Demokrasiye ve insan haklarına saygısı olmayan (ekonomik açıdan bizden çok geriler), dini köktenciliğin esiri ve hızla artan bir nüfusla çevrili hale gelirsek, asıl problem o zaman ortaya çıkar. Yapacağımız en iyi yatırım, İslam dünyasının siyasi özgürlük içinde, ekonomik ve kültürel kalkınmasına destek vermek olacaktır.

*

(Serdar’a döndük...)

Avrupa Birliği, Berlin Duvarı çöktükten sonra, Demirperde’den kurtulan Doğu Avrupa ülkelerini AB’ye katılmaya DAVET etti. Yani bizden önce AB üyesi olan Estonya, Macaristan, Letonya, Litvanya, Polonya, Çek Cumhuriyeti, Slovakya ve Slovenya ile, bizden önce üye olacak olan Bulgaristan, Hırvatistan (?) ve Romanya AB’ye özellikle DAVET edildi.

Halbuki Türkiye... yalvara yakara 42 senede aday olabildi ancak. Aradaki bu fark çok önemli. Bu bir.

Ayrıca, Joseph Barrell’in yukarıda söyledikleri ilk bakışta işimize geliyorsa da, dostlarımızın ve taraftarlarımızın dahi, Türkiye’nin adaylığını desteklemek için ‘medeniyetler çatışmasını ve İslami terörü engellemek’ gibi, ‘Türkiye’nin köktendincilerin eline geçmesine mani olmak’ gibi NEGATİF ARGÜMANLAR kullanmak zorunda kaldığını görüyoruz.

Yani en sıkı taraftarlarımız bile, “Osmanlı-Türk korkusunu kafanızdan atın” derken, yerine İslamcı terörü, hatta “İslamcı-Türk kâbusunu” koyuyorlar...

Neticede Türkiye, AB’ye (Atilla’dan Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’ya kadar geçen 1200 küsur senede olduğu gibi) TEHDİT VE ŞANTAJLA girmek zorunda bırakılıyor...


Son not: Avrupa’da lobi yaparken, bizim da aynı tehdit ve şantaja, aynı negatif argümanlara itibar etmemeye dikkat etmemiz lazım. Yarın, konu AB parlamentolarının veya referandum için halkın önüne gelene kadar, yani 10-15 sene, Türkiye’nin Hıristiyan Avrupa’nın şuur altına sıkışmış bu korkuyu temizlemesi gerekecek. Yerine daha korkunç kabuslar koyması değil...


Yorumları Göster
Yorumları Gizle