GeriKelebek İçimdeki Çingene
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    1
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

İçimdeki Çingene

‘Annem bana küçükken vali ol, derdi. Oysa ben Çingene olmak isterdim...’ diyor Teoman. ‘Her büyük adam iki kişidir ve gerçek olan daima ötekidir’ diyor Borges. Ormanın kıyısında, bozkırın yamacında, belki de genlerimde uyanan vahşi beni çağırıyor. Öteki...

Üst üste geldi. Yahudi soykırımıyla ilgili bir yazıda, Nazi kamplarında, çizgili pijama üniformasının yakasına dikili ‘Kahverengi Üçgen’, ölüme gönderilen Çingene sayısının bile belli olmadığı söyleniyordu. Canımı yaktı. Demek ki bütün gece uykumda bunu düşünmüşüm.

Sabah, TEM otoyoluna varmak için geçtiğim Akmerkez’in tam da arka sokağında gördüğüm manzara eklendi buna. Döküntü bir Dodge kamyonet, arka kasası tepeleme karton, mukavva, çer çöp dolu, hemen dibine bir Çingene ailesi kamp kurmuş, asfalta serilmiş naylon torbalara titreyen badem gözlü, kirli yüzlü, sümüklü iki üç çocuk, bir Aygaz tüpünün üstünde fokurdayan çaya dikmiş uykulu gözünü. Az sonra ‘kampı kaldırıp’ işe çıkacaklar, ya bir kırmızı ışıkta dilenecekler, ya kağıt toplayacaklar, ya da...

Gazeteye geldim bu laflar, bu manzara kafamda uçuşarak. Sabah’ın ekinde küçücük bir haber: Balans ve Manevra adlı filmiyle şu sıralar gündemden düşmeyen Teoman, Yeni Aktüel dergisine konuştu: ‘Annem bana küçükken vali ol, derdi. Oysa ben çingene olmak isterdim...’

Bir, ki, üç derken... içimdeki Çingene uyandı birden!

Haber Merkezi’nde hemen solumda oturan Işıl’ı beni seyreder buldum:

- Hayırdır, artık kendi kendine mi konuşuyorsun?
- Her zaman konuşurum...
- Ne diyorsun peki kendi kendime?
- Bir Serdar diğerini ikna etmeye, daha doğrusu kandırmaya çalışıyor.
- Yaa?

Şizo’mu bir üst vitese attığımı düşündü belki de, ses etmedi.

Halbuki söylediğim doğruydu. Bir Serdar diğerine askıntı oluyordu içimde.

Borges’in dediği gibi, ‘Her büyük adam iki kişidir ve gerçek olan daima ötekidir!’

Yok yok, şizofreni dediysek, megalomani demedik. Büyük adam filan zannetmiyorum (şimdilik) kendimi, ama Serdar da en az iki kişidir ve emin olabilirsiniz ki her zaman gerçek olan, işin kötüsü hep kaybedip sonunda haklı çıkan her zaman... içimdeki ‘öteki’ Serdar’dır.

Bugün Çingeneliği üstünde ötekinin. Fena halde...

Yok yok, Çingene değil, tamam, bir vahşi uyanan...

Onu ‘bu havalar’ delirtiyor belki de. Kalın füme camların ötesinde, bir yerlerde güneşin insanı ısıttığını, ağaçların çiçek açtığını, kuşların cıvıldadığını söylüyor içinde bir şey.

Karşısındaki beton sıvalı harabenin, ondülin grisi çatının ardından sonsuz ufuklar onu kendine çekiyor belki de.

Anlattım ya, ilk defa Kars’ta ‘başıma geldi’ diye size. Kars’ın dağlarında, Allahbaba ya da Allahüekber, hangisi unuttum, bir tepeye tırmanmış, güneşin doğuşunu seyrederken, içimden bir şeyin beni çektiğini hissettim, yüzüm Doğu’ya dönük, Asya’ya, beni çeken bozkırdı diye karar verdim, Orta Asya’nın genime kazınmış bozkırları...

Jack London’ın anlattığı, ormanın kıyısındaki köpeği ‘çeken’ Vahşetin Çağrısı gibi, içimdeki ‘vahşi’ Serdar uyandı o gün, belki de bin yıllık uykusundan. Hani balkondan aşağı bakarken, içinizden bir şey size ‘hadi’ der ya, sanki boşluk sizi çeker, dağlar, bozkırlar, yaylalar, içimdeki o vahşi, ‘Hadi Serdar’ dediydi, ‘Geeel’ !

Yüreğimdeki çadırları topluyorum bugün...


Yorumları Göster
Yorumları Gizle