GeriHürriyet Pazar Şöyle bir hava almaya çıktım Turizm selinde boğuldum
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Şöyle bir hava almaya çıktım Turizm selinde boğuldum

Şöyle bir hava almaya çıktım Turizm selinde boğuldum

Kendimi Beyazıt’tan attım, Mısır Çarşısı’ndan tuttum. Fes takmadan, tuhaf çaylardan satın almadan ve padişahlara yakalanmadan bunu başarmış olmaktan dolayı kendimle biraz gurur duyuyor da olabilirim.

Kapalıçarşı’dan geçiyorsanız kaba olmayı öğrenmeniz lazım. Biri önünüze mi çıktı, kendisini hemen elinizin tersiyle itip yolunuza devam edeceksiniz. Düştü mü? Sorun yok, kalkar o. Siz devam edin. Eğer buralarda birinin sizi durdurmasına izin verirseniz anında bir şey satarlar, neme lazım.
Ben duruyorum çünkü önümü rehber bir arkadaşım kesti. ‘Ne yapıyorsun, ne ediyorsun’ ayaküstü sohbet ediyoruz. Özel tur kapsamında Amerikalı bir aileyi getirmiş. “E neredeler peki, kayıp mı ettin insanları” diyorum. “Yok abi, şuraya elma çayı almaya gittiler. Benim elma çayı alan turist görmeye tahammülüm kalmadığı için sizi burada bekliyorum dedim” diyor ve ekliyor:
“Otobüsle grup getiriyorum, ilk soruları ‘apple tea’ oluyor. Israrla da söylüyorum, o içtiğiniz çay değil, içinde muhtemelen elma falan da yok, ayrıca geleneksel bir içecek de değil, sadece turistlere içirdiğimiz kimyasal bir şey diye. Yok, yine de otantik içecek diye torba torba alıyorlar. Şimdi yine yanlarında dursam dayanamayıp ya almayın şunu, saçmalamanın âlemi yok diyeceğim, esnafın işi bozulacak. Hiç elleşmiyorum, götürsünler kana kana içsinler evlerinde, n’apalım...”
Elma kurdu Amerikalıları beklerken onunla hızlı bir kahve içiyorum.
Az pilav, yanına bir cacık, bir de kazık...
Bu arada, üçüncü nesil kahve işi Kapalıçarşı’da da yerini bulmuş. Artık “Künefenin yanına gönder bir cortado” diyebiliyoruz. Bir şey dediğimden, burun kıvırdığımdan değil; neticede ha cheesecake, ha künefe, ikisi de aynı yolun yolcusu.
Peki adam turist getirmiş, ekmeğinin peşinde... Ben neyin peşindeyim de buradayım? Aslında Mısır Çarşısı’na gitmem lazım. Çünkü babam hardal tozu istiyor ve illa da oradan alınmasını istiyor. Ama madem buraya kadar geldim, bari biraz da turistle turist olayım, rotamı yukarıdan çizeyim dedim.
Tam turist olsam, ünlülerin imzalarının altında, aceleden az pişirilmiş köfteye veya ‘tarihi’ lokantaların patlıcanı Hürrem Sultan közlemiş de önümüze koymuş gibi fiyatlandırdıkları karnıyarıklarına da iki çatal atardım. Lakin tam turist değilim, biraz turistim. O yüzden elma çayı içmem, öğle yemeğinde “Bana az pilav, yanına bir cacık, bir de kazık ver” demem.

Şöyle bir hava almaya çıktım Turizm selinde boğuldum

Turistlerin favorisi otantik içeceğimiz sandıkları elma çayı maalesef...
Aşk çayı satılacak adam izlenimine dayanamam
Arkadaşımdan ayrılıp aşağı doğru süzülmeye devam ediyorum. Padişah kostümü giymiş dayılarla foto çektirme opsiyonuna gözüm takılıyor. ‘Phottoman’ diye isim koymuşlar zaten, nasıl takılmasın? 8 Euro gibi bir fiyatı var sultanlı foto çekiminin. Çok, istemezük!
Yolda üstüme yönelen “Mister, do you want love tea, viagra tea” sorusu ise “Çık çık çık, bu çarşıdan çık hemen” noktasına gelmemi hızlandırıyor. ‘Carpet and kilims’ satılacak zengin bir kişi gibi görünmüyor olma durumuyla başa çıkabilirim, ama ‘Buna satsak satsak aşk çayı satarız’ izlenimi veriyor olmam bardağı taşırır.
Nuruosmaniye kapısından çıkıp Nusr-et kapısının yanından süzülerek Kapalıçarşı’dan kurtuluyorum. Mahmutpaşa’da adamın biri birden kulağıma eğilip “Abi takım elbise lazım mı” diye soruyor. Takım elbise bir şeylerin kod adı mı acaba, şifre mi yapıyoruz, neyin gizemi bu böyle?
Yeter artık turistik bölge, gerim gerim gerdin beni derken, gözüm Avrasya 1453 Hırdavat’a takılıyor. Geçen hafta da Fetih 1453 Pastanesi’ne denk gelmiştim. 1453 kurumsal kimliğinin ticaretinin her alanındaki etkinliğini görmek moralimi biraz olsun düzeltiyor.
Sonunda Türkiye Cumhuriyeti pasaportu hamillerinin uzun süre yer işgal etmemesi gereken Mısır Çarşısı nahiyesine ulaşıyorum. Biliyorsunuz burada haftanın yedi günü, daha motive olanın, o mesafeyi kat etmeyi daha çok isteyenin ilerleyebildiği bir yaya trafiği var. Her adım, her metrekare için savaşmak gerekiyor.
İşimi görüp turizmden uzaklaşırken içimden “Aslında al aktardan hardal tozunu, ortamlarda Mısır Çarşısı’ndan aldım dersin, kim bilecek” diye geçiyor, aklıma da yatıyor. Bir dahakine öyle yapacağım nitekim...

 


Yorumları Göster
Yorumları Gizle