GeriHürriyet Pazar Enkaz altından şampiyonluk kürsüsüne!
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Enkaz altından şampiyonluk kürsüsüne!

Enkaz altından şampiyonluk kürsüsüne!

Geçen haftanın en güzel haberlerinden biri, Down Sendromlular Dünya Judo Şampiyonası’nda aldığımız madalyalar oldu. Talha Ahmet Erdem T23 kategorisi erkeklerde altın madalya kazanarak bu alanda Türkiye’ye ilk dünya şampiyonluğunu getirdi. Doğukan Coşar ve Mehmet Can Topal’ın da madalyalarla döndüğü şampiyona sonrası, sporcular ve babalarıyla, Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Seka Sporcu Eğitim Merkezi’nde buluştuk; emek ve sebat dolu hikâyelerini dinledik.

Üstlerinde milli formaları, kazandıkları madalyalar boyunlarında asılı. Portekiz’den döneli 24 saat olmuş olmamış; pek dinlenemeseler de neşe içinde sohbet ediyorlar.

Talha Ahmet Erdem (24), Doğukan Coşar (23) ve Mehmet Can Topal (20), Türkiye’nin Down sendromlular Judo Milli Takımı sporcuları. Bu üç genç, geçen hafta Portekiz’de yapılan Dünya Şampiyonası’ndan altın ve gümüş madalyalarla döndü. Türkiye’ye gelip yaşadıkları Kocaeli’ne varır varmaz, bu başarının hikâyesini dinlemek için kapılarını çaldık. 

Onlar, 17 Ağustos depreminde yerle bir olmuş bir şehrin çocukları...

Mehmet Can Topal, Şubat 1999 doğumlu. Henüz 6 aylıkken yakalandıkları depremde evleri hasar aldı. Bir yıl çadırda kaldılar.

Coşar ailesinin evi tamamen yıkıldı; baba Mehmet Coşar, 3 yaşındaki oğlu Doğukan’ı enkazdan kendi elleriyle çıkardı. Onlar da bir seneyi çadırda geçirdi. 10 yaşındaki kızları, sağ çıksaydı bugün 30 yaşında olacaktı.

Enkaz altından şampiyonluk kürsüsüne

Talha Ahmet Erdem ise deprem olduğunda 3 yaşındaydı. Onların da evi hasar aldı. Kardeşi Umut depremden 10 gün sonra doğduğunda onlar da çadırda yaşıyordu.

Üç ailenin de cenazeleri vardı... Talha Ahmet Erdem’in babası Turhan Erdem’in “Biz bu çocukları çadırlarda büyüttük, bugünlere getirdik” demesi çok şey anlatıyor bu yüzden. Psikolojik destek aldılar ama depremin izleri hâlâ üzerlerinde. Buna rağmen “Çocuğumuzu topluma nasıl kazandırırız, özgüvenini nasıl arttırırız” diye düşünmedikleri bir gün bile olmadı. En önemlisi, onları eve hapsetmediler. Restorana, pikniğe, göle, mangala, envai çeşit kursa; çocukları her neyi ve nereyi seviyorsa götürüp getirdiler; çocukları nelerden hoşlanıyor, hep buna kafa yordular.

Enkaz altından şampiyonluk kürsüsüne

Türkiye Özel Sporcular Spor Federasyonu, 2000 yılında kuruldu. Federasyon Başkanı Birol Aydın’ın verdiği sayılara göre ülke genelinde 6 bin lisanslı özel sporcumuz var. Özel sporcu tanımı, Down Sendromlu, otizmli ve mental yetersizliği olan sporcuları kapsıyor.

Başarıyı antrenörün  sabrı getirdi

Talha Ahmet, 12 yaşındayken bir tiyatro oyununda rol aldı mesela. Hatta oyunu Yunanistan’da da sahnelediler. Yüzmeyle de ilgilendi, basketbol ve futbolla da... Doğukan da futbolu çok seviyordu ama Mehmet Can’ın en sevdiği şey, yüzmekti. Ayağını kırınca bir süre yüzemedi. İyileştikten sonra da bire bir eğitim alması gerektiğini gören babası, o günlerde özel hocanın talep ettiği aylık 600 lirayı veremeyince Mehmet Can’ı atletizme yönlendirdi.

Bu üç ailenin yolu, üç sene önce Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin tanıdığı bir imkânla kesişti. Türkiye’nin başka yerlerinde özel ilgi gerektiren çocuklar çeşitli ayrımcılık örnekleri yaşarken, belediyenin Seka Sporcu Eğitim Merkezi’nde (SEKASEM) Talha Ahmet, Doğukan ve Mehmet Can, antrenör eşliğinde ücretsiz judo dersi alabilmeye başladı. İşte Türkiye’ye üç madalya getiren başarının ardında bu yatıyor. Dünya çapında başarı kazanan üç sporcumuzun üçünün de aynı yerden çıkması bu sebepten.

Gençler judoyu çok sevdiler, çok çabaladılar. Down Sendromlular Judo Dünya Şampiyonası için son bir yıldır daha da azimlendiler. Hem de maaile. Mehmet Can’ın babası mesela, oğlunu haftada üç gün, 20 kilometre getirdi, 20 kilometre götürdü spor salonuna...

O azmin neticesi: Ahmet Talha, T23 kategorisinde erkekler 81 kiloda altın madalya kazanarak bu alanda Türkiye’ye ilk dünya şampiyonluğunu getirdi. Doğukan Coşar, T21 kategorisinde altın madalya, Mehmet Can Topal, yine T21 kategorisinde gümüş madalya kazandı. Babalara göre, başarıda en önemli payı olanlardan biri de antrenörleri Gültekin Sevinç. Çocuklarına karşı gösterdiği müthiş sabırdan dolayı ondan ‘sinirleri alınmış biri’ olarak bahsediyorlar.

Enkaz altından şampiyonluk kürsüsüne

İyi ki judoya başlamışım. Törende ağlamadım. Sonra ağladım. Kendimi orada hayal etmiştim. Çok istiyordum. Bizi fark etsinler, itmesinler!”

Okulda çok sıkıntı çektik, öğrenciler bizi dışladı

T23 ve T21’in ne olduğunu da anlatalım: Bu kategoriler, down sendromunun tiplerini simgeliyor. T21, Down sendromlu nüfusun yüzde 90’ını oluşturan, ‘trisomy’ denilen Down sendromluları ifade ediyor. T23 ise Down Sendromlu nüfusunun yüzde 2’sini oluşturan ‘mozaik’ Down Sendromlular’ı... Turhan Erdem, “Oğlum Talha, mozaik bir Down sendromlu. İyiyi kötüyü ayırt edebiliyor, yön bulma duygusu daha gelişmiş ve kendini daha iyi ifade edebiliyor” diyor. “Evet” diyerek onaylıyor Talha Ahmet ve Portekiz’i anlatmak istiyor: “Çok sevdim, çok güzeldi. Yine gitmek isterim. Altın madalya alıp kürsüye çıktığımda neredeyse ağlayacaktım. O anda ağlamadım. Sonra ağladım. Kendimi orada hayal etmiştim. Çok istiyordum. İyi ki judoya başlamışım. Bizi fark etsinler, bizi itmesinler!”
Sokakta olumsuzluklara maruz kaldıkları doğru. Ama zaman geçtikçe bu olumsuzlukların azaldığını, toplumun onları daha iyi tanıdıklarını anlatıyorlar. Mehmet Coşar’dan dinleyelim: “Okulda çok sıkıntı çektik. Öğretmenlerden şikâyetimiz yok ama öğrenciler dışladı. Dalga geçenler oldu ama sürekli savaştık, sürekli arkalarında durduk. Ben kavga bile ettim. Birinde de sokakta, baktım ki oğlumla dalga geçer gibi konuşuyorlar. Hemen yanlarına gittim, ‘Bir daha görür veya duyarsam, şansınız olmaz’ dedim. Ben Erzurumluyum ama Aksaray’da doğdum, büyüdüm. Hani şu otizmli çocukların yuhalandığı yer... Çok utandım! Orada evimiz var ama bu tür nedenlerle gitmek istemiyoruz. Anlıyor musunuz? Burası (Kocaeli) daha iyi. Trabzonlusu, Balıkesirlisi, herkes var. Bu çocuklar bu merkeze çok geliyor, çevredekiler artık onları biliyor, tanıyor.”

Biz ölünce bu çocuklara ne olacak?

