GeriHürriyet Pazar Millet bahçelerinde üç gün...
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    1
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Millet bahçelerinde üç gün...

Millet bahçelerinde üç gün...

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘100 Günlük Eylem Planı’nda yer alan millet bahçelerinden beşi önceki hafta açıldı. Tamamı İstanbul’un Avrupa Yakası’nda, büyük bölümü şehrin uç noktalarında bulunan bahçeleri tek tek gezdik. İlk ziyaretçilerle konuştuk, uzmanlara danıştık. Eksikler ve bazı eleştiriler olsa da ‘şehirde tek bir metrekare yeşil alan yapanı alkışlamak gerektiği’ konusunda herkes hemfikir.

Millet bahçelerinde üç gün...

Burgazada kadar büyük
KAYAŞEHİR

Millet bahçelerinde üç gün...

Burayı bulmak biraz zor, çevredeki vatandaşlar bile yerini bilmiyor. Zaten henüz tamamlanmamış. Önü moloz ve toprak yığılı kapıdan girmek de mümkün olmadı. İçerideki konteynırlarda hâlâ işçiler kalıyor, iş makineleri çevre düzenlemesi yapıyor. Yine de bahçede gezenler vardı. Birkaç çocuk sokak köpekleri ile koşturuyordu. Burası Kayaşehir’de bir vadide bulunuyor. Derenin iki yanında derin bir yarık şeklinde uzanan vadi boyunca bahçe tasarımı yapılmış. Tamamlandığında millet bahçelerinin en büyüğü olacak. Toplam alanı tam 1 milyon 250 bin metrekare. Yani neredeyse Burgazada kadar büyük. Dört etaptan oluşuyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin (İBB) verdiği bilgiye göre, 350 bin metrekarelik ilk etabı açılmış ama dört bir yanını gezmemize rağmen tamamen bitmiş bir bölüm göremedik.

Maden ocağından millet bahçesine
BAŞAKŞEHİR
Millet bahçelerinde üç gün...

Açılış burada yapıldı. Cumhurbaşkanı Erdoğan halka buradan seslendi. Haliyle beş bahçe arasında en iyi hazırlanan yer de burası. Başakşehir’in merkezinde sayılır. Gökdelenlerin, dev blokların arasında... Eskiden dev bir maden ocağıydı; işlevi bitince dev krater alanı ‘hafriyat döküm alanı’ olarak kullanıldı. Sonra da bugünkü millet bahçesi halini aldı.
Beş bahçe içinde kapısı en heybetli olan da Başakşehir’deki. Girişte Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile Emlak Konut’un logoları var. Bahçenin tamamı 360 bin metrekare. Yani 36 futbol sahasının toplamı kadar. Göletin yanındaki yeşil alanın ucu bucağı yok gibi. New York’taki Central Park’ı andırıyor. İstanbul’un nadir uçurtma uçurulabilen alanlardan biri olmuş. Piknik için, içine bir-iki ailenin sığabileceği özel verandalar yapılmış. Dört bir yanda güvenlik görevlileri geziyor. Belli ki mangala izin verilmeyecek. Çocuk oyun parklarında yaratıcı oyunlar kurgulanmış ancak gittiğimizde çocuklardan çok yetişkinler oynuyordu. Millet Kıraathanesi hazır ama elektrik olmadığından henüz herhangi bir hizmet verilmiyor. Aylar öncesinden vaat edilen kekler de dağıtılmıştı. Çöp kutusu yerine çimlerin üzerinde uçuşan yüzlerce meyveli kek ambalajı dikkati çekiyordu.
Biraz daha ağaç olsa...
Parkta Turunç Ailesi ile karşılaşıyoruz... Piknik yapmışlar, hava soğuk olduğundan bir saatin sonunda ayrılmaya karar vermişler. En sevdikleri şeyin yapay gölet olduğunu söylüyorlar. Sevda ve Hasan Çetin çifti de Avcılar’dan kalkıp Başakşehir Millet Bahçesi’nin yolunu tutanlardan. Tüm parkı gezip çok sevmişler ancak sıcak bir şeyler içememekten şikâyetçilerdi. Bir de “Biraz daha ağaç olsa iyi olurdu” diyorlar. Şevval Gürbüz, bahçenin tekerlekli sandalye kullanıcısı ziyaretçilerinden... Annesi ve babası getirmiş. Babası Mustafa Gürbüz, engelliler için herhangi bir sorun olmadığını ancak arka kapıda rampa bulunmadığından girişte zorlandıklarını anlatıyor.
Uzaktaki çevreci
HOŞDERE
Millet bahçelerinde üç gün...

