GeriKelebek Huysuz İhtiyar
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Huysuz İhtiyar

Yardımsever Recai!..Öğleden sonra şekerlemesinin en tatlı yerinde sokak kapısı vuruldu. Yataktan kalkmaya hiç niyetim yoktu. Her kimse, vurup vurup gider diye bekledim. Ama kapıyı vuranın gideceği yoktu. Bir baterist ustalığıyla kapıyı gümbürdetip duruyordu. Homurdana söylene kalkıp açtım. Eskici ve hurdacı Recai, en masum sırıtışıyla:‘‘Hal hatır sorayım dedim ağbey... Nasıl oldun, ağrıların geçmiştir inşallah!..’’ dedi.‘‘Sen hangi yüzle geldin?.. Az kaldı beni gebertiyordun lan.’’‘‘Ama ağbey, sürülecek ilacı içmişsen kabahat bende mi ki?..’’‘‘Neyse uzatma, şu dergilerle gazeteleri al da toz ol... Şişeleri de unutma!..’’Son görüşmemizde boğazını sıktığım için Recai, epeydir uğramamıştı. Evde de bir sürü gazete ve dergi birikmişti. Tabii, bir sürü de şişe...‘‘Senin kapı zili yine bozulmuş ağbey.’’‘‘Evet, artık yenisini almak gerek.’’‘‘Parana günah değil mi, yenisini alacağına tamir ettirsene.’’‘‘Artık, tamir ettirmek yenisini almaktan daha pahalıya geliyor. Zaten hiçbir elektrikçi zil tamiri için zahmet edip de gelmiyor. Ben de elektrik işlerinden hiç anlamam. Üstüne üstlük korkarım da!..’’‘‘Şuna bir bakayım mı ağbey?.. Valla para pul istemem.’’‘‘Sen elektrikten ne anlarsın be!..’’‘‘İşte, şincik kalbimi kırdın ağbey... Ben, askerliğimi alayın tamiranesinde yaptımdı. Çok becerikli olduğum için beni tamirane çavuşu yaptılardı... Komutanlarım, tezkere bırak burada başçavuş ol diye çok yalvardılar, ama ben istemedimdi. Bizim bütün mahallenin elektrik işleri benden sorulur. İstersen, sana direkten bir hat çekelim beş kuruş elektrik parası ödemezsin.’’ Doğrusu Recai'nin kendine olan bu güveni karşısında etkilenmiştim. Ama içimden bir ses herifi içeri sokunca başın yine derde girecek diyordu. Recai, içeri dalıp sokak kapısının yanındaki sigorta kutusunu açmıştı bile.‘‘Dokunma!.. Tamir filan istemiyorum!..’’‘‘Ne korkuyon, bozsam bile ne olacak ki ağbey?.. Zaten bu zili atacak değil misin?..’’Adam haklıydı. Belki de dediği kadar marifetli çıkardı da, beni üç beş milyon lira harcamaktan kurtarırdı. Recai zilin tellerini, bobinlerini, sigortaya giriş yerini ‘‘Hımm!.. Hımm!..’’ diyerek ciddiyetle inceledi. Sonra, arabasındaki dolaptan tornavida, kontrol kalemi, pense, kablo ve tanımadığım bir iki alet alıp geldi. Zil kutusunu açtı, tellerini söküp tekrar bağladı.‘‘Senin zilde bir kabahat yok. Bozuk olan sigortadır ağbey.’’‘‘Hadi be... Sigorta bozuk olsa evde birkaç lambanın da yanmaması lazım. Elektrikten anlamıyoruz dedikse zır cahiliz de demedik!..’’Recai, kontrol kalemini oradaki bir prize soktu. ‘‘Bak, bunda da celeyan yok. Bu sigorta lambalara, prislere bağlı.’’ dedi. Fena halde bozum olmuştum. Recai, hemen sigorta tablosuna girişti. Dur, tut diyene kadar tabloyu yerinden söküp her sigortanın bağlantı yerini tek tek kurcaladı.‘‘Sigortaların da sağlamdır. Ama senin ev tri fasle ağbey... Hata ondadır.’’ İntikam alma fırsatını kaçırmadım. Bir profesör edasıyla konuştum.‘‘Ona tri fasle değil tri-faze denir. Tri-faze üç adet elektrik fazı anlamına gelir!..’’‘‘Senin bu dediğin nerededir?..’’‘‘Tri-faze girişler aşağıda bodrumda... Ama elini sürersen fena yaparım!..’’Ben daha konuşmamı bitirmeden Recai bodruma yollanmıştı bile. Recai'nin bodrum merdivenlerinde kaybolmasının üstünden üç dakika bile geçmeden bir patlama sesiyle birlikte bodrumda bir şimşek çaktı. Evin ışıkları gidip gelmeye başladı. Recai'de aşağıdan:‘‘Uyy, anam!..’’lı ‘‘Vıyy, anam!..’’lı uzun havaya benzer sesler çıkarıyordu. Bir koşu bodruma inip Recai'yi yapıştığı faz kutusundan tekmeyle ayırdım. Hırsımdan:‘‘Geberteceğim lan seni!..’’ diye bağırıyordum. Ama Recai yarı geberik bir durumdaydı. Saçları kirpi gibi tepesine dikilmiş, gözleri kıpkırmızı tavşan gözüne benzemişti.‘‘Aklının ermediği işi ne kurcalıyorsun?.. Geberip gidecektin, benim başımı da derde sokacaktın salak herif!..’’Recai ıhlaya tıslaya yuvarlandığı yerden doğruldu. ‘‘Sen meraklanma ağbey, bana celeyan işlemez, çocukkene bana Keçi Kuyruğu Dövmesi içirdilerdi. Ben şerbetliyim. Hem, bana kızacağına dua etmelisin, senin evi yanmaktan kurtardım. Tri faslenin çıplak bir teli kutudan çıkıp betona değmiş. Beton da ıslak olduğundan celeyan yere vuruyor. Ama şincik düzeltirim.’’ Ben,‘‘Dur be elektrikçi çağıralım!..’’ diye çırpınırken Recai, çıplak teli bantla sardı. Sonra, bir ustanın kararlı davranışıyla yukarı çıkıp söktüğü sigorta kutusunu da yerine taktı. Evin bütün ışıkları pırıl pırıl yandı.‘‘Sen bu Recai kardeşini hor gördün, ama o senin hayatını kurtardı. Ya, yengem aşaadaki betona deyseydi maazallah!..’’İtiraf edeyim, Recai beni utandırmıştı. Para vermek istedim almadı. Mahcubiyetim daha da arttı.‘‘Hiç olmazsa bir kahvemi iç.’’ diye salona buyur ettim. ‘‘Sağol ağbey, kahve istemem. Bir bardak su ver yeter...’’dedi. Buzdolabına gidip kapısını açtım o sırada sokak kapısının zili çaldı. ‘‘Aferin çocuğa yahu, demek zili de onarmıştı.’’ Gidip kapıyı açtım kimse yoktu. Kafam biraz karışmıştı. Tekrar mutfağa dönüp buzdolabının kapısını açtım, Kapının zili tekrar çaldı. Hızla kapıya koştum, tabii kimsecikler yoktu. Çünkü, buzdolabının kapısını açınca sokak kapısının zili çalıyordu. Zile bastım, mutfakta bir gürültü oldu. Koşup baktım, çamaşır makinesi çalışmaya başlamıştı. Durdurmak için stop düğmesine bastım. Üst kattan bangır bangır Çaykovkski'nin Fındıkkıran Süiti duyuldu. Hemen oğlumun odasına koştum disk çaları kendi kendine çalışmaya ve Çaykovkski'nin sidisini çalmaya başlamıştı. Sakin olmaya çalışarak tuvalet dolabını açtım. Süpürgeyi alıp sopasını çıkardım. Havada ıslık çaldırarak birkaç kez savurdum. Gayet sağlamdı ve işimi görürdü. Ayaklarımın ucuna basarak merdivenlerden indim ve naralar atarak salona daldım. Ama ne yazık ki Recai yoktu... Çoktan tüymüştü!..*Artık televizyonu açmak için üst kata çıkıp yatak odasındaki başucu lambamın düğmesine basıyorum. Çünkü, televizyonun düğmesine basınca bulaşık makinesi çalışıyor, evin kaloriferini kapatmak için de bulaşık makinesinin düğmesini kapatmam gerekiyor. Çağırdığım elektrikçiler:‘‘Biz bu işin içinden çıkamayız. En iyisi eve yeni bir elektrik tesisatı döşeyelim’’ dediler. Ben de kış günü evde yıkıntı döküntü olmasın diye razı olmadım, ama Amerika'ya torunları görmeye giden eşim dönünce neler olacağını düşünmek bile istemiyorum. İnşallah 34 yıl sonra boşanmayız.*Artık Recai'yi bir daha görebileceğimi sanmıyordum, ama dün gördüm. Bizim sokağın öbür ucunda oturan Cemil Bey'in arabasının kaputunu açmış elindeki İngiliz anahtarıyla motoru kurcalıyordu. Cemil Bey de Recai'nin bu ustalığını hayran ve müteşekkir bakışlarla seyrediyordu. Cemil Bey'den pek hazzetmediğimden arabayı tamir etmesi için Recai'yi görmezden gelip hesaplaşmayı başka bir güne bıraktım.