GeriKelebek İlk kuşak Türko-Amerikalılar
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

İlk kuşak Türko-Amerikalılar

İlk kuşak Türko-Amerikalılar
refid:18929322 ilişkili resim dosyası

Yeni Yüzyıl Üniversitesi’nde İngiliz Edebiyatı dersi veren Yrd. Doç. Dr. Sedat İşçi, 19. yüzyıl sonunda Amerika’ya göç eden Türko-Amerikanların peşine düştü, binlerce belge ve dökümana ulaştı. 10 yılda ortaya çıkanları ‘Sedat İşçi Amerika’daki Türk Göçmenleri Arşivi’nde (SİATA) topladı. Bu birikim yakın zamanda beş kitap ve 30 dizilik belgesele dönüşüyor. İşçi’den çalışmada yer alan insan hikayelerini dinledik

İnsan hikayelerini toplarken kimlik sorunu, adaptasyon ve asimilasyona dikkat ettim. 1810-1920 arası Balkanlar ve Kafkaslar’da Rusya, İngiltere ve Fransa’nın baş aktörü olduğu, etnik milliyetçilikle gelişen olaylarda beş buçuk milyon Türk ve Müslüman öldürüldü ve hastalıktan öldü. Geri kalanlar da zorunlu göçe tabi tutuldu. Balkanlar’dan kaçanların bir kısmı Anadolu’ya gelirken, bir kısmı da ABD’ye gitti. 1860’larda başladı bu göç. Amerikalıların gemilerle gelenlerde dikkat ettikleri en önemli şey çokeşlilik. İlk göçmenlerden Bayram Memet karısı ve 1 yaşında çocuğunu geride bırakarak Pennsylvania’daki madenlerde çalışıyor. Evlenip dört çocuğu olmasına rağmen Türkiye’deki aileyle mektuplaşmayı ve para göndermeyi de sürdürüyor. Türkiye’de bir karısı ve çocuğu olduğu ortaya çıkınca Amerikalı eşinden ayrılıyor. Torunları dedelerini aramak için beni Ankara’da buldu. Cleveland’daki Türkler’i araştırdım, Charlin Keller akrabaları çıktı. Bayram Memet’in mezarını buldular. Yüz küsur seneden sonra ABD’de iki aileyi buluşturduk.

KAN DAVASINDAN KAÇTI

Bir başkası Ahmet Dokur, Kiğılı bir dokumacı. Kendi dokuduğu kumaştan kıyafetiyle resmi var. Sene 1907. Köyde sevdiği kızla basılıyor, kızın üç kardeşi peşine düşüyor. Kan davasına dönüşmesin diye gemiyle Amerika’daki eniştesinin yanına gönderiyorlar. ABD’de Türkler’in gittiği kafede onu öldürmeye gelen sevgilisinin küçük kardeşini görüyor. İkramda bulunuyor, ihtiyacını soruyor ve öldürmekten vazgeçiyor kardeş.
Sekiz yıl çalıştıktan sonra 1914’te Harput’a dönüyor Dokur. Sevgilisi evlenmeden beklemiş ama bu kez seferberlikle askere çağrılıyor. Altınların bir kısmını analığına ve kız kardeşlerine veriyor, kalanını evin direğinin dibine gömüyor. 80-100 kadarını da kemerine saklayıp yola çıkıyor. Kafkas Cephesi’nde esir düşünce kurşuna dizilmemek için ölü numarası yapıp, bir Rus askerine altın veriyor. Kaçıyor ama yakalanıyor. Sibirya’ya sürüyorlar. Bolşevik devrimi sırasında iyi davranıyorlar esirlere, yine kaçıyor bu kez Beyaz Ruslar’a esir düşüyor. Bolşevikler’e karşı savaştırılırken yine esir düşüyor. Birliği kurşuna dizilirken atılıp ‘Ben Türküm’ deyince öldürmüyorlar. Kampta pencereden çarşafla kaçıyor. Mançurya’da Japonlar’a esir düşüyor. Dönemin sağlık bakanı Adnan Adıvar Kızılay adına gemi kiralıyor esirleri getirmek için. Kaptan Japon, yıl 1922.
Sekiz yıllık esaretin ardından Akdeniz’e çıkıyorlar bu kez de İtalyanlar el koyuyor gemiye ve ‘harp esirisiniz’ diyorlar. Yunan-Türk savaşı var. İtalyan adası Isanora’ya götürüyorlar, İtalyan savaş kaçaklarının kurşuna dizildiği yer.
Ahmet Dokur nihayet BM kararıyla memlekete dönüyor. Sevgilisi evlenmiş, altınlarını kardeşleri yemiş, bir tek analık tutmuş paraları. O parayla sevgilisinin karşısında ev alıyor. ABD ve Rusya’da gördüğü tarım usullerini kullanıyor. ‘Cennet bahçesi’ diyorlar çiftliğine. Tezgahta kumaş dokuyor, çok becerikli, bir miktar da tütün ekmiş ihtiyacı için fakat yasak. Jandarma yakalıyor, hakime Rusça öğretip kurtuluyor.

