GeriKelebek İstanbul’dan Mestia’ya ciple 4 bin 500 kilometre
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    1
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

İstanbul’dan Mestia’ya ciple 4 bin 500 kilometre

İstanbul’dan Mestia’ya ciple 4 bin 500 kilometre
refid:21311167 ilişkili resim dosyası

Beş aile, sekiz çocuk, bir babaanne, farklı yaşlardan toplam 64 doğasever temmuzda 12 ciple yaşadıkları şehirlerden yola çıktı, Ankara’da buluştu. Dağları, yaylaları aşıp Gürcistan’ın kış turizmi merkezi Mestia’ya kadar 15 günlük unutulmaz macera yaşadı. Çadırlarda konakladılar, geceleri kamp ateşinin başında buluştular.

Adana, Kütahya, Bodrum ve İstanbul’dan yola çıkan 64 macerasever, Ankara’da buluşup, Orta ve Doğu Karadeniz’i boydan boya gezdi. İçlerinde otomobil tasarımcısı da vardı, atlı polis de... Üç kuşaktır Kapalıçarşı’da mekan sahibi olan da vardı elektrik teknikeri de... Farklı eğitimlere, statülere sahip olmalarına karşın ortak tutkuları doğa ve cipti. Müthiş bir maceraya ortak oldular. Kâh küçük Karadeniz köylerinde, alabalık çiftliklerinde duraklayıp konakladılar, 2 bin 400 metredeki yaylalara çıktılar, kâh bozulan araçlarını tamir etmek için kasaba kasaba tamirci ve lastikçi aradılar. 14 klasik kasa ciple başladıkları macerayı, daha Gürcistan sınırına varmadan iki aracın motorunu yakıp oldukları yerde bırakarak, toplam 12 ciple sürdürdüler.

ÇOLUK ÇOCUK ÇADIRDA
 
Yetmedi… 15 gün boyunca, yağmur çamur demeden, çoluk çocuk çadırda kaldılar. Hem de şehir ve kasabaların sıcağında, 2 bin 500 metre rakımlı yaylaların ayazında hiç pes etmeden...
Ankara’da buluşan ekibin hep birlikte Çorum’a hareketiyle başlayan Land Rover Adventure Gürcistan etabı, Karadeniz boyunca; Samsun, Ordu, Giresun, Trabzon, Rize ve Artvin’e ilerledi. Çorum Valiliği, Boğazkale Kaymakamlığı ve Borçka Kaymakamlığı’nın da destek verdiği ekip, Sarp Sınır Kapısı’na kadar 6 gün boyunca, Karadeniz Sahil Yolu’nu izledi.

SARP’TAN GEÇMEK SABIR İSTER
 
Cipli maceracılar, gezinin yedinci gününde Hopa’ya ulaştı. Sarp Sınır Kapısı’ndan geçmeden market alışverişleri yapılmış, cepteki TL’lerin bir kısmı Gürcü para birimi Lari’ye çevrilmişti. 12 araçlık ekip, Sarp Sınır Kapısı’ndaki araç kuyruğuna girip kontroller için gişelere ulaştığında, saat gecenin 3’üydü.
Hem 12 aracın hem de 64 kişinin sorunsuz şekilde sınırdan geçmesinin heyecanının ardından Gürcistan topraklarının etkileyici dokusu, ekibi sardı. Türkiye topraklarında sel felaketi yaşatan yoğun yağışı sadece 12 saat arayla geride bıraka bıraka ilerleyen maceracılar, Batum’a gazladığında; yüzlerine çarpan sıcak ve nemli havayla kendilerini Akdeniz’de hissedip şaşırdılar. Yoğun yeşillik, yol boyu palmiye ve zakkumlar da onların bu düşüncesini destekliyordu.

OTOYOLDAKİ ZOMBİLER

Gürcistan yolları, herkesi şaşırttı. Özellikle gece yolculuk yapılmaması konusundaki uyarılara rağmen, ülkeye sabaha karşı girmenin zorunluluğu, konvoyun, tehlikeli sollamakta üstüne olmayan cengaver şoförlerle karşılaşmasına neden oldu. Yanında geçerken onları da alıp götürüyormuş hissi uyandıran TIR’lar, elinde içki şişesi yol kenarlarında iki büklüm büzülmüş ya da içkinin dayanılmaz hafifliğiyle karayolunda seyir halindeki araçların üzerine zombi edasıyla yürüyen gözü kara Gürcüler... Gecenin karanlığında ışıksız bomboş yollarda ilerlerken, sanki meradaymışcasına karayoluna oturmuş geviş getiren ineklere çarpmamak için, araçlar arasında yoğun telsiz trafiği yaşandı.

KARAYOLUNDA GEVİŞ GETİRMEK

Gün ışımaya başladığında ise konvoy, komşu topraklarda ilerledikçe ülkenin yol gerçekleriyle de tanışmaya başladı. Belki de dünyanın en temiz, en bakımlı inekleri, elinde sopası kadın, erkek ya da genç çobanlar eşliğinde araç trafiğinden hiç çekinmeden yol kenarında otluyordu. Boyunlara üçgen çatılmış çomaklar sayesinde ortalıkta başıboş gezinen domuzlar, sadece mısır tarlalarına giremiyordu... Peşine yavrularını takmış gezinen ördekler, tek tük eşekler ve bazen de atlar göze çarpıyordu.

ÇARKLAR DÖNÜYOR

Zugdidi’nin biri bile birbirine benzemeyen, çatısında hiç TV anteni bulunmayan, enfes bahçeli evlerinin önünde oturan ve ekibe el sallayan genç, yaşlı, çoluk çocuk Gürcüler... Eşi vefat ettiği için tepeden tırnağa simsiyah giyinen kadınlar, meraklı genç erkekler, şaşkın bakışlı çocuklar...
Hemen hepsinin gözünde, kapitalizmin çarkları dönüyor... Kimi mağrur gözlerle, kimi yoğun alkol tüketimi nedeniyle fersiz, kimi alaycı, kimi ise belki bir şeyler verirler beklentisiyle süzdü onları. Zugdidi’de “Police” binası yanına konaklamak için kurulan çadırların etrafını kaplayan yakın çevrenin çocuk ve kadın sakinleri, sabahın ilk ışıklarıyla birlikte çadırlardan uzanacak kafaları sabırla bekledi. Belki kendi paylarına bir matara, minik bir çanta ya da şapka, belki gözlük, hatta bir paket bisküvi, çikolata düşer diye... Düştü de...

ACININ İZLERİ

Maceraseverler, Poti’deki derin hüzne de tanık oldu. Çok katlı toplu konutlarda hâlâ, pencereleri tuğla ile örülmüş evler göze çarpıyor. Apartmanlar arasına gerilmiş iplere serili, kurumayı bekleyen çamaşırların cılız renkleri dışında şehir, gri... İnsanların yüzünde acının izleri…
Öte yandan Türkiye sınırına sadece 20 kilometre uzaklıktaki müthiş liman kenti Batum’un ışıklandırılmış heykelleri, meydanları, anıt binaları ve 120 metre yüksekliğindeki dünyanın en büyük 5’inci dönme dolabı, zihinlere kazındı. Hızlı bir yenilenme ve yapılaşma içindeki kentin, birkaç yıl içinde müthiş bir turizm merkezi haline dönüşeceği konusunda hemfikir olarak oradan ayrıldılar.

KARLI ZİRVELERİN DAVETİ

10’uncu günün ardından Karadeniz kıyılarından giderek uzaklaşan ekip, Gürcistan ovalarını geride bıraktı. Ülkenin Rusya sınırına doğru ilerlerken, yüksek rakımlara tırmanmanın heyecanını yaşadı. Cipleriyle birlikte Batı Kafkaslar’da 2 bin 400 metreye kadar çıktılar. Karlı zirvelerin çekici daveti karşısında, Latali üzerinden Mestia’ya ulaşıp Iphari’den Ushiguli’ye gitmeyi planlarken, maceraya Kütahya’dan katılan Cihangir Gürcan’ın aracının römorku kırıldı. Ekip, Ushiguli’ye 20 kilometre kala, şoke oldu. Maceranın kaptanı Murat İrfan Ağcabay, 12 araç şoförünü toplayıp durum değerlendirmesi yaptı ve artık dönüşe geçme kararı aldığını açıkladı. İstanbul’dan bu yana 2 bin kilometreden fazla yol alan ekip, bu noktadan sonra dönüşe geçti. Hem de bu kadar yakınlaşmışken...
Bir kene vakası, bir bilek disk çatlağı, bir küçük sıyrıklı yaralanma ve bir objektif parçalanmasına rağmen aklı ve gönlü Ushiguli’de kalan maceraseverler, gelecek yıllarda Batı Kafkaslar’ın bu karlı zirvelerine ulaşmanın planlarına şimdiden başladı.

BEN GİDİYORUM, GELEN GELSİN

Bu yıl beşincisi düzenlenen Land Rover Adventure, belli bir rotaya sahip, ama ara durakları belli olmayan, alternatif yollardan ilerleyen bir gezi. Yılda bir kez düzenleniyor. Bu maceralı keşif organizasyonu tamamen amatör çabayla gerçekleştiriliyor. Geziyi organize eden yüksek iç mimar, yazar Murat İrfan Ağcabay, gerçek bir cip hayranı. Türkiye’nin bir çok yöresini sırt çantasıyla adım adım gezen, ancak iki çocuk sahibi olduktan sonra onları da gezi ve keşif dünyasıyla tanıştırmak isteyen Ağcabay, son 5 yıldır gezilerini klasik kasa ciplerle yapıyor. “Ben gidiyorum, gelen gelsin” sloganıyla yollara düşüyor. Gelecek yıl rotası Yunanistan ve Balkanlar.

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle