GeriKelebek İstanbul Yazıları
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

İstanbul Yazıları

Meyhaneler mesken olurdu!

Bir çok ‘‘İstanbul Meyhanesi’’, ‘‘Beyoğlu Meyhanesi’’ gibi, ‘‘Lambo'nun Meyhanesi’’de, (az bir şey) yazın tarihine geçmiş, ‘‘Akademik(!)’’ bir meyhanedir ve akademik yönü oraya gelip gidenler nedeniyledir.

Daha doğrusu öyleydi. Çünkü, bir zamanlar Lambonun Meyhanesi olan dükkân yerinde duruyor ama, şimdi bir bakkal dükkânı ve gelip gidenlerden çoğu yok; gittiler ve gelmediler...

Lambonun Meyhanesi belirlediğim gibi, küçücük bir yerdi ve Orhan Veli, Cahit Irgat, Metin Eloğlu gibi şairler ve daha başka yazarlar, ressamlar, oyuncular, hemen hemen günün ve gecenin her saatinde toplanır, sanat tartışmaları, sanat sohbetleri yaparlardı.

(...) Lambonun Meyhanesi, bir ‘‘Alaylılar Akademisi’’ idi. Bu akademinin üyeleri arasında Mücap Ofluoğlu, Sait Faik, Sait Maden, Suavi Koşer, Can Peker, Mim Uykusuz, Haluk Yetiş, Mümtaz Ener, Muazzez Arçay, Sadri Alışık, Zenne Necdet, Münir Özkul, Nihat Ortaç, Fikret Andoğlu, Kadıköylü Rıza, Aganta İlhami Güneysu, Naim Alaybeyoğlu da vardı ve bunların, bu ilginç dostların hepsi ve daha başkaları da olmak üzere, bu küçücük dükkâna sığardık. Yer dardı ama, gönüller geniş!..

Aynı kişiler, Lambo'dan başka, üçer beşer ya da teker teker, başka meyhanelere de giderlerdi. Ama çokluk, Fahri'nin Tepebaşı'ndaki dükkânına ve seyrek de olsa, İngiliz Sarayı'nın karşısındaki Pano'ya uğrarlardı.

Söze Lambo'dan başladık.

Sırayı olanaklar ölçüsünde bozmadan ve şaşırmadan, aşağı doğru inelim: Yalnız inmeden az bir şey daha yukarılara çıkmamız gerekiyor, çünkü oralarda, sokak aralarında unuttuğumuz çok ilginç, karakteristik yerler vardı ve onları ıska geçmek doğru olmaz.

Taksim'den Galatasaray'a doğru inerken sağda, önce Mavi Köşe olan, sonradan Otomatik adını alan bir birahane-meyhane, bu birahanede bira çeken Şengül Usta diye yaşlı bir adam vardı ki, daima ağlamaklı yüzünden anımsarım; gözlerinden her an yaşlar boşanacakmış gibi, traşı uzamış, zayıf mı zayıf bir adamdı.

(...) Sokak aralarında yalnız şarap içilen lokantalar da vardı. Stadt Hamburg bunlardan biriydi. Bu Stadt Hamburg'u Pierre ve Marie işletirlerdi. İkisi de Fransız'dı. Kendileri öyle söylerlerdi. Aslında belki bir başka millettendiler, bilemem.

Sadece şarap içilen ve Paprika Şnitzel, Gulaş, Filet Mignon, Boeuf a la Strogonof, Chateaubriand gibi, batı mutfağına özgü et yemekleri yenir ve Yves Montand, Charles Trenet ve Jacqueline François, Edith Piaff, Juliette Greco gibi, o dönemin ünlü şarkıcılarının söyledikleri Milord, Les Feuilles Mortes, La Mer gibi şansonlar; O Mein Papa, Limelight, Moulin Rouge gibi hafif batı ve film müziği parçaları çalınırdı bir pikapta.

Kendine özgü ve çoğu sanatçılarla, sanatseverlerin hava atmak ve havlarını bulmak için gittikleri bir yerdi.

Kibar Efendi -ki, bir ara, 1960'larda filan Gönül Yazar, burada orkestra eşliğinde hafif batı müziği parçaları söylemiş ve çok başarılı olmuştu-, Nuhun Gemisi, Yeşil Horoz, Kulis de bu türden lokallerdendi.

Az daha aşağılarda, bir tarihte de ünlü komedi oyuncusu Hâzım Körmükçü, kendi adıyla bir birahane açmış: Hâzım'ı sonra bir süre oğlu Settar işletmişti, sonra da kapandı.

(İstanbul Hatırası. Türkiye Turing ve Otomobil Kurumu. 1987)


Yorumları Göster
Yorumları Gizle