ANITKABİR’İN DİREĞİ

Ailesi Makedonya’dan İzmir’e gelen Nazmi Cemal’in macerası da 14 yaşında ABD’ye gitmesiyle başlıyor. Bronx’ta bir direk fabrikası kuruyor, tarih 1937. Her türlü direk ihalesine giriyor. Genellikle 100 feet (30 metre) uzunluğunda bayrak direği yapıyor. 1944’te Anıtkabir projesi başladığında Başvekil Şükrü Saraçoğlu’na bir mektup yazıyor. Türk vatandaşı olarak modern devletin kurucusu Atatürk’e minnettarlığını ifade ediyor ve Anıtkabir’e bayrak direğini hediye etmek istediğini söylüyor. Avrupa 100 feet yaparken bayrak direğini, sırf diğerlerinden daha yüksek olsun diye 110 feet yapıyor, yekpare. Maliyetiyle Amerika’da bir ev alabiliyorsunuz. Gemi masrafı ve 20 yıllık bakımını hibe ediyor.
Amerika’dan törenle yüklüyorlar bayrağı, konsolos ve eşi uğurlamayı yapıyor. İstanbul’dan trenle Ankara’ya gelen bu direğin dikiliş günü Zafer Gazetesi’ne haber oluyor. Bayrağı da ABD’den özel geliyor.
Çanakkale Anıtı yapılırken Nazmi Cemal oraya da direk bağışlıyor. Çünkü ABD’deki Türkler kurtuluşu; Balkanlar’dan ‘çekiliş’, Çanakkale’de ‘direniş’ ve Kurtuluş Savaşı ile ‘kurtuluş’ diye biliyor. Avrupa’nın en büyük direğini Çanakkale’ye de hediye ediyor. New Yorker dergisinin 1953’teki bir sayısında ‘New Yorklular ne konuşuyor?’ bölümünde Nazmi Cemal’in yaptığı direkler anlatılıyor. ABD’nin en büyük bayrak direğinden 10 yıl sonra 22 feetle dünyanın en uzun bayrak direğini yapıyor, o da Venezüela’nın başkenti Caracas’a gidiyor.

MAFYA BABASINA KAFA TUTTU

Balkan Savaşı’nda Yunanistan-Bulgaristan sınırındaki Kayalar’dan kaçan Mehmet’in (Küçük) hikayesi de ilginç. 1910’da ABD’ye göç eden Mehmet, Detroit’te Yahudileri haraca bağlayan Yunan mafya babası Francise’la mücadele etmek için Yahudiler tarafından tutuluyor. Bir pub’da mafya babasını tabancayla öldürüp bir de polis yaralıyor. Uzun süre hapis yatan Mehmet, haraç vermekten kurtardığı Yahudilerin yardımıyla hapisten çıkıyor. 1923 Temmuz’unda Türkiye’ye dönerken gemiye Napoli’den binen Yunanlılarla tartışıp birini bıçaklıyor. Pire Limanı’nda gözaltına alınıyor. Konsolosların araya girmesiyle serbest kalıyor. Tokat tarafında mübadil memurluğu yaparken, bu kez Balkanlar’dan göç eden grupla kavga edip, iddiaya göre yedi kişiyi öldürüyor.


Yorumları Göster
Yorumları Gizle