GeriHürriyet Pazar Türkiye’nin ilk engelli belediye başkanı anlatıyor: “Bana elini uzatana ben yanağımı uzatıyorum”
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Türkiye’nin ilk engelli belediye başkanı anlatıyor: “Bana elini uzatana ben yanağımı uzatıyorum”

Türkiye’nin  ilk engelli belediye başkanı anlatıyor: “Bana elini uzatana ben yanağımı uzatıyorum”

Tarlada çalışırken bir kaza geçirdi, iki kolunu kaybetti. Kendi deyişiyle güçlü oldu, tutundu, hayatta kaldı. Tutunmak yetmedi, yürüdü. Yürümek yetmedi, koştu. Avukat oldu, engelli bireylerin hakları için mücadele etti. 25 yıllık bir sivil toplum mücadelesinden sonra CHP’den siyasete girdi. Türkiye’nin ilk engelli belediye başkanı seçildi. Avcılar’da seçilen Turan Hançerli: “Engelli arkadaşlarım ayrımcılığa maruz kalmaya devam ediyor. Toplum ayrımcılık, eşitsizlik üzerine kurulunca bunlar hep oluyor.”

Tebrik edenler, sadece merhabalaşmaya gelenler, sohbet etmek isteyenler, taleplerini iletenler... Kalabalık hiç azalmıyor sanki… Kimseyi geri çevirmiyor, herkesi tek tek herkesi dinliyor; günde neredeyse 20 saat çalıştığı bir haftanın tam ortasında olmamıza rağmen yine de gülümsüyordu. Nasıl tokalaşmak lazım? Refleksle elimi uzattım ama düşüncesizlik mi ettim yoksa? “Hayır, asıl elinizi uzatmasaydınız üzülürdüm” dedi.

Turan Hançerli, Türkiye’nin ilk engelli belediye başkanı. İki kolu da protez. Belediye başkan aday adaylığı sürecinde, “Engelli bir belediye başkanı olur mu? Halkın elini sıkamıyor, vatandaş nasıl karşılar” gibi tuhaf sorulara maruz kaldı; halbuki o, insanlarla samimi iletişimin her konuda anahtar olduğunu düşünüyor: “Bana elini uzatana ben yanağımı uzatıyorum. İnsanlar kendileriyle tokalaşmak yerine kucaklaşan bir başkan adayını daha çok sevdi.”

Turan Hançerli

Hançerli’nin hikâyesi, 1975 yılında Tokat’ta başladı. Çiftçi bir ailenin çalışkan çocuğuydu. Yedi yaşındayken ailesine yardım etmek için hayvan otlatmaya başladı. Ama aklında, kalbinde, hayalinde hep okumak vardı. Hatta okula sırf bu yüzden bir sene erken yazıldı. “Çok iyi bir bölümde okumasam da kısa ve hızlı bir şekilde hayata atılmam lazım” diye düşünüyordu, Hacettepe Üniversitesi Muhasebe Bölümü’nü kazandı. O günlerde babasına ait buğday tarlasında çalışmaya devam ediyordu. Bir gün, bir kaza oldu. Tarlada çalışırken kolları patoz makinesine kapıldı. Planlarında iki gün sonra gidip kayıt yaptırmak vardı. Oysa iki kolu da kopmuştu. 18 yaşındaydı ve artık bambaşka bir hayatı olduğunu çoktan anlamıştı.

Türkiye’nin  ilk engelli belediye başkanı anlatıyor: “Bana elini uzatana ben yanağımı uzatıyorum”

Kendime ‘Başkaları daha kötü’ diyemiyorum
İnsanlar, hayatının en zor kısmının o kaza olduğunu zannediyor. Ama işin aslı öyle değil. 12 yaşındayken eğitimi için ailesinin yanından ayrılıp Tokat’ta şehir merkezindeki evlerine yerleşmişti. Akşamlarını sobasını kendi yakıyor, yemeğini kendi yapıyordu. Bazı geceler karanlıkla, bazı geceler soğukla cebelleşti ama bir şeyi çok iyi öğrendi: “Hayatı ertelemeden sorumluluklarını yerine getirmezsen, her gün bir öncekinden daha kötü olabilir.” Vazgeçmemeyi, başarmanın hazzını o yıllarda öğrendi. Tam da bu yüzden “Kollarım olmadığından, zekâyla, dille yapacağım bir mesleğim olsun” dedi, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne girdi. Bu arada patos makinesinin üretici firmasına da dava açtı ve bunu duyduğunuza da hiç şaşırmayacaksınız çünkü sorumlu firmanın tazminatı ödemesi 15 yılı buldu! Hançerli o parayı da yürüme engellilere akülü sandalyeler almak için harcadı: “Haklı olana, ihtiyacı olana destek olmayı bir iyilik olarak görmedim. İnsan olmanın gereği bu.”

Sorun çözmek, artık hayatının meselesi olmuştu. Türkiye Sakatlar Derneği çatısı altında kampanyalar organize ediyordu ama tekerlekli sandalyeye, proteze ulaşım probleminin bir türlü çözülemediğini gördü. “Ne kadar çok şey yaparsanız yapın siyasetin gücünün yüzde 1’i kadar gücünüz olmuyor” diyerek 2009’da CHP’den siyasete atılmaya karar verdi. Katılımcı, sivil bir anayasa için bugün 274 sivil toplum örgütünden oluşan ‘Denge ve Denetleme Ağı’nın sözcülüğünü yaptı; Türkiye’de ilk ve en büyük engelli mitingini gerçekleştirdi. İhtiyaç sahibi bireylere, kendi gelirlerine bakılarak değil, aile ve akrabalarının toplam gelirleri ölçü alınarak yardım yapılmasına karşı düzenlenen “Uyumuyoruz, Uyarıyoruz” eylemi için 24 saat sokakta yine o vardı. Yasa değişikliğiyle on binlerce engelli ve yaşlının maaşlarının kesilip, ödenen maaşlar için bir de icra takibi başlatılmasına da itiraz etti, davalar açtı.

Türkiye’nin  ilk engelli belediye başkanı anlatıyor: “Bana elini uzatana ben yanağımı uzatıyorum”

Yapacak bir şey her zaman oldu
Başkan Hançerli, “Türkiye’de engelli bir birey olmak ne demek” sorusuna “Zor tabii” diyor, “Daha zorda olan engellilerin ya da engelsizlerin dertleri beni daha derinden sarsıyor. Bana ‘Geçmiş olsun. Ama iki gözü olmayan da var. Senin protezin var, onların işi daha zor. Haline şükret’ diyorlar. Bu sözleri duyunca daha çok üzülüyorum. Başka insanların daha çok zorda olması, bana şükür dedirtecek şey değil. Ben kendime ‘Başkaları daha kötü’ diyemiyorum.” Protezi takıldığı günden bu yana bakışlara maruz kaldığını da anlatıyor: “Toplumun bir önyargısı var ve bu önyargı kişiye özgü yıkılıyor. Bana özgü yıkılıyor. Diğer engelli arkadaşlarım o bakışlara, ayrımcılığa maruz kalmaya devam ediyor. Toplum ayrımcılık, eşitsizlik üzerine kurulunca bunlar hep oluyor. Alışmadım. Gerçekliği kabul ettim ama direnmekten, farklı olması gerektiğini söylemekten vazgeçmiyorum.”
Şimdi, 96 yıllık devletin ilk engelli başkanı olarak elinden geleni yapacağının sözünü veriyor: “Bu sadece engellilerin yaşamı ve dramı değil. Bu ülkede eşitsiz yaşam süren, ayrımcılığa maruz kalan yüzlerce grup var. Engelliler rahat rahat sokağa bile çıkamıyor, olanaklardan eşit yararlanamıyor. Bir yoksulun belediye başkanı olması zor, bu da eşitsizlik! Daha bir tane Roman belediye başkanımız yok, sadece bir milletvekilimiz var. Bunlar üzerinde düşünülmesi gereken şeyler.” Bütün bunları hayret edilecek bir sakinlikte anlatıyor. Hiç mi kızgın değil, hiç mi öfkesi yok? “Bu konularda öfkeli değilim çünkü öfke, çaresizlik belirtisidir. Bizim yolumuz var, yapacak bir şey her zaman oldu. Hatta yapacak o kadar çok şey var ki insan lazım, yetişemiyoruz.”

Çalışanların yarı yarıya kadın olması sözüm var
Seçim öncesi, “Lüks makam araçlarını kaldıracağız” demiştim, kaldırdık. Korumasız geziyorum, kendi aracımı kullanıyorum, mazotunu da kendim koyuyorum. Tabii ki bir araç edineceğim ama pahalı olmayacak, diğer belediye başkanlarının kullandıklarının en az beşte bir fiyatında olacak. Bir önceki dönem, belediye çalışanlarının maaşları ödenmemişti. Gelir gelmez ödedik. Yollarda tamiratlar yapılmaya başlandı, çukur ve hendekler kapatılıyor. Gelir ve gider tablosunu paylaşmak için hazırlıklarımızı yaptık, başlayacağız. Borçlu bir belediyeye geldim. Para yok; gelirler giderleri karşılamıyor. Zor olan şeyler var ama benim hayatım zaten hep zor oldu. Zor şeylerden korkmuyorum. Çiftçi çocuğu, kendi ayakları üzerinde duran bir avukat, 25 yıllık sivil toplumcu, başkasının derdini dert edinen biri belediye başkanı oldu. Parolam, eşitlik ve adalet. Asla bir müteahhitin daha zenginleşmesi için çalışmayacağım. Seçim kampanyası süresince şunun sözünü verdim: “Zenginleri daha zengin etmek için değil, sizin sorunlarınızı çözebilmek için adayım.” İlk iş günümden herkese söylediğim şey şuydu: Kimsenin belediyeyle bir çıkar ilişkisi olamaz. Sakın bana vatandaşın değil, kişilerin veya kurumların avantaj sağlayacağı projelerle gelmeyin. Belediyeciliğin özü vatandaşın hayatını kolaylaştırmak, sorunlarını çözmek, hatta bir sorun olduğunu vatandaş daha hissetmeden çözmektir. Amacım öngörülü, planlı, sistemli bir belediyecilik yapmak. Belediyede çalışanların yarı yarıya kadın olması yönünde de sözüm var.”

 

 

 

Yorumları Göster
Yorumları Gizle