GeriHürriyet Pazar Türkçe rap nereye ‘akıyor’?
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Türkçe rap nereye ‘akıyor’?

Türkçe rap  nereye ‘akıyor’?

Ben Fero’nun ‘Demet Akalın’ı rap’i; ‘esmer mahalleler’den, beach’lere, club’lara, defilelere taşıyor. Türkiye’nin kendine has hip-hop kültürü, sıradışı bir özgünlükle yerelleşiyor.

Fero, gerçek adıyla Ferhat Yılmaz, hayranlarından gelen ‘Nerelisin’ sorusuna verdiği cevapta bu kıvraklığın nereden geldiğinin ipucunu bulmak mümkün: “1991’de Bonn’da bir göçmen hastanesinde dünyaya geldim. Üç yaşında Türkiye’ye döndüm. Babam Trabzonlu, annem Sivaslı. Kütüğüm Ankara. İzmir’de büyüdüm, İstanbul’da okudum, Kıbrıs’ta askerlik yaptım. Yes! Ben Türkiyeyim! Dünyayım be!”

Ahmet Hamdi Tanpınar, Türk müziğinden bahsederken belirleyici ruh halinin ‘hasret’ olduğundan bahsediyordu: ‘Yaşayan her şeye duyulan hasret’. Tanpınar, Ben Fero kliplerini görse böyle ince bir yorum yapamayabilirdi. Ama tüm kliplerinde onca şaşaanın, kafadan aşağı dökülen viskilerin, kemikten sökülerek yenen etlerin, yavru kaplanların ve milyon dolarlık arabaların içinde hâlâ bir ‘hasret’ olduğu kesin.

Son iki yılda ‘01 Adana’ ve ‘Çukur’un da katkısıyla delice zenginleşen Türkçe rap piyasası bambaşka uçlara savrulan bir çeşitliliğe ulaştı. Bir kol arabeske, melankoliye yaslanırken Fero gibi ‘akma-kopma’ eğilimlisi, ‘hıdıdı hıdıdı stili’ (trap müzik) sempatizanı da var. Yine de 1960’lar sonrası arabeskte yaşandığı gibi bir kenarda kalmışlık, yoksun bırakılmışlık hissi ve her ne kadar ‘Hennessy’li mini bar’dan ibaret olsa da yoğun bir hasret duygusu hepsinde ortak.

Başka bir mağduriyet

Fero’nun ‘Mahallemiz Esmer’ şarkısı, yeni türden sosyal mağduriyet yaşadığını düşünen genç kuşağın anlam haritasına cuk diye oturuyor. Bu ‘beyaz’, uslu, kent hayatının el üstünde tuttuğu, düzenli maaşı olan, temiz pak kitleden kendini ayırma hali sık görülen bir tema. Aslında arabeski doğuran, gecekondu mahallelerinden şehir merkezlerine minibüslerle ‘akan’ çocukların duygusuyla arasında bir bağ var. Ama buradaki mağduriyet, arabeskte soyut bir şekilde ortaya çıkan aşk, özlem, kıskançlık gibi duygulardan çok, sivil bir dile bürünüyor. Orhan Gencebay, Müslüm Gürses kenar mahallelerin sokaklarında çınlarken gündelik hayatın derdi ekmek parası olsa da kiradan, kaçak elektrikten, patlak kanalizasyondan, işsizlikten bahsetmiyorlardı. Oysa yine ‘esmer mahalleler’i, varoşu anlatmayı seçen, oradan olmasa da arka sokaklardan ilham alan rap’çiler ‘montumun cebimde yok kuruş’la söze başlıyor.

Ben Fero, aslında gayet nezih bir İzmir semti olan Güzelbahçe’den ‘şehir dışı semtimiz’ diye rap’e girip ‘amir fişler’, ‘kesat işler nigga’, ‘eşgaller leşler’ gibi bir fanteziye rahatça girebiliyor. Hiç de sakil durmuyor üstelik. Bu ‘itlik serserilik’, body’cilik, hayli seksist kız peşindecilik, harbicilik damarının Amerika’dan ithal hip-hop tavrına olağanüstü cuk oturan yerelliği, başarının sırrı belki de.

Kafamız ortak ‘bro’ ya da ‘bilader’!

Fero, gerçek adıyla Ferhat Yılmaz’ın ‘Nerelisin’ sorusuna verdiği cevapta bu kıvraklığın nereden geldiğinin ipucunu bulmak mümkün: “1991’de Bonn’da bir göçmen hastanesinde dünyaya geldim. Üç yaşında Türkiye’ye döndüm. Babam Trabzonlu, annem Sivaslı. Kütüğüm Ankara. İzmir’de büyüdüm, İstanbul’da okudum, Kıbrıs’ta askerlik yaptım. Yes! Ben Türkiyeyim! Dünyayım be!”

Z kuşağının, millenial’ların ülkeye değil, dünyaya ait hissetme, her an her şeye erişme hakları ve fırsatları olduğu bilinciyle büyümelerinin, Amerikan siyah kültürünü çok rahat içselleştirebilmeleriyle ilgisi var. Fero’nun başarısı bu dünyaya açıklığın uzantısı. Bir Torontolu kadar Raptors hayranlığı, dünyanın herhangi bir yerindeki gym’in tekinde biseps’lerini şişiren adamla aynı dili konuşma hali, içki, uyuşturucu ve seksin zaten insanlığa ortak kafa yapması, ‘özentilik’ tezini çürütüyor.

Çünkü yerellik işte arabada çalan Demet Akalın gibi detaylarda. Bunun çok tepeden inme durmaması, milyonlarca insanın Spotify listesinde dönmesi, hatta beach’lerde ironik bir şekilde Demet Akalın’ın yerini alması rastlantı değil.

Ezhel ‘karnımız aç, napsak şimdi, süpermarketten çalsak bir şey sosis ve salam’ gibi lafları auto-tune’la söylüyor, bu afili konserlerin en gaz şarkısına dönüşüyor, Fero ‘bro culture’dan ‘Biladerim İçin’ diye bir şeyi çıkarabiliyor, yerel ve yabancı büyük bir uyumla iç içe geçiyor.

Üçüncü dalga rap, neyse ki arabeskin fantezi müziğe, oradan da Özcan Deniz’in metroseksüelliğine evrildiği gibi rüküş bir evrim geçirmedi. Çeşitlendi, sesini bağıra bağıra duyurdu, kabuğunu kırdı, yeni şehir mağdurlarının manifestosunu yazdı ve abilerinden çok daha sağlam eğlenmeyi bildi.

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle