GeriHürriyet Pazar İstanbul dediğin şey bir delilik...
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

İstanbul dediğin şey bir delilik...

İstanbul dediğin şey bir delilik...

Dünyanın en efsanevi aktörlerinden John Malkovich ile buluştunuz... O öyle ikonik ki, ‘John Malkovich Olmak’ diye bir film çekilmiş... Ve o size İstanbul’da 10 yıl önce yediği eleştirilerden sinirle bahsetse ne yaparsınız?

Londra’da, bol çiçekli, böcekli, pastoral bir odada baş başayız. O ve ben... 90’lardan beri hayran olduğumuz John Malkovich... 120 film... ‘Tehlikeli İlişkiler’de Michelle Pfeiffer’ı baştan çıkaran sinsi playboy, ‘Fareler ve İnsanlar’daki sapık Lennie, ‘Jonah Hex’ gibi aksiyon filmlerinde de süper kötü kahraman... Her birinde ayrı