GeriKelebek Kadro tamam!
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Kadro tamam!

Çöpe gitmeyecek şeyler üretmek isteyen üç ortak, kendilerini çöpe gitmeyecek şeylerle tanıttı

1908

T MODELİ FORD PİYASADA

Kadro'nun ‘‘kuruluş kartları’’ndan ilki 1908 yılına ait. Henry Ford'un ‘‘Teneke Lizzie’’ adıyla anılan T modeli Ford otomobili piyasaya sürülüyor. Kısa sürede 15 milyon üretiliyor. Henry Ford ‘‘En iyi malzemeyle, en iyi işçilikle, mühendislerimin tasarlayacağı en sade arabayı yaratacağım’’ diyor.

1918

COCO CHANEL DEVRİMİ

Coco Chanel, bütün kadınların her zaman giyebilecekleri bir model geliştiriyor ve kadın giyiminde bir devrimi başlatıyor. İş yaşamı boyunca daima aynı ilkeyle hareket ediyor:

‘‘Hep çıkar ama asla ekleme...

Bedenlerin özgürlüğünden ve yalınlıktan daha güzel hiçbir şey yoktur!’’

1928

PENİSİLİNİN KEŞFİ

İngiliz tıp bilgini Alexander Fleming ilk antibiyotik olan Penisilin'i keşfediyor. Bu ilaç yıllar sonra ona Nobel Ödülü kazandırıyor. ‘‘Nereye gitsem, herkes bana hayatını kurtardığım için teşekkür ediyor. Niye böyle yaptıklarını doğrusu anlamıyorum. Penisilin'i doğa yarattı, ben yalnızca onu buldum.’’

1938

SÜPERMEN'İN DOĞUŞU

‘‘Süpermen’’ çizgi dizisi ‘‘National Periodical’’ adlı aylık dergide ilk kez yayımlanıyor. İki Amerikalı, Jerry Seigel ve Joe Shuster'in yarattıkları Süpermen, ‘‘havaya sıkılan kurşundan bile daha hızlı’’ uçmasına karşın oldukça sade bir kahramandı.

1978

İLK TÜP BEBEK

İlk tüp bebek İngiltere'nin Lancashire yöresinde bulunan Oldham kentinde dünyaya gözlerini açıyor. Dokuz yıl boyunca çocuk sahibi olabilmek için her yolu deneyen anne baba, çocuklarına Louis adını veriyor. Louis doğal yoldan çocuk sahibi olamayanlara yeni bir umut kaynağı oluyor.

1998

Hayata 1970'lerin ortasında başladığımdan, doğum tarihimden önceye ait hiçbir kartpostal beni bulmamıştı. Sahip olduğum en eski kart olsa olsa, okuma yazma öğrendiğim 80'li yıllara ait olabilirdi...

Oysa geçtiğimiz günlerde elime geçen on kart bana yüzyıllık bir keyif yaşattı. Yeni kurulan bir reklam ajansı, kuruluşunu duyurmak ve de yeni yılda mutluluk dilemek için tek bir kartla yetinmemiş, 1908'den başlayarak yüzyılın ‘‘onlarca önemli’’ olaylarını hatırlatan on kart göndermişti. Zarif, nostaljik, yaratıcılık ve hassasiyet kokan kartlar... Amaç ‘‘çöpe gitmeyecek’’ bir şeyler bırakmaktı insanların eline. Kartlar çöpe gitmedi, kimi Süpermen'i sevip duvarına astı, kimi Coco Chanel'in sözüne takılıp çekmeceye kaldırdı. Kimi de benim gibi bunlar bir ‘‘belge’’ diye düşündüğü için hepsini, balmumu mühürlü zarflarına koyup sakladı. Kartlardaki bütün fotoğraflar, kendi arşivlerinden. Zarfları da oturup kendileri paketlemiş. Fotoğrafları seçerken, o tarihlerde bir sürü olayla karşılaşmışlar ama onlar kendilerini de çağrıştıran bir şeyler olsun istemişler: ‘‘1918'i simgelerken Coco Chanel'i seçmek o yıllara yumuşak bir bakış atmak demek...’’

Mustafa Kemik, Sinan Soral ve Bülent Şentay'ın kurduğu ajansın adı Kadro. Uzun yıllar çeşitli ajanslarda çalışmış, eski üç arkadaş. Birbirlerinin ne düşündüğünü bilen, hayata aynı noktadan bakan ve tüm bunların yaptıkları işe büyük faydası olacağına inanan üç reklamcı. Farklı olduklarını ve olacaklarını söylüyorlar. Çünkü amatör ruhlarını asla kaybetmeyecekler.

‘‘Amatör bir ruhla, keyifli bir ortamda, az sayıdaki insanla doğru bir iş yapmak...’’ Böyle açıklıyorlar amaçlarını. Sadece iş için birarada olmayışları, dostukları onların projelerine de yansıyor. Aralarında kopukluk yok, atılan her adımdan hepsinin haberi var. Tam bir birliktelik söz konusu, böylece müşterinin odasından çıktıkları anda proje başlamış oluyor ve iş asla ofiste kalamıyor. En büyük avantajlarını Mustafa Kemik şöyle anlatıyor: ‘‘Biz hepimiz 40'ları devirdik ve uzun yıllardır bu sektördeyiz. Belki sektöre yeni girdiğimiz dönemlerde böyle bir şirket kursaydık, gençlik, hayat hırsı birtakım şeyleri bize yaptırabilirdi. Ama şimdi belli bir olgunluğa geldik, hem mesleki olarak, hem de beyin yapısı olarak. Doğrusu artık bu saatten sonra pek müşteri nazı da çekemiyoruz. Müşterinin bizle çalışması aslında onun da avantajı.’’

Evet, onların bizi rahatsız eden işi yapmayız gibi bir tavırları var. Henüz karşılaşmadıklarından bu iş ne olur bilmiyorlar. Onlar doğru ve güzel iş çerçevesinde gerçekten ‘‘reklam’’ isteyen reklamverenler arıyorlar. Mütevazı gibi görünseler de konuştukça belli oluyor ki, onlar aslında ukala! Bundan da çok hoşnutlar. Reklamcılıkta artık ahbap-çavuş ilişkisinin ötesine geçilmesi gerektiğine inanıyorlar. Farklarından biri de bu: ‘‘Burada mason, rotaryen ilişkilere yer yok!’’

Onlar reklamın içine, ürün izin verdiği sürece nükte koymaktan yanalar. Kahkaha attırmak değil, gülümsetmek istiyorlar insanları. Gülümsetmek insanın içinde farklı bir yere dokunmaktır, diyorlar ve bunu bulmak istiyorlar. Metin yazarı Bülent Şentay: ‘‘Türkiye'de insanlar çok gergin yaşıyor, burası problemli bir ülke. Neresinden bakarsanız bakın, neye elinize atarsanız atın, tuttuğunuz elinizde kalmıyor, kafanıza düşüyor. Reklamlarda o gerginliği alacak, gülümsetecek unsurların bulunmasında fayda var’’ diyor.


Yorumları Göster
Yorumları Gizle