GeriKelebek İstanbul Yazıları
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

İstanbul Yazıları

Sandal

Küçükbebek'te, bu şehirde nadir görülen bir inatla değişmeye direnen mekánlardan biri olan Yeni Güneş'te (eskiden Güneş-2'ydi) oturuyordum.

Gün batımında bir sandal, kürekle, teknelerin, yatların, kotraların arasından süzülerek usul usul girdi koya.

Bir zaman öyle kalmışım. İstanbul, daha düne kadar, sandallar üzerinden de okunmaz mıydı? Sonbaharda geceleri, lüfer avı için lüks ışıklarının aydınlığında bir daire oluşturan sandallar... Baharda kızağa çekilmiş, soyulmuş, kalafatlanan sandallar... Yazın Çengelköy’de demir atmış, izmarit için pinekleyen sandallar... Kışın, kızakta, örtülerin ve karın altında, kış uykusuna yatmış sandallar...

Nedense her zaman, en çok bu sonuncular çarpmıştır beni. Güneşten çok kara bağlı olmakla ilgili olmalı. Bu nasıl bir şeydir? 'Kar altındaki ev, yaşlı evdir' diye yazar düşünür Bachelard. Anahtar burada mı?

Hep bir anlamlar, anlamlandırmalar silsilesinin içinde dönüp duruyor ve fark etmeden kayboluyor kişi.

Zaman geçti.

Gece, Bebek Parkı’nda, betonu geçip, boş bir sandal kızağının tahtalarına oturduk. Şehir geride bir yerde kaldı. Bir süre sonra, kesik kesik, mırıltılı bir konuşma tutturarak suya daldık.

Sandal oradaymış. Boştu. Karanlıkta, suyun ritmine uymuş, zamanı dışarda bırakarak usul usul çalkalanıyordu.

Tuhaf gelecek biliyorum ama, bir süre sonra dile geldiğini ve şöyle dediğini duydum: Bana salt bir sandal olarak baktığın, bakabildiğin gün, ancak o gün, benim üzerime gerçekten söyleyecek bir şeylerin olacak.


Yorumları Göster
Yorumları Gizle