GeriKelebek Huysuz İhtiyar
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Huysuz İhtiyar

Bana Tarzan’lığı bile çok gördüler!..Bunca yıl uğraş, didin, çalış, çabala... Ola ola bir karikatürcü parçası ol... Ben, karikatürcü ve yazıcı olacak adam mıydım?.. Beni ne doktorlar, ne mühendisler istedi... (Tabii hanım doktor ve mühendisler.) Ama kısmet değilmiş. Ben, artık kesinlikle karikatürcü olmak istemiyorum. Ben, başka bir şey olmak istiyorum. Ama ne olmak istiyorum, işte sorun bu!..Bir süre kovboy olmayı düşündüm, ama yaşlandıkça ateşli silahlardan nefret etmeye başlamıştım. Hem apartmanın 6'ncı katına bir at çıkarmak zor olabilirdi. Atsız kovboy olunamayacağına göre, kovboyluktan vazgeçtim.Bir ara aklıma padişah olmak geldi. Hatta, resimlerden gördüğüm padişah kıyafetlerinin bir kısmını da diktirdim. Ama bu sıcaklarda kürkle dolaşmak zorunda kalınca, padişahlığın zor bir meslek olduğuna karar verdim. Zaten, harem konusunda eşim Tolga'yla da anlaşamadık. Oysa, bir sürü kadın içinde başkadın sultan olacaktı. Emrinde bir sürü kız koşuşturacaktı. Ama razı gelmedi. Zaten, bu kadın milletini anlamak mümkün değil!..*Ayıptır söylemesi, bir ara şarkıcı olmayı düşünmedim de değil. Hatta kendime bir klip senaryosu bile yazdım. Senaryo şöyle:Önce, uzak çekim damda anadan üryan bir manken kız görünüyor. Kamera kızın göğüslerine hızla yaklaşıyor. Sonra, hızla uzaklaşıyor. Sonra göbeğine hızla yaklaşıyor. Yani kamera, kızın ötesine beresine hababam zum yapıyor. Derken, kız kendini damdan aşağıya atıyor. Kamera bu kez yerdeki kızın eline zum yapıyor. Kızın elinde kurumuş bir kırmızı gül var. Derken helikopter çekimiyle Boğaz Köprüsü'ne yaklaşıyoruz. Güzel bir kız, sarı saçlarını uçuşturarak Boğaz'ın derin sularına bakıyor. (Saçlar uçuşurken bu plana şampuan reklamı alınıp klip ucuza getirilecek) Sonra kız, elektro bağlama ve cıstaklı elektro davullar eşliğinde soyunuyor. (Rütük, soyunma sahnesinde maraza çıkarmasın diye, kamera aşağı yukarı sallanacak.) Sonra kız, elindeki kurumuş kırmızı gülü dişlerinin arasına sıkıştırıp köprüden aşağıya atlıyor. Kamera denize zum yapıyor. Suyun üstünde yüzen bir kırmızı karanfil görünüyor. İşte tam bu sırada, göbek kısmı çıplak, kırmızı deri elbiseler giyinmiş ve elimde kırmızı güller olarak ben görünüyorum. Böylece kızların benim uğruma intihar ettikleri anlaşılıyor ve şarkıma başlıyorum;‘‘Bana gönül verme kız yanarsın cayır cayır, ben aşkı arıyorum ne dağ kaldı ne bayır.’’şarkısının bazı yerlerinde hastanedeki çocuklara oyuncak götürüyorum ve böylece ne kadar iyi kalpli bir şarkıcı olduğum anlaşılıyor. Ama Sezen Aksu, Nilüfer, Tarkan, İbrahim Tatlıses ve Ajda yine kırmızı deri elbiseler içinde bana vokalistlik yapmayı reddettiler. Oysa, bütün yapacakları ben ‘‘cayır cayır’’ deyince dans edip ‘‘yır...yır...yır!..’’ diye bağırmaktı. Üstelik bu klip onlar için de bir fırsat olabilirdi.Klip işi yatınca, şarkıcılık işi de yattı. Zaten, bir erkek şarkıcı olabilmek için suratımda yeteri kadar kıl yoktu. Ne ortadan birleşmiş iki parmak kalınlığında kaşlarım, ne de ancak burnumu ve gözlerimi açıkta bırakacak kadar sık sakallarım vardı. (Bana kalırsa, bizim Fatih Altaylı gazetecilik yapıp kendini boşuna harcıyor. O sakallarla ne arabesk söylenir oysa!..)*Artık, Tarzan olmaktan başka çarem kalmamıştı. Zaten, bu yaz azgın ve ıslak sıcaklar bastıralı beri benim çatı katında anadan üryan dolaşıp durmuştum. Bu nedenle bir hayli Tarzan'lık talimi yapmış sayılırdım. Gerçi, Tarzan'ın ayağında benden fazla olarak hayvan postundan yapılmış dona benzer bir şey vardı. Ama orman püfür püfürdü. Sıkıysa gelsin de benim altıncı kattaki dairede donla dolaşsın!..Tarzan olmaya karar verir vermez derhal fidanlıkları ve seraları dolaşmaya başladım. Eve saksı saksı kaktüsler, sarmaşıklar, palmiyeler taşıdım. Salondan tuvalete filan havadan gidebilmek için urgan destekli sarmaşıkları tavana çaktım. Çünkü, Tarzan da benim gibi yürümeyi sevmez ve seyahatlerini sarmaşıktan sarmaşığa atlayarak havadan yapar. Birkaç kez sarmaşıkları şaşırıp tuvalet yerine mutfağa gittiğim için uçlarına ‘‘Tuvalete gider, yatak odasına gider’’ diye etiketler yapıştırdım.Yalnız Tarzanca bağırma konusunda ufak tefek sorunlarım oldu. Bildiğiniz gibi Tarzan, hayvanlarını çağırmak için sesini çatlatarak ‘‘Aaaaaaa!..’’ diye uzun uzun bağırır. Daha benim hayvanım yoktu ama, bağırmayı öğrenince nasıl olsa alacaktım. İlk bağırma talimlerim sırasında komşularım gelip hasta olup olmadığımı, neremin sancıdığını, ambulansa ihtiyacım olup olmadığını sordular. Hatta, alt kattaki komşum Harun Bey'in müşfik eşi, hasta çorbası bile getirdi. Daha sonra Tarzanca bağırma talimlerini batatizçinin, karpuzcunun ya da trafiği düzeltmeye çalışan polis otosundaki hoparlörün haykırışlarına denk getirmeyi akıl ettim. Fakat, Tarzan gibi çok uzun bağıramıyordum. Ağzımı açtıktan iki saniye sonra öksürük nöbetlerim tutuyordu. Bir gün, Tarzan olacağımı bilsem günde 4 paket sigara içer miydim?.. Cahillik işte!..Artık mutfağın sarmaşığına atlayıp öksürüklü de olsa bir avaz bağırarak kendime rakı doldurmaya havadan gidebiliyordum. Gerçi, boyum uzun olduğu için sarmaşığa asılınca ayaklarım yere değiyordu. Ama onun da çaresini buldum. Dizlerimi büküp karnıma çekiyor, böylece boyumu kısaltıyordum. Bu durumdayken, geçenlerde ipli sarmaşık koptu. İşte en güzel Tarzanca bağırışım o anda gerçekleşti. Oturak yerimin sızıları geçene kadar Ceyn gelip bana baktı. Bildiğiniz gibi Ceyn, Tarzan'ın karısıdır ve o da ormanda yarı üryan dolaşır. Tolga'ya Ceyn gibi giyinmesi için çok yalvardım. Ama o ünlü bakışlarıyla bana öyle kötü baktı ki, kuyruk sokumumun acısını bile unuttum.*Arslan, kaplan, timsah filan apartman için kullanışsız hayvanlar olduğundan, hayvan ihtiyacını kafeste bir saka kuşu, küçük bir sokak iti, akvaryumda üç balık ve bir siyah su kaplumbağası alarak çözümledim. Ayrıca, mutfakta arada bir rastladığım karafatmalar ve itin sırtındaki pireler de hayvan türlerimi zenginleştiriyorlardı. Hele, sinekleri de sayarsak tam teşekküllü bir ormana sahip sayılırdım.Tarzan olarak her şeyim tamamdı. Yalnız Tarzan'lık ehliyetim eksikti. Devlet, seni Tarzan olarak tanımayınca, Tarzan'lığın beş para etmezdi. Kız olarak doğmuş olsan bile devlet seni kız olarak tanımayınca askere almaya kalkıyordu. Sonra da erkek olmadığını ispat etmek için mahkeme mahkeme sürünüyordun. Bu nedenle, muhtara gidip bir Tarzan'lık ehliyeti sureti istedim. O da beni Bahçeler Müdürlüğü'ne gönderdi. Bahçeler Müdürlüğü'nden bir memur eve gelip baktı ve palmiyelerimi, kaktüslerimi, sarmaşıklarımı uzun uzun inceledikten sonra,‘‘Burası ormana dönmüş. Bu bizim yetkimizin dışında kalır. Siz, en iyisi Orman Bakanlığı'na başvurun.’’dedi. Orman Bakanlığı'na gidince, kapıda uzun bir Tarzan kuyruğuyla karşılaştım. Koca koca adamlar... Kimi doktor, kimi hakim... Hepsi Tarzan olarak bir ormana tayinini istiyordu. Gür sesliler Tarzan'lığını kanıtlamak için öyle bir bağırıyorlardı ki, benim öksürüklü tıksırıklı bağırışım yanlarında hallaç tosuruğu gibi kalıyordu.Bu yaz çıkan dört orman yangınında 12 Tarzan hayata veda etmişmiş. Ayrıca 4 Tarzan da piknik yapan magandaların kurşunuyla can vermişmiş. Bu nedenle 16 yeni Tarzan kadrosu açılmışmış. Ama 16 Tarzan'lık yerine 1600 Tarzan adayı başvurmuştu. Sonunda Orman Bakanlığı sınav yapmak zorunda kaldı. Yazılıda Tarzan'ın yaratıcısı, romancı Edgar Rays Barovs'u Tarzan'ı oynayan Herman Briks, Bastır Kreyb, Joni Veis Mülır adlı aktörleri ve hatta Jeyn'i oynayan Margrıt O'Salivın'ı bilmeme rağmen sınavı kaybettim. Çünkü uygulamalı sınavda bir Tarzan olarak bağırırken öksürmemi, haşmetli göbeğimi ve altındaki çırpı gibi bacaklarımı beğenmemişlerdi. Ama benden daha beterleri sınavı kazandı. Çünkü, onların elinde milletvekillerinin, bakanların tavsiye kartları vardı. Hele, bir bakanın kartında, ‘‘Şinasi'yi Yıldız Parkı'na Tarzan olarak atamazsanız, ben bu koalisyonu bozarım.’’ yazıyordu. Ben her ne kadar,‘‘Orman Tarzan'ı değil, apartman Tarzan'ı olmak istiyorum’’ diye yalvardımsa da dinletemedim. Apartmanda, sadece mafya kadrosu