GeriKelebek Kadınlığınızı ya da erkekliğinizi en çok nerede hissedersiniz
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Kadınlığınızı ya da erkekliğinizi en çok nerede hissedersiniz

Kadınlığınızı ya da erkekliğinizi en çok nerede hissedersiniz
refid:17789196 ilişkili resim dosyası

Soru bu kadar basit. Kendinizi en çok nerede kadın veya erkek hissediyorsunuz? Upuzun felsefe barındıran bir cevabınız da olabilir, yalın dümdüz bir itiraf da... Egolardan sıyrılmış, tribüne oynanmayan, cevabı geçerli kılan tek şey samimiyet. Her biri farklı mesleklerden, kadın ve erkekler cevapladı...

Ayşe Kulin (Yazar)
En çok, erkek sürücüleri girilmez yollara saptıkları ya da kırmızı ışıkta geçtiklerinde ikaz ettiğimde, “Kadın olduğuna dua et, yoksa ağzını burnunu dağıtırdım” azarlamasına maruz kaldığımda hissediyorum. Hem kadın olduğumdan dolayı, paçayı kurtarmış olmanın keyfi, hem de erkek olmayıp o magandaların ağzını burnunu dağıtamamamın ezikliği yüzünden!

Fadik Sevin Atasoy (Oyuncu)
Ben kendimi yazarken, oynarken, şarkı söylerken, dans ederken, inandığım bir fikri savunurken, kısacası kendimi kendim olarak ifade edebildiğim her anda, kadın gibi hissediyor, kadın olmaktan da gurur duyuyorum, kim ne derse desin!

Çağla Şıkel (Model)
Kadınlığım, tenime değiyor omuzlarıma dökülüveriyor. Beni ben yapan, en güzel yanım sanki. Sahtesi bir türlü doğal durmuyor, kimisi kazıtıyor, kimisi taçlandırıyor. Yer yer kırılgan, yer yer yarım kalmış, onarmaya çalıştığım bazen de kırpmaya çalıştığım yönlerimle, hayata dalgalanan uzun gür saçlarımda sanki kadınlığım. Her şeyim var o tellerde benim; çirkefliğim, asilliğim, kendimi kaybedip tekrar buluşlarım... En güzel olması gereken günde, beni yarı yolda bırakan hiç ummadığım bir zamanda dişiliğimi bana hissettiren saç yumağından fazlası o.

Burcu Esmersoy (Sunucu)
Kadınlığımı en çok arabam bozulduğunda, yolda kaldığımda ya da lastiğim patladığında hissediyorum. Hele bir de hava kötüyse, değmeyin çaresizliğime! Düşünsenize ipek gömlek ve deri etekle, en yükseğinden topuklu ayakkabılarla lastik değiştirmek zorundasınız. İşte o zaman “Burcu, sen bu lastiği değiştirirsin, yok yok değiştiremezsin” iç çatışmasının ardından önce sevgilimi arar ve yardım isterim. Yani sanırım, başım sıkışınca kadınlığımı hissediyorum.

Nermin Bezmen (Yazar)
Kadınlığımı, aynen aşkı hissettiğim gibi ruhumda, yüreğimde, zihnimde, bedenimde, tenimde, tüm varlığımda hissediyorum. Bütün bunları aşkla paylaşırken aynı zamanda kendime ait, kendime sahip, kanatlarım hür kalabilmek bana kadın olmanın bir başka güzelliğini tattırıyor.

Feryal Pere (Spor yazarı)
Yarı yaşımdaki ya da benden büyük kızlarla aşk konuşup kıkırdarken, maçlarda hoyrat seslerin arasında golü kaçıran yavrucağıza sınırsız şefkat duyarken, oğlumu beklerken kendimi ruj sürerken yakalayıp aynaya dil çıkarırken, hak eden bir filmde ağlarken, iş toplantılarında can alıcı detayları kaçırmazken, yeryüzünde acı çeken bütün çocukları kendim doğurdum sanırken, pek aceleci yılları hiç umursamazken, Foça’da günbatımına saçlarımı savurup yürürken, ay doğarken...

Çiğdem Anad (Gazeteci)
Komedi filminde bile ağlayacak sahneler bulduğumda, çocuklar için gerekince papağan, gerekince aslan olabildiğimde, sevdiğim adama kötülük edenin gözünü oymak istediğimde, sokaklarda “Aman, hiçbir adamı taciz etmeyeyim” diyerek kıyafetlerimi sık sık kontrol ederek yürüdüğümde ve evde bitmeyen ev işlerini yaparak koltuğa yorgun oturabildiğimde...

Özlem Süer (Modacı)
“Av gibidir kadın, bacaklar ne kadar gergin olursa, avcının dikkatini o kadar fazla çeker!” demişti solon erkeği kategorisine sokacağımız bir dostum. Ve ben de sanki bu sözü doğrularcasına ucu sivri topuklu ayakkabı giydiğim anlarda kadınlığımın doruk yaptığını hissediyorum diyen çoğunluktanım. Üzgünüm ki, av değilim! Yırtık pırtık dizli, üzerimde yıllanmış jeanim, bir de V yaka basit pamuklu tişörtümle bile ayağımda topuklu olduğu sürece kadın kadın hissediyorum. Ruh halime göre kokusunu seçenlerdenim. Kadın hissettiğim günlerin parfümü farklıdır. Jazz müzik ve kırmızı şarap dendiği andaysa akan sular duruyor benim için. Tınılar ve lezzet her dakika dozu yükselen bir muzip kadına dönüşmeme vesile oluyor.

Fem Güçlütürk (Marka ve iletişim Danışmanı)
Anne kadınlığı emzirirken, sorumluluk sahibi kadınlığı evi derli toplu tutarken, özgür kadınlığı oğlan çocuklarıyla Mozambik’te motor sürerken, dişi kadınlığı sevgilimin bana bakışını yakalarken, çalışan kadınlığı Bağkur harcını öderken, cesur kadınlığı 216 metreden bungee jumping yaparken, becerikli kadınlığı ‘tüm kadınlık’larımı kendi istediğim şekilde, yerde ve zamanda kullanma irademi elimde tutarken hissediyorum.

Meral Okay (Senarist, Yönetmen)
Beni kadın olmak, erkek olmak ilgilendirmiyor. Hepimiz bu kadınlık ve erkeklik kimlikleri altında eziliyoruz. Kadınlık ve erkeklik ortak bir macera. Hepimiz zevk alıyor, hepimiz acılar çekiyoruz. Benim acım, kadın olmaktan dolayı değil, insan olmaktan dolayı adam yerine koyulmamak.

Ezel Akay (Yönetmen)
Kadınlar karşısında.

Hayko Cepkin (Şarkıcı)
Kendimi en çok motor kullanırken bir erkek gibi hissediyorum. Özellikle, o homurtulu sesiyle gitmem gereken mekana ulaşıp, kontağı kapattığımda ve kaskımı çıkarırken tavan yapıyor.

Latif Demirci (Karikatürist)
Bar, restoran, alışveriş merkezi, benzin istasyonu gibi yerlerde tuvalet ararken! Genelde bunlar bir arada olmalarına rağmen, ben kapının üstünde beni temsil eden erkek figürü bulup içeri yönelirken ki kekremsi his!

Nuri Şahin (Futbolcu)
İlk olarak 16 yaşımda yalnız yaşamaya başladığımda, ilk gece kendi evimde yatıp, sabah kahvaltımı kendim hazırladığımda erkek gibi hissettim. “Sen büyüdün, erkek oldun Nuri” dedim.

Ümit Ünal (Modacı)
Erkek olduğumu en çok yaşamın zorlamalarında serinkanlı davranabildiğimde hissediyorum. Öfke ve nevrotik nöbetleri erkeğe ait hissetmiyorum. Kaldı ki, erkeğin daha çocuksu ve ham kalabilme yeteneği daha fazla, biliyorum. Daha az hırsları, kendi cinsi ya da karşı cinsle daha az yarışı var. Bir diğerinin yaşamın herhangi bir anında bilmem ne sebepten tökezleyip sendelediğinde, hissettirmeden yeniden doğrulmasına güç verebildiğimde en çok erkekliğimi hissediyorum. Karşılığı ‘almak’ olmadan sevebildiğimde. Karşılığı olmadan verebildiğimde.

Ahmet Ümit (Yazar)
Antep’te henüz 14 yaşına yeni girmişken, annem bir akşam misafirliğe giderken mızmızlanan babama, “Tamam sen gelme, ben oğlumla giderim” dediğinde, 15 yaşında duvarlara faşizme karşı afiş asarken polisler bizi yakaladığında, arkadaşlarım ellerindeki afişleri teslim ederken ben en az bir düzinesini parkamın altına sakladığımda, 22 yaşında kurşunlanan arkadaşım Enver’in ölüm haberini alıp da gözlerimden dökülen yaşlara engel olamadığımda, Vildan’la daha sevgiliyken, “Ahmet, ben hamileyim” dediğinde, “O zaman evlenelim” diye ona sarıldığımda, yeni doğmuş kızımı kucağıma aldığımda, torunum Rüzgar’ın altını değiştirdiğimde, Antep’e son gittiğimde 89 yaşındaki annemin, sanki küçük bir çocukmuşum gibi saçlarımı okşadığında kendimi erkek gibi hissettim.

Kerem Alışık (Tiyatrocu)
Hangi cehennemi yaşarsam yaşayayım özgüvenimi kaybetmeden, dik durmaya çalışarak, dirençli ve mücadeleci bir duruşla, cesurca sahiplenme, koruma, sevgi, şefkat ve vicdan gibi özelliklerimi kaybetmeden hayata tutunmayı başardığım zamanlar kendimi en erkek hissettiğim zamanlar.

Nuri Çolakoğlu (Gazeteci, Televizyoncu)
Erkekliğimi iki yerde hissediyorum: Biri olumsuz bir şekilde her sabah bir gazeteyi açtığımda ya da TV haberlerinde kocasının baskısına uğrayan, eziyet edilen, vurulan, öldürülen kadın haberlerini okurken... İçim daralıyor, utanıyorum, eziliyorum. Bir diğeri de, cesur bir erkeğin bu olaylara karşı çıkıp sesini yükselttiği, kurulu maço düzene başkaldırdığını gördüğümde. Gerisi hikaye...


Yorumları Göster
Yorumları Gizle