GeriKelebek İnsanları maskesiz görebiliyorum
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

İnsanları maskesiz görebiliyorum

‘Yakındaki Uzak-Uzaktaki Yakın’ adlı ikinci fotoğraf sergisi sayesinde, kimliklerinden arınmış, bambaşka bir Cem Boyner ile karşılaştık. Bu haftaki Hello dergisinde Melda Narmanlı Çimen’e sergisinin öyküsünü anlatan Boyner, ‘İnsanları maskesiz bir biçimde görebiliyorum. Yani ‘yakın’larına girebiliyorum’ dedi.- Bir an’a vizörden mi bakmak daha keyifli, çıplak gözle bakmak mı?Çıplak gözle ‘seyrediyoruz’ diye düşünüyorum. Eğer o an beynimizde yer edecek kadar şanslıysa, kalıcı oluyor. Vizörden baktığınızda ise o an’ı zihninizde de durdurma şansınız var. Örneğin, Afrika’da çektiğim fotoğrafların birinde, caminin önündeki merdivenlerden inen bir ihtiyar vardı. Önünden geçerken, ona dönüp bakabilirsin ve görebilirsin ama vizörden bakıp dondurduğun zaman o kalıcı oluyor artık. Etkisi çok daha güçlü diye düşünüyorum. Bazı fotoğraflarıma baktığımda, kendime, ‘Ben bu adamı ya da kadını Tanrı’nın unuttuğu bir yerde buldum ve zaman ötesi bir şeyleri dondurdum’ diyorum. - Sergide iki ayrı tema var; ‘Uzaktaki Yakın’ ve ‘Yakındaki Uzak.’ Uzaktaki yakında neler görüyorsunuz? İsimleri koyarken çok düşündüm aslında. Bir ara ‘Maskeli’ ve ‘Maskesiz’ demeyi tartıştım. - Hangisi ‘Maskeli’ olacaktı, ikincisi mi?Evet, ikincisi. Sanırım insanların içindeki, o ancak çok yakınlarına gösterdikleri yumuşak bakışları çıkarma konusunda bir şansım var. O doğal ifadeyi onları korkutmadan çıkartabiliyorum ve onları tamamen oldukları gibi, maskesiz bir biçimde görebiliyorum. Yani ‘yakın’larına girebiliyorum.SİYAH TENLİ MODELLERİN KEMİKLERİ KOLAY BÜKÜLÜYOR - Fotoğraflarını çektiğiniz bütün bu insanlarla iletişiminiz oldu mu, konuştunuz mu onlarla?Bir kısmıyla işaretler yardımıyla konuştum, bir kısmıyla tercüman vasıtasıyla. O doğallığı, o kendindenliği ortaya çıkarmak, bütünü yan yana koyduğum zaman bana çok önemli bir bir duruş verdi. ‘Uzaktaki Yakın’ başlığı altındaki fotoğraflarda, herkes olduğu gibi, en gerçek haliyle duruyor. Çok uzakta yaşasalar da, bakanın onları çok yakınlarında hissedeceklerine inanıyorum. - Afrika’daki insanlar sizi nasıl etkiledi? O rengarenk kıyafetlerinin içinde neler gördünüz? En başta huzur gördüm. Sadece Afrika’dan değil, Latin Amerika’dan, Türkiye’den de pek çok fotoğraf var; onlarda da aynı duyguyu buluyorum. Öznelerimin çoğu oldukça samimiler, özellikle yetişkinlerin çocuksu bir tarafı var, daha naifler. Çocukların gözlerindeyse, nasıl oluyor bilmiyorum, bir yaşanmışlık var. - ‘Uzaktaki Yakın’da daha çok yüzler var, ‘Yakındaki Uzak’ta ise bedenler. Bu bedenlerde soğuk, yabancı bir etki hissediyorum bence. Bu, bilinçli bir uzaklaştırma mı? Beden coğrafyasında müthiş güzellikler var. Bunları, erotizme kaçmadan, erotizmi uzak tutarak yakalamaya çalıştım. Bunun için önce göz temasını ortadan kaldırmak gerekiyordu. Bedenlerdeki kaygım, hep formu doğru tutturmak üzerineydi. Nü, anlam yüklenmesi için hiçbir aksesuvarın, yan içeriğin peşine düşülmesine ihtiyaç duyulmadığı, kendi kendine yetebilen, başlı başına bir konu. Bu fotoğraflar suskun, tamamen saf bir görselliği barındırıyorlar.- Modellere bu beden hareketlerini siz verdirdiniz, değil mi? Stüdyoda, bir ekiple çalıştım. Her model istediğiniz resmi veremiyor, başarısız çekimler çok fazla orada. Çünkü ne istediğinizi çizerek veya başka örnekleri biraz bozarak ifade ediyorsunuz. Onun ışıkla ortaya çıkması, modelle ortaya çıkması, gölgelerle ortaya çıkması ve kullandığınız vücudun da bu çıkışa izin vermesi lazım. Bu nedenle siyah tenli modellerle daha rahat çalıştım; gerçekten müthiş bir elastikiyetleri var, daha kolay gösteriyorlar bedenin hareketini. Adaleleri ince-uzun, kemikleri çok kolay bükülüyor, sırtları iyi kavis alıyor... Çok da güzel gölge veriyorlar. Afrika’daki doğallığı Avrupa’da yakalayamam Afrika bana çok tanıdık, çok doğal ve çok samimi geliyor. Beyaz kıtalarda bu ifadeleri, bu doğallığı yakalayabileceğimi düşünmüyorum. İnsanların burunlarının dibine kadar geniş açıyla giriyorum orada, Avrupa’da bunu yapamazsınız. Bu özgürlük sayesinde, Afrika’da çok keyifle çalışıyorum. Zaten bu fotoğrafları aşağı yukarı, aralıklı olarak altı yılda çektim. Afrika’ya beş-altı farklı yolculuk yaptım. Bazen bir kitapta ya da gazetede büyülü bir yerin küçücük bir fotoğrafını görüyorum, onu kesip not defterime koyuyorum ve ‘Bir gün oraya gideceğim ve keşfedeceğim’ diyorum. Gittiğim pek çok yeri bu şekilde keşfettim.