GeriKelebek İnsanı yemekten soğutan komedi
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

İnsanı yemekten soğutan komedi

İnsanı yemekten soğutan komedi
refid:22933315 ilişkili resim dosyası

Ödenekli tiyatrolardan ayrılıp bir araya gelen dört kafadar oyuncunun elinde sadece bir oyun metni vardı. Koşturdular, çabaladılar ve yıllar sonra baktılar ki koca bir tiyatroya dönüşmüşler. Artık çiçeğini burnundan düşürmüş, altı yaşına gelmiş Tiyatro Adam, bu sezon beşinci oyunu ‘Babaannem 100 Yaşında’ ile büyümeye ve güldürmeye devam ediyor.

HER ŞEYİ YESEM ÖLÜRÜM

Babaanneyi bir erkeğin oynamasına kim karar verdi?
Aşkın Şenol: Başta yönetmenimiz karar verdi ama dünyadaki örneklerine bakınca genelde erkeklerin oynadığını görüyoruz. Babaanne tüketen her şeyi temsil eden sevimsiz bir karakter olduğu için sanırım iriyarı bir görüntü olması uygun görülüyor. Bir de “100 yaşından sonra kadın ya da erkek fark etmiyor, cinsiyet ortadan kalkıyor” diye düşünülmüş olsa gerek. Ancak yazarın babaanneyi erkeğin oynamasına yönelik bir öngörüsü yok.

Babaanne yedikçe bizim midemiz şişti. Siz nasıl yediniz o kadar şeyi?
A.Ş: Yarım kâse yoğurt, beş tane erik kurusu, bir ceviz, bir de galeta yiyorum toplamda. Gerisi illüzyon. Gösterdiğimiz her şeyi yemeye kalksam ölürüm zaten, bu da tiyatro olmaz. Bir de sürekli yediğimden bahsedildiği için elimi ağzıma götürsem seyirci yiyorum sanıyor.

Oyunla ilgili nasıl yorumlar geliyor?
Fatih Koyunoğlu: İlk perdede ziyadesiyle gülüp ikinci perdede çok şaşırdıklarını ifade ediyorlar. Genellikle iyi bir ekip olduğumuza dair güzel yorumlar alıyoruz. Aramızdaki arkadaşlık bağının sahneye kuvvet olarak yansıyacağını umuyorduk. Haklıymışız demek ki.

Sahnede gördüğümüz tüm oyuncular Tiyatro Adam’ın daimi kadrosu mu?
Ayça Koyunoğlu: Aşkın, Fatih, Deniz Özmen ve ben kurduk tiyatroyu. Sonra diğer arkadaşlar dahil oldu. Daimi kadromuz oyundaki kişilerden oluşuyor ama gelecek yıl daha geniş kadrolu bir oyun oynarsak yeni arkadaşlar katılabilir. Önemli olan aynı kulisi paylaşıp arkadaş olabileceğimiz kişilerle çalışmak. Altı yıl önce samimiyet odaklı çıktık bu yola. Seyircilere de oyunun kalitesinden önce yarattığımız sinerjinin geçtiğini düşünüyoruz.
Peki ya seyirciden size geçenler? Bu kadar komik bir oyunun komik bir anısı da vardır diye tahmin ediyorum.
F.K: Bir kere seyircimiz inanılmaz derecede gürültülüydü. Kim kimi susturacak yarışına girdik. İlk perdede başarılıydık ama ikinci perde daha durağan olduğundan işler zorlaştı bizim için. Ön sırada oyunun başından beri hiç susmayan iki teyze oturuyor. Telefonu çaldı birinin ve açıp epeyce konuştu. O zamana kadar defalarca sabredip kaldığım yerden devam ettim ama dayanamadım bir sefer. “Ablacım bizden de selam söyle” dedim.

Ödenekli tiyatrolardan ayrılıp sizi bir araya getiren asıl neden nedir?
F.K: Ödenekli tiyatroda birçok şeye siz karar veremezsiniz. Hepimizin ortak özlemi istediğimiz oyunları, istediğimiz şekilde sahnelemekti tiyatroyu kurmadan önce. Derdimizi anlatmaya başlayınca aynı derdi paylaşan isimler destek olmaya başladı. Albay Kuş isimli bir metin vardı elimizde sadece, sonra bir baktık ki koca bir tiyatromuz olmuş.

Ekibe sonradan dahil olanlar olarak siz neler söyleyeceksiniz?
Deniz Güzelmeriç: Hep ortak kararlar alıyor, eşit bir paylaşıma gidiyoruz. Çoğu tiyatroda görmek mümkün değil bu ortamı. Bu oyunu ilk okuduğumda hem çok keyif aldım hem de çok ses getireceğine inandım. Her yönüyle bu ekiple birlikte olmaktan çok mutluyum.
Çetin Kaya: Geçen yıl katıldım ekibe. Kimseyi tanımıyordum. Birkaç günde kaynaştık. Çok esnek ve özgür bir ortam var. Hepimizin inandığı ve keyif aldığı bir oyun oynuyoruz. Oynamanın yanı sıra başka görev dağılımlarımız da var tiyatro ile ilgili. Tiyatronun her şeyiyiz yani.
Şebnem Bilgeer: Bu, tiyatroda ikinci sezonum. Gerçek olamayacak kadar güzel bir şeye sahipti buradaki çekirdek kadro. Çok namusluca, düzgünce işini yapan oyuncular hepsi de. Tırnaklarıyla bir yere gelmenin nasıl bir şey olduğunu burada gördüm.

Arjantin’in varoşlarında yaşayan İtalyan kökenli bir ailenin bu trajikomik öyküsünde, adından da anlaşılacağı üzere başrol babaannenin. Sürekli acıkan, acıktıkça tüketen, tükettikçe etrafındakileri açlığa ve yıkıma sürükleyen bir babaanne o. 100 yaşında ama en az 20’li yaşlarındaki kadar sağlıklı, taştan ya da yumuşak her şeyi mideye indirecek kadar iştahlı, yani ne doymaya ne de ölmeye niyeti var.
Ailenin diğer fertleriyse ‘atsan atılmaz satsan satılmaz’ diyerek onu doyurabilmek için beyhude bir çaba içindeler. Tıpkı Modern Times’ta çarkın dişlileri arasında dönüp duran Charlie Chaplin gibi. Böylesine sevimsiz bir hikâyeyi kahkahalarla izleyeceğiniz aklınıza gelir miydi bilmiyorum ama ben beklentimin üzerinde bir memnuniyetle ayrıldım salondan. Eh tabii biraz yemek yemekten soğumuş bir halde.
Roberto Cossa’nın dünyaca ünlü bu oyununda babaanneyi Aşkın Şenol, evin reisi Carmelo’yu dönüşümlü olarak Fatih Koyunoğlu ve Deniz Özmen, hala Anyula’yı Şebnem Bilgeer, Carmelo’nun karısı Maria’yı Ayça Koyunoğlu, kızları Marta’yı Deniz Güzelmeriç, Carmelo’nun erkek kardeşi Chicho’yu Berk Yaygın ve şekerci dükkânının sahibi Don Francesco’yu Çetin Kaya canlandırıyor. Oyunun yönetmenliğiniyse hepimizin oyuncu olarak tanıdığı Zafer Algöz yapmış. Temsil öncesi kuliste buluştuğumuz ekiple hem oyun hem de Tiyatro Adam hakkında konuştuk.


‘Babaannem 100 Yaşında’ her perşembe Ortaköy Afife Jale Sahnesi’nde. (542) 662 03 24


Yorumları Göster
Yorumları Gizle