Hadımköy yakınlarında yer alıyor. Yine dev konut projelerinin tam ortasında... İnce uzun bir tasarımı var. Elektrikli araçlara özel şarj alanıyla dikkat çekiyor. Burada da bir biyolojik gölet var. Bir bölümü kapalı olan park, çepeçevre yürüyüş ve bisiklet yollarıyla donatılmış. Toplam büyüküğü 142 bin metrekare. 34 farklı türde 1900 ağaç dikilmiş. Bahçenin en güzel özelliklerinden biri de kendi enerjisini üreten güneş panellerine sahip olması.
Denize nazır tarih
BARUTHANE
Millet bahçelerinde üç gün...

Osmanlı zamanında baruthane olarak kullanılan ve yıllarca atıl kalan bu arazi, şimdi herkesin faydalanabileceği bir bahçe. Bakırköy’de, servi ağaçlarının sıra sıra dizildiği, uzun ince bir yoldan giriliyor. Tam orta yerinde havuzlu bir çeşme var ancak akmıyor. Yolun sonunda da Sultan Murat’ın baruthanedeki çalışmaları izlemek için çıktığı bir kule bulunuyor. Parkta kaykaycılara özel bir alan da ayrılmış. Çocuğunu gezdiren ve adını vermek istemeyen bir kadın, “Burası gibi birçok yer var, neden bu kadar abartılıyor anlamadım” diyor kızgınlıkla. Ziyaretçilerden Ekrem Dündar, bahçenin konumunu çok sevmiş: “Denize karşı, mis gibi” diyor. Nazlı Erkan ise sonuçtan mutlu: “Eskiden burası neydi! Harika olmuş, harika.” Bahçedeki zeytin ağaçları dikkatimizi çekiyor. TMMOB Peyzaj Mimarları Odası İstanbul Şube Başkanı Murat Ermeydan’a iklimin zeytin için uygun olup olmadığını soruyoruz. “Zeytinburnu ilçesine ismini veren zeytin ağaçlarıdır. Zamanında burada zeytin yetişirmiş. Bahçede bu ağaçların kullanılması önemli bir bölgesel referanstır” diyor.

Hipodromun karşısında
ÇIRPICI

Millet bahçelerinde üç gün...

İBB’nin Zeytinburnu 1453 Sosyal Tesisleri’nin hemen yanı başında. Belki bahçenin bir kapısı olmadığından, insanlar Çırpıcı Millet Bahçesi’nin neresi olduğunu tam olarak bilmiyordu. Bahçe, eski fabrika binalarının ve büyük depoların yer aldığı 500 bin metrekarelik bir alanda bulunuyor. Altı etaptan oluşuyor, şimdilik dördü tamamlanmış. Her köşesine güller dikilmiş. Bu kadar gül olunca, ziyaretçilerden Fadime Demirel ile Fadime Bayram birer tane kopartmışlar. “Nasılsa solacaklar” diyerek göz hakkı aldıklarını söyleyip gülümsediler: “Buralar eskiden mezbelelikti. Şimdi çok güzel olmuş. Veli Efendi Hipodromu da buraya katılacakmış. Çok iyi olur...” Bahçeyi henüz kimse keşfetmediğinden martılar biyolojik gölette yıkanıyor, özgürce oynuyordu... Verandalar yapılmıştı ancak henüz içlerinde banklar yoktu.

Karadeniz Teknik Üniversitesi Orman Fakültesi Doç. Dr. Oğuz Kurdoğlu: Park yapıp orman kesmemek lazım

Millet bahçelerinde üç gün...

