GeriHürriyet Pazar Norveç’in derdi bizi niye gerdi?
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Norveç’in derdi bizi niye gerdi?

Norveç’in derdi bizi niye gerdi?

Kuzey Kutup Dairesi’nde 300 kişilik Sommaröy Adası’nın zaman kavramını kaldırma girişimi yine İskandinavya’yla aramızdaki kapanmaz uçurumları hatırlattı. Dünyanın en mutlu ülkeleri listesinden düşmeyen Norveçlilerin dertsiz başlarına meşgale aradıklarını düşünüp kendimizi teselli ediyoruz!

Norveç bu yıl mutlulukta birinciliği Finlandiya’ya kaptırdı ama artık pek de önemi yok. İskandinav ülkeleri üst üste her sene Birleşmiş Milletler Dünya Mutluluk Raporu’nun zirvesinde. Bunun sosyal güvenceyle, iş-ev dengesiyle, dokuz ay doğum izniyle, bedava eğitim ve sağlık hizmetiyle, upuzun kış gecelerinde koyun koyuna, pofuduk battaniyeler altında sıcak çikolatalı ‘hygge’ halleriyle ilgili olduğunu farz ediyoruz.
Norveçliler otobüs rüzgârından bile enerji üretip işe kayakla giden insanlar. Ülkenin kuzeyindeki Longyearbyen’de, ölmek bile illegal. Bir ayağın çukurdaysa Oslo’ya gönderiyorlar. Eksi 40 derecelerde gezinen havada cesetler çürüyüp toprağa karışamadığı için taşıdıkları virüsler de yaşamaya devam ediyor. 1917’den kalma bir virüsün hâlâ mezarda yaşadığını keşfettiklerinden beri kasabada öleyazana huzur yok.
Bizim İskandinavlarla ilişkimizin psikolojik boyutu hep ‘zenginin malı züğürdün çenesini yorar’ seviyesinde. Dolayısıyla Tromsö yakınlarındaki 300 kişilik Sommaröy Adası’nın meclise “Biz artık zamansız yaşamak istiyoruz” diye dilekçe verdiğini duyunca bir ‘off’ dedik. Bunlar hep dertsizlikten, sıkıntıdan, rahat batmasından. Ülkece ilk tepkimiz böyle kıskanmalı, ‘Millet aç be aç’ diye isyan etmeli, ‘Bir onların doğduğu yere bak, bir de bize bak’ filan diye mağdurlaşmalı oldu.

Norveç’in derdi bizi niye gerdi


Sabah 9-
akşam 5 ne ya!
Sommaröy’de meclise zamansızlık dilekçesini veren 55 yaşındaki Kjell Ove Hveding, yılın 69 günü güneşin batmadığı adada çoktan zaman mevhumunu kaybettiklerini söylüyor.
Gece 11’de akşam yemeği yeniyor, çocuklar sabahın 2’sinde dışarıda top oynuyor; gece yarısı bahçesiyle ilgilenen, çitlerini boyayan mutlu mutlu insanların saat kaçmış pek umurlarında değil. Zaten haziranda dilekçeyi vermeleriyle resmiyet kazanan bu karar, bir süredir sembolik olarak kol saatlerinin takıldığı köprüde yaşıyor.
Zamansızlık; otel/restoran rezervasyonlarına, doktor randevularına, mesai saatlerine, her türlü toplu ulaşım tarifesine ve en önemlisi dünyanın geri kalanının üzerine kurulduğu muazzam sisteme kafa tutmaya hazırlanıyor.
Bu sistemi nasıl oturtacakları kısmıysa konunun kendisi gibi epey soyut. Hveding, zamanla yarışmanın depresyon ve kaygı bozukluğu yaptığını düşünüyor. “Saate bakmayın, onun hayatınızı dikte etmesine izin vermeyin” diyor özetle. Bu haliyle felsefi bir başkaldırıdan çok, ergen isyanı tadı var öneride.
Ama genel olarak İskandinavların ‘boş vakit’ denilen şeye, bütün bir sistemi etrafında şekillendirecek derecede kıymet verdiği düşünülecek olursa, ‘Sabah 9-akşam 5 ne ya’ isyanı, 300 kişilik bir balıkçı kasabası için haklı olabilir.
Norveç’in derdi bizi niye gerdi

‘Zamansız’ hayat, Kjell Ove Hveding’in (solda) fikri.
‘Hygge’dir, ‘koselig’dir; biz anlayamayız
Sommaröylülerin “Zaman bir illüzyon” gibi fizik kuramlarından ziyade sefa düşkünlüğüyle açıklanabilecek bir tutumları var. Zaten İsveç’in ‘hygge’si, Norveç’in ‘koselig’i dünyanın başka dillerinde pek karşılığı olmayan, dertli başımızın anlamakta güçlük çekeceği kavramlar.
Kışın sihirli kuzey ışıkları eşliğinde, şömine başında huzurlu ortamlar sadece bir dekorasyon fantezisi değil. Sistemin, hatta iklimin, doğal koşulların dayattıklarına teslim olmayıp huzurla arınma, kucaklaşma, bir kahve molasına dünyanın önemini yükleme hali sonunda ‘atemporalizm’de (zaman kavramsız var olmak) hayat bulmaya doğru gidiyor.
Bize de 500 yıl geriden gelip efkârla, kaosla, hep ezilmiş bir telaşla yuvarlanıp gitmenin hüznü kalıyor. Mutluluk Endeksi’nde (Gallup, 2016) Kolombiya’yı ilk sırada gördüğümüzde, Dünya Kupası’nda şampiyonluğa yürüyen mazlum takımın zaferine sevinir gibi oluyoruz.
İskandinavya’yla; İsveç köftesi, Norveç somonu ve Ektorp kanepeyle ancak denk gelebildiğimiz kültürel bağlar, bir halı saha tribününü dolduracak sayıda insanın yaşadığı Sommaröy’ün fantezisiyle sarsılıyor. Bize yine, Viking torunlarına, ‘Allah başka dert vermesin’ demek düşüyor.
Yoksa bunun altında bir mutsuzluk mu var?
Neyse ki içimize su serpen bir teori de var: Güney Danimarka Üniversitesi’nin bir çalışması Dünya Mutluluk Raporu’nun ölçüm kriterlerini sorguluyor, bu anketlerin olayı hep ekonomik koşullara bağladığını söylüyor. Oysa mutluluk çok daha duygusal, sübjektif bir kavram. Araştırma İngiltere, İzlanda, Danimarka ve İspanya’ya bakarak şu sonucu çıkarıyor: En mutlu, Katalanlar! Mutluluk güneye gittikçe artıyor. Üstüne, İskandinav ülkelerinde 18-23 yaş gençlerin başarılı olmak için yoğun baskı hissetmeleri yüzünden mutluluk oranlarının gitgide düştüğüyle ilgili rapor da ekleniyor. Bunlar hep kıskançlık; fiyortlarda hayat basbayağı mutlu da olabilir tabii. Sonuçta her şeyin son dakika yapıldığı, sıcaktan bunalanın güneşe ateş ettiği, kural tanımazlığın zamansızlığa eşdeğer kaosta yaşandığı ülkemizin mutluluk kavramının Norveç’le denk olmadığı kesin.

Yorumları Göster
Yorumları Gizle