GeriKelebek İstanbul’da yaşamama aşk vesile oldu
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    9
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

İstanbul’da yaşamama aşk vesile oldu

İstanbul’da yaşamama aşk vesile oldu
refid:7407515 ilişkili resim dosyası

Belçim Erdoğan, kendisini İstanbullu yapan şeyin oyunculuk aşkı olduğunu, bu aşk sayesinde de eşi Yılmaz Erdoğan'la tanıştığını söyledi.

Hürriyet
İstanbul Life dergisine konuşan Belçim Erdoğan, "Burada uzun süreli yaşamama bir aşk vesile olduğu için şu anda İstanbul’a dair duygularım çok pozitif. Bu şehirde, her şeyin çirkinleştiği anda, karşıma bir güzellik çıkıveriyor" dedi.
Salacak’ta şirin bir çay bahçesinde İstanbul Life dergisine röportaj veren Belçim Erdoğan, oyunculuk aşkından İstanbul tutkusuna kadar birçok konuda özel açıklamalar yaptı. Belçim Erdoğan, "Evlilik çok hızlı gelişti hayatımda. Sürpriz bir şey oldu. İstanbul da benim için aşkla bütünleşen bir şehre dönüştü" diyor.

Nasıl başladı her şey?

- 1983 yılında Ankara’da doğmamla başladı. Çok küçük yaşlardan itibaren oyunculuk hayatımda hep vardı. Küçükken amcamın amatör tiyatrosunda kreş oyunlarında civciv rolünde oynamıştım. O civcivin beni buraya getireceğini hiç tahmin etmezdim.

Her şey bir civcivle başladı demek.

- Çok spontane gelişti her şey. Oyunu izlemeye gitmiştim amcamla. Civciv gelemedi o gün. Bir baktım üzerimde bir civciv kıyafeti ve sahnedeyim (gülüyor). Sonra hayatımın en büyük aşkı oldu oyunculuk. Bir ara buz patenine aşıktım. Aslında ne yaparsam "Bu benim hayatım olmalı" diye başladım. Şıpsevdilik mi artık bilemiyorum. Oyunculuğa ara verdim bir süre. Sonra çok ağır bir trafik kazası geçirdim. Belim kırıldı. Altı ay çelik korse ile yaşadım. Bu süreç Ankara Sanat Tiyatrosu’nun sınavlarına denk geliyordu. Çehov ve Dario Fo oyunlarına çalıştım. Seçmelere korse ile gittim. Altan Erkekli vardı jüride. Vücudumu hareket ettiremiyordum ama şansımı denemek istedim.

Hangi oyundu?

- ’Martı’. Herhalde çok farklı yorumlamıştım. ’Martı’ da böyle çok hareketli (gülüyor). Bir anda şaşırdılar. Şunu çok iyi hatırlıyorum. Bana "Sana üç saniye veriyoruz. Bir kelime ile senin için çok önemli ama kaybettiğin bir şeyin senin için çok değerli olduğunu hissettir." Kırmızı oldum, mor oldum. O üç saniye geçmedi bir türlü. Bir anda ağzımdan şu çıktı. "Uğurumdu..." (gülüyor). Sonra gece eve gittiğimde bunu düşünüp düşünüp çok utandığımı hatırlıyorum.

<HürriyetB> Gerçekten niye o kelime çıktı?

- Uğurumdu ve kayboldu gibi bir şey. Ne bileyim? (gülüyor.) Böylece Ankara Sanat Tiyatrosu’nda bir sene kursiyerlik yaptım. Çok değerli hocalardan ders aldım. O süreçte oyunculuğun vazgeçilmezim olduğunu anladım. Çok mutlu oluyorum bir karakteri düşünürken, onu hayal ederken ve ona dönüşürken. Sonra üniversite sınavları zamanı geldi çattı. Annemler "Daha önce de neye başladıysan "Ben bu olacağım" dedin. Başka bir şey oku. Oyunculuk içinde ölmeyen bir aşksa bir şekilde o seni bulacaktır" dediler. Hacettepe Üniversitesi Bilgi ve Belge Yönetimi bölümünü kazandım. Hiç hayal ettiğim gibi olmadı. Çok tatlı dostluklar ve kütüphane dizmenin dışında bana kalan bir şey olmadı. Hocalarım bana kızmasınlar. Birinci sınıf olduğu içindi belki de. Tiyatro yapacağız, tartışacağız, dünyayı yeniden yaratacağız hayalleri ile girmişken baktım böyle olmayacak. Bir arkadaşım aracılığı ile Yılmaz Erdoğan’a ulaştım. Oyunculuk sevdamı anlattım. O da "Şu anda yapabileceğim bir şey yok. Ama İstanbul’a geldiğinde yardım edebilirim belki" dedi. İstanbul’a geldim. Onu aradım. "BKM’de bir okul açılacak, gelip seçmelerine girebilirsin. Bir şekilde bu işin içinde olursun" dedi. Tam o sırada çok tesadüfi bir şekilde Hiner Saleem’in de Kürtçe bilen bir oyuncuya ihtiyacı oldu. Sinema oyunculuğuna başladım.

O telefondan itibaren bütün bunlar ne kadar bir süre içinde gelişti? Civciv anınıza benzettim biraz.

- Evet! Evet! Kesinlikle öyle bir şey. O telefondan üç-dört ay sonra sinema setinde buldum kendimi. Oynadığım ilk filmle Cannes’a gitmem de ayrı bir rüyaydı. Bir sürü gazeteci, röportajlar, yolda imzalar alıyorlar. Ama kendime bunun bir illüzyon olduğunu, sadece bir hafta süreceğini ve daha sonra kendi özüme döneceğimi söyledim hep. Paris’te sinema okumak isteyen öğrenciye dönüşeceğimi tekrarladım kendime. Rüya gibi bir haftaydı.

GÜNDE 8 SAAT YAZIYOR

 Bir de Paris maceranız var arada değil mi?

- Filmden sonra yaşamak için Paris’e gittim. Sorbonne’da dil ve aynı zamanda Fransa uygarlık tarihi okudum. Filmde scriptwriter’lık yaptım. Raporlar tuttum. Daha sonra filmin montajında bana çok ihtiyaç oldu. Tuttuğum raporlar gerekiyordu zaman zaman.

Sonra Türkiye’de daha amatör bir ortama dönünce neler hissettiniz? Dizinin bir bölümü 90 dakika ve bir haftada çekilmek zorunda değil mi?

- Başka bir dizi olsa belki öyle olurdu. Ama "Hatırla Sevgili"de hiç öyle hissetmiyorum. Çok yoruluyoruz. Dediğiniz gibi aslında işin kurallarına aykırı, 90 dakikayı bir haftada yetiştirmeye çalıştığımız oluyor. Ama her izleyişte inanılmaz mutlu oluyorum. Çok emek veriliyor. 

Hürriyet
Her şey biraz tesadüfi sanki.

- (Gülüyor) Bilmiyorum, Allah bu işleri yapmamı istemiş ama. Çok mutluyum işimi yaparken. Eninde sonunda hep sinemanın içinde olacağımı biliyorum. Bazen kısa film senaryosu falan yazayım diyorum ama... Paris’teyken bu konuda çok güveniyordum kendime. "Yarın bir kamera bulurum. Okuldaki arkadaşlarla bir film çekeriz" diyordum. Yılmaz’la aynı evde yaşayınca her şey sönüyor. Sürekli yazıyor. Bazen günde yedi-sekiz saat yazıyor. "Sen de yapacaksın. Otur yaz. Aklına ne geliyorsa yaz" diyor. Fabrika gibi sürekli yeni fikirler üreten biri. Ona yetişemem. Çok daha gencim. Daha taze olmam gerekirken köhne buluyorum kendimi onun yanında. Ama tabii bu küfü atacağım üstümden. Şimdi oyunculuk içimi çok dolduruyor. Daha sonra başka şeyler alacak bunun yerini.

Ne gibi hayalleriniz var başka?

- Çok var. Yurtdışında iş yapmayı çok istiyorum. Bu evlilik çok hızlı gelişti hayatımda. Sürpriz bir şey oldu. İstanbul da benim için aşkla bütünleşen bir şehre dönüştü. Ama öbür Belçim, Paris’te diğer hayatı yaşasaydı, sinema okusaydı ne olurdu diye küçük bir soru işareti de var kafamda. Başka bir mücadelenin içinde olacaktım tabii ki.

İstanbul ile ilişkiniz nasıl, "Aşkla bütünleşti benim için" dediniz...

- Burada uzun süreli yaşamama bir aşk vesile olduğu için şu anda İstanbul’a dair duygularım çok pozitif. Bu şehrin karışıklığına aşığım. Her şeyin çirkinleştiği bir anda karşıma bir güzellik, bir yapı çıkıyor. Bir anda umut doluyorum. O çok güzel bir şey. Paris çok romantik, yıpratılmaya gelemeyecek bir şehir. Ama İstanbul daha anaç. Bu kadar trafiğe ve özensizliğe rağmen bir anne gibi her seferinde kucaklıyor bizi.

Belçim Erdoğan’ın İstanbul’u

nAkşam yemeği için nereyi tercih edersiniz?

- Feriye Lokantası.

İstanbul’da sizi en mutlu eden semt?

- Beyoğlu.

Gece geç saat eğlenceden dönerken acıktınız. Neresi?

- Sütlüce’de uykuluk.

HürriyetB> İstanbul’da hiç gitmediğiniz bir semt var mı, neresi?

- Avcılar.

Bir kahve hakkınız var, nerede içersiniz?

- Tabii ki Ara Kafe.

nİstanbul’un en depresif ve en neşeli bölgeleri...

- En depresif Kağıthane, en neşeli Asmalımescit.

Bu şehrin tadını en çok kimler çıkartıyor sizce?

- Şairler ve martılar.

"Gerçek İstanbullu" diyeceğiniz kişiler?

- Orhan Pamuk, Murat Belge...

Keşfetmekle övündüğünüz salaş ve küçük bir meyhane, balıkçı vs. var mı?

- Rumeli Kavağı’nda Balıkçı Kahraman.

 


Yorumları Göster
Yorumları Gizle