Yeşil alanların tarumar edildiği bir dönemde, artırılması yönünde her türlü faaliyeti takdir etmek lazım. Ancak millet bahçeleri küçük oranda yeşil alanlar. Daha yoğun bitkisel kaynaklı, orman yoğunluklu ve daha büyük alanlar yapılmasının kent iklimi açısından önemi daha büyük olur. Şu ana kadar köprü, yol, tünel yapıp oy isteyen yönetim, bir kez olsun ‘yeşil alanı artıracağım’ diye bir hedef koymadı. Oysa imar altyapısı gibi yeşil altyapı dokusunun da oluşturulması lazım.
Bu doku, yaz-kış sel ve taşkınları önlemeye yardımcı olacak büyüklükte olmalı. Küçük adalar halinde ve birbirinden kopuk olmasının çok pratik değeri yok. Ancak bir yeşil yol bağlantısının, ekolojik koridorun kent iklimine ve kent estetiğine faydası olur. Öte yandan pek çok yeşil alanın tahrip edilip yollara, konutlara, AVM’lere kullanılması da olumsuz bir durum. Doğal orman kaybedildiğinde milyon ağaç dikseniz yerine koyamazsınız. Yüzyıllar geçmesi gerekiyor.
Bu bahçeler toplam yeşil alan miktarını artırıyorsa tabii ki faydası vardır. Ancak “Millet bahçesi yaptık” deyip sonra başka yerde orman yok ediliyorsa faydası yok. Park ve bahçelerin dolaylı faydaları da vardır. Örneğin araştırmalar, bir hastanenin şehre bakan taraflarında yatan hastalarla ormana bakan tarafında yatan hastaların farklı hızda iyileştiğini gösteriyor.”
TMMOB Peyzaj Mimarları Odası İstanbul Şube Başkanı Murat Ermeydan:Katkı sağlayacağına inancımız tam
“Yoğun kentleşmenin olduğu yerlerde, bir metrekare yeşil alanın yapılması bizim için vazgeçilemez ve çok önemli bir olay. Bu manada bu fikrin gündeme getirilmesi çok önemli ve odamız tarafından da desteklenmeli.
Millet bahçeleri bugün yeni bir kavram gibi görünüyor ama bizim hayatımıza yeni girmiş bir kavram değil. Osmanlı modernleşmesi ile ortaya çıkan bir kentsel mekân millet bahçeleri. Kamuya açık ‘park’ kavramı İstanbul’a 1860’lı yıllarda girmiş. 1864’te Taksim Pangaltı yolu inşaat halindeyken, Taksim’deki Hıristiyan mezarlıklarının Şişli’ye taşınmasıyla boşalan alana bir bahçe yapılması düşünülmüş. Osmanlı başkentinde türünün ilk örneği olan ‘Taksim Bahçesi’nin yapımı beş yıl sürmüş ve 1869’da tamamlanmış.
Aynı dönemden bir diğer park da Tepebaşı Parkı’dır. Bu uygulamaları, 1870’te Kısıklı’da yapılan ve hâlâ adı ‘Millet Bahçesi’ olan park takip etmiş. Osmanlı ile başlayan kavram, Cumhuriyet döneminde de devam etmiş. Cumhuriyet’in ilk dönemlerinde Çankaya Millet Bahçesi yapılmış ve bu bahçeler korunarak bugüne kadar gelmiş.
Peki yeni açılan bu millet bahçelerinin normal bir ‘kent parkı’ndan farkı var mı? Hangi ihtiyaçlara göre yapılmalılar? Büyüklükleri ne kadar olmalı? Nerelere yapılmalı?
Halen yapılmakta olan parkların adının değiştirilmesi ve adına millet bahçesi denmesi, içerik ve kapsam olarak eksiklik gibi görünmekte ve bize doğru gelmemekte. Bize göre millet bahçesi, toplumun beklentilerini karşılayacak şekilde, içerisinde o yörenin doğal bitki türleri olan, tarihi özellikteki yapılar varsa bunları koruyan, ama en önemlisi de eğitici özellikleri barındıran, insanların günlük rekreasyon ihtiyacını, spor, yürüyüş aktivitesi gibi ihtiyaçlarını karşılayabilecek bir mekân olmalı. Açık ve kapalı alan dengeleri gözetilmeli. Erguvan, sakız, manolya, çitlembik, servi, sedir, fıstıkçamı, ıhlamur, dişbudak, atkestanesi gibi İstanbul’a ait türleri barındırmalı. Yeni açılan millet bahçelerinden özellikle Baruthane Millet Bahçesi bu saydığımız kriterleri kısmen içerisinde barındırıyor. Millet bahçelerinin, yeşil alanlara katkı sağlayacağına inancımız tamdır.

Yorumları Göster
Yorumları Gizle