GeriHürriyet Pazar K-Pop kuyusuna düştüm
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

K-Pop kuyusuna düştüm

K-Pop kuyusuna düştüm

Dost ve kardeş ülke Kore’nin yemeğini yedim, çayını içtim, müziğine kapıldım. Yalnız müzik ayağı biraz bağımlılık yapıyor, ileri yaşta dikkatli tüketmek lazım.

Aydemir Akbaş “Koreliler sinemayı ele geçirdi” diye isyan etmiş. Canan Karatay da “Veganlık misyonerliktir” demiş... Marketteyim, önümdeki amca da bu ikisiyle benzer bir tondan az önce çıkan genç Koreli komşularımıza yağdırıyor ve de misyoner olduklarını iddia ediyor.
Demek ki insanların belli bir yaştan sonra gösterdikleri enteresan çatlama emareleri arasında yerli yersiz Koreli düşmanlığı ve kafasının almadığını misyonerlik diye tanımlama da var.

Aslında konu kasiyerin “Bak ne güzel, ne sevimli ‘iyi gunner’ diyor” demesinden açıldı. Amca aldı sazı eline, bırakmıyor: “Bunlar misyoner. Hıristiyanlık şeyi yapıyorlar, din değiştirmeyi kabul edersen sana 6 bin lira maaş bağlıyorlar.”
Amca kızar da gider belki umuduyla, “Maaş değil de telif sözleşmesi yapıyorlardır, maaş olsa onun sigortası, stopajı falan iş büyür” diyorum. Umduğumun tersi oluyor, bana dönüp “Evet işte teklif yapıyorlar, kabul edersen 6 bin” diye onaylıyor.
Aslında hiç öyle maaş bağlamalık falan bir durum yok. Sokağın alt tarafında K-Pop kafesi var. Gayet de güzel iş yapıyor. Biliyorsunuz Kore popu özellikle gençler arasında çok popüler.
Amca gittikten sonra kasiyer arkadaşla konuyu buralardan güzelce bağlıyoruz: “İster misin aslında Koreli değil de Tatar çıksınlar, Kore dizileri falan tutuyor diye numara yapıyorlarmış mesela” diyor kasiyer. İçimden “İstemem” diyorum, dışımdan gülümsüyorum.
Market çıkışı madem bu kadar lafını yaptık diyerek dalıyorum Kore kafesine. Önüne gelene misyoner demeyen genç insanlarla biraz takılayım da ağzımın tadı yerine gelsin.
İçeri adım atmamla beraber, mekânın yaş ortalaması temiz 10 puan aşağı düşüyor. K-Pop’un bizim yaşlardan meraklıları da ara ara görülmekle beraber ana kitlesi genç, hatta epey genç. Olsun, biz de daha ölmedik.
İçerde çok güzel ortam var. Garsonlar da aşçılar da şarkı söyleyip dans ediyor, müşteriler zaten en önde, herkes Korece şarkı söylüyor anlayacağınız.
Karaokeye katılmıyorum, bulgogi bibimbap yiyor, karabuğday çayı içiyor, arka arkaya 12 tane K-Pop parçası dinliyorum. Halimden hiç şikâyetim yok; yemek güzel, çay güzel, Kore havaları genel olarak neşeli, herkes güler yüzlü, Koreliler Türkçeyi; Türkler Koreceyi harika telaffuz ediyor.
Yemeğimi bitirdikten sonra bir süre işimi garantiye almak için bekliyorum, gelip maaş bağlamaya kalkan olmayınca, teşekkür edip kalkıyorum.
Yalnız genç Koreli kardeşlerimi amcalara yedirmeyeyim derken kendim K-Pop kuyusuna düşmüş olabilirim. Döndüğümden beri dört saattir aralıksız K-Pop dinliyorum. İlk saati BTS ile geçirdim. Grubun yedi üyesini hiç karıştırmadan ayırabilir duruma gelmem zaten o kadar sürdü.
¡ ¡ ¡
İkinci saatte EXO’ya geçtim. Burada da karşıma 11 genç çıkınca grup üyelerini öğrenmenin sürdürülebilir olmadığına kanaat getirdim. YouTube, Twice isimli grupla devam etmemi salık verdi. Birkaç şarkı sonunda kendimi, “Acaba K-Pop şarkıcısı gibi giyinsem olur mu” diye düşünürken yakaladım. Bu durum hoşuma gitmedi ama yine de dolapta bandana bulur muyum diye gidip bir baktım. Yokmuş.
Üçüncü saat sonunda senkronize koreografi ve canlı renkler izlemekten biraz sersemlemeye başlamış olabilirim. Şarkıların arasına serpiştirilmiş İngilizce kelimeleri de yeri geldikçe yüksek sesle tekrarlamaktan kendimi alamıyorum.
Dördüncü saat sonunda artık bu yola girerek büyük bir hata yaptığım kanaatindeyim, şu son klip de bitince kendimi durdurmalıyım... Girl’s Generation’a da bir bakıp öyle durmak ya da...


Yorumları Göster
Yorumları Gizle