GeriKelebek Hüsnü’ye hayran oldum
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Hüsnü’ye hayran oldum

Hüsnü’ye hayran oldum
refid:20914751 ilişkili resim dosyası

Stevie Wonder’dan Miles Davis’e birçok devle aynı sahneyi paylaştı. Şimdi sıra Türk müzisyenlerde... Dünyaca ünlü bas gitarist Marcus Miller, 7’nci kez İstanbul’da... Bu akşam Hüsnü Şenlendirici, İmer Demirer, Okay Temiz, Bilal Karaman ve Burhan Öçal’la Cemil Topuzlu Açıkhava Sahnesi’nde konser verecek olan 53 yaşındaki Miller, eminim her zamanki enerjisiyle izleyiciyi çıldırtacak!

İstanbul Caz Festivali için ülkemize her gelişinizde farklı bir işe imza atıyorsunuz. Bu kez de Türk müzisyenlerle aynı sahneyi  paylaşacakmışsınız.

- Evet... Caz festivalinin 19, İstanbul Kültür Sanat Festivali’nin ise 40. yılı. Bu yıla özel bir şey yapmak istedim. İstanbul’a birçok kez geldim ve burada duyduğum müzikler, sesler artık bana esin kaynağı olmaya başladı. Ben de bu doğallıkta bir iş yapmayı planladım.

Ekiple bir ay önce tanıştınız. Birlikte çalmaya da üç gün önce başladınız. Çalışmalar nasıl gidiyor desem?

- İşin en zor kısmı dil; yani İngilizce-Türkçe problemi. Ama az konuşup çok müzik yaptığımızda her şey kolay oluyor.

Konser repertuvarında Türkçe parçalar da var. Onları çalması, sizin için söylemesi kadar zor mu?

- Bu paylaşım hepimizi zorluyor ama hiçbir başarı mücadele etmeden gelmez.

O Türkçe şarkıları siz mi seçtiniz?

- Birbirimize danıştık ve sonuçta üç şarkıda karar kıldık. Ama hangileri olduğunu söylemeyelim, beklentileri yüksek tutmak istemem.

MÜZİSYEN OLAN HERKESİ SEVİYORUM

Konserde bas klarnet de çalacaksınız. Hüsnü Şenlendirici’den size klarnet dersi vermesini bile istemişsiniz. Ne zaman başlıyor dersler?

- Evet, bana ders vermesi için zorluyorum! “Tamam” dedi ama çok meşgul olduğu için fazla bir şey öğrenemeyeceğim sanırım.

Kendisinin enstrüman hakimiyetini nasıl buldunuz?

- Hayran oldum. İlk provada onun çaldığı şarkıyı duyduklarında ekibimin yüzündeki ifadeyi asla unutmayacağım. Onun klarnetiyle bağı bizim enerjimizi de yükseltti.

Daha önce bir müzisyeni gördüğünüzde onun kişiliği hakkında fikir yürütebildiğinizi söylemiştinis. Herbie Hancock, Miles Davis, Eric Clapton, Stevie Wonder için de geçerli mi bu?

- Evet. Ve hiçbirinin karakteri benim için sürpriz olmadı. Hepsi en az müzisyenlikleri kadar iyi insanlar çıktı. Çünkü müzik, kim olduğunu gösteren bir ayna gibidir. Müzisyen olan herkesi seviyorum. Bir sanatçıysanız, ruhunuzu dünyaya sunuyorsunuzdur ve kimsenin çıkıp da “Bunu sevmedim” demesini istemezsiniz.

BURADAKİ KÜLTÜR BANA ENERJİ VERİYOR

İstanbul’a ilk gelişinizi hatırlıyor musunuz?

- Evet, 1990’lardaydı. 1993 ya da 1994 sanırım. Eric Clapton, David Sanborn ve ardından kendi grubumla geldim. Özetle bu yedinci gelişim.

Artık size vatandaşlık versek mi?

- Bence de. Bir kimlik fena olmaz (gülüyor). Şaka bir yana burada bana çok sıcak davranılıyor. Dünyanın en güzel yerlerinden biri bu şehir. İstanbul, Bir bakıma Hong Kong ve New York gibi. Her şey bir noktada toplanıyor, birleşiyor. Burada herkesin bir arada olma halini başardığını görüyorsunuz; doğu, batı, Akdeniz, Orta Doğu... Sanki her şeyin orta noktası burası. Hatta çalışmalar sırasında Bilal’e (Karaman) “Kimseyi kırmak istemem ama bu biraz Mısır müziğini andırmıyor mu?” dediğimde bana “Müziğimizde bu da var” dedi. Kültürlerin birleşimi insana büyük bir enerji veriyor.

Neredeyse her yıl geliyorsunuz. Bir dinleyiciniz olarak bundan memnunum. Peki siz burada gördüğünüz ilgiden memnun musunuz?

- Elbette... Ama insanların sizi özlemesi de gerekiyor, o yüzden dikkatli olmalısınız. Sürekli burada olursam beni nasıl özleyecekler ki!

İSTANBUL’A AŞIK OLDUM

Bu kadar gezmenize eşiniz ne diyor?

- Dengeliyoruz. Bu konserden sonra üç hafta evde olacağım mesela... Ve eminim ki eşim “Çok oturdun. Gidecek bir yerin yok mu?” diyecek (gülüyor).

Sabah otelden çok erken çıkmışsınız, neler yaptınız?

- Taksim’de kalıyoruz. 06.30’da fotoğraf makinemi de yanıma alıp çıktım. Şehri uyanırken görüntülemek istedim. Kesinlikle aşık oldum. Dört saat içinde binlerce kişi caddeye akın etti. Çok güzel bir enerji vardı. Büfelerdeki adamları, yerleri yıkayan adamı, sabaha kadar parti yapıp hâlâ uyanamayanları çektim.

Sizi kimse tanımadı mı?

- Yok... Şapka vardı, tanıyan olmadı.

30 DAKİKALIK ÖZEL DİNLETİ BENİ BENDEN ALDI!

Röportajdan sonra bizi bir yere bırakmıyor Marcus Miller. Beni yakalayıp “pedallara bir bakmanı istiyorum” diyor. Hangi birine bakmalı ki? 17 tane pedal var. Her biri birbirinden farklı olarak sesi değiştiriyor, eko veriyor. Tek tek hepsini deniyor, ben de izliyorum. Ama en çok basın üzerinde kayan ellerine takılıyorum. “Kesinlikle bir fotoğraf çekmeliyim” diyorum. “Tabii” diyor: “Zaten beni görenler ya pedalların fotoğrafını ya da ben çalarken videosunu çekiyor.” İlgiye alışık olduğu için o kadar rahat ki, herkese bir öğretmenmiş gibi davranan Miller benden ne öğrendi bilmiyorum ama ağzım bir karış açık 30 dakikalık bas ve bas klarnet dinletisinde kendimi ne kadar özel hissettiğimi bilemezsiniz!


Yorumları Göster
Yorumları Gizle