Türkiye Özel Sporcular Spor Federasyonu, 2000 yılında kuruldu. Federasyon Başkanı Birol Aydın’ın verdiği sayılara göre ülke genelinde
6 bin lisanslı özel sporcumuz var. Aydın’ın 2012’de yaptığı “Bu çocukları kapalı kapılar ardında bırakmayalım” çağrısından sonra sayıları 1000 civarında olan özel sporcu sayısı kısa sürede altı katına çıktı. ‘Down Sendromlu Sporcuların Olimpiyat Oyunları’ olarak kabul edilen Trisome Games, 31 Mart-7 Nisan arasında Antalya’da düzenlenecek. Ahmet Talha, Doğukan ve Mehmet Can da yine Türkiye adına yarışacak. Hedef tabii ki yeni madalyalar. Ama gündemlerindeki tek konu bu değil. Anne-babalarının aklının köşesinde asılı duran bir soru var: “Biz ölünce bu çocuklara ne olacak?” İstiyorlar ki çocukları devlet sporcusu unvanı alsın, bir maaşları olsun. Down Cafe’de çalışıyorlar ama ayda 10 gün yatan sigortalarıyla emekli olmaları bir hayal. 18 yaşına geldikleri an sigortaları da kesiliyor üstelik.
Son bir mesajları daha var. Bu durumdan dolayı evini terk eden, eşine yardım etmeyen babalara... “Onlar bizim için baba değil” diyorlar. Çocuklardan birinin anne-babası bir yere gelemediğinde, diğer anne-babaların ilgilendiğini mutlulukla anlatıyor; bu güvenli hissi seviyorlar. Onlar artık büyük bir aile...

İsmail YK hayranıyım
DOĞUKAN COŞAR

Enkaz altından şampiyonluk kürsüsüne

Lise 3’teyim. İsmail YK hayranıyım. Doğa fotoğrafları çekiyorum. En büyük hayalim, Fenerbahçe renkleriyle süslenmiş bir arabalı yatak. Portekiz’e uçakla gittim. Hostesler bize güzel davrandı, kahve verdiler. Şimdiki hedefim, arkadaşlarımla beraber Antalya’ya gitmek.
Babası Mehmet Coşar: Aile destek olduğu sürece bu çocuklar her şeyi başarır. Eve kapatmayacaksınız. Öyle yapan ailelere anlatmaya çalışıyoruz. Biz üç aile, onları doğdukları günden beri normal bir çocuk gibi yetiştirdik. Sürekli ne istediğini soruyoruz, onu keşfetmeye çalışıyoruz.

Dans gösterisi hazırladık
MEHMET CAN TOPAL

Enkaz altından şampiyonluk kürsüsüne

Liseyi bitirdim, Gölcük’te Down Cafe’de garsonluk yapıyorum. 7 Aralık’ta Kervansaray Kültür Merkezi’nde gösterimiz var, vals yapmış olacağız. Herkesi bekleriz. Hadise’yi de gösterilerimize bekliyorum.”
Babası Ferhat Topal: Görev verildiğinde hepsini başarırlar. Yeter ki dışlanmasın, sevilsinler. Bu çocukların ruhu sevgi. En büyük ödülleri sıcak bir tebessüm. Ömrümüz bunu anlatarak geçti. Diğer ailelere diyoruz ki onları eve kapatmayın. Toplumda daha çok bilinsinler, evden çıkıp okuma-yazma öğrensinler. Spor yapsınlar. Hayatları çok değişecek.

Her gün üç buçuk saat çalışıyorum
TALHA AHMET ERDEM

Enkaz altından şampiyonluk kürsüsüne


Belsa Plaza’daki Down Cafe’de hafta içleri her gün üç buçuk saat çalışıyorum.
Ayrıca müzikle uğraşıyorum, gitar çalıp şarkı sözü yazıyorum. ‘O Ses Türkiye’ye katılmak, oradaki herkesle tanışmak istiyorum.
Babası Turhan Erdem: Şampiyon babası olmak çok güzel. Çok duygulandım. Benim oğlum doğduğu günden beri eğitim alıyor. Normal bir liseyi bitirdi, KPSS’ye girdi, 64 puan aldı. 1.5 milyon kişiyi geride bıraktı ama hiçbir yere atanamadı. Judo onun özgüvenini çok arttırdı. Her yere kendi gidip gelebiliyor, içim rahat. Vasisi ben değilim, kendisi. 

 

 
   

Kolombiya'dan İstanbul'a avokado yolculuğuSağlıklı ve iyi yaşam tarzını benimseyen, vegan ya da vejetaryen beslenen ya da sadece farklı tatlar arayanlar için Mahmure.com olarak Gülçin Çavdarcı ile birlikte alternatif mekanları geziyoruz. İlk olarak Teşvikiye’de bulunan Avokado Bar’dayız! Avokadonun her halini bulabileceğiniz bu küçük ve sıcak mekanda Avokado Bar İşletmecisi Andres Gomez ile konuştuk.

 

 

 

False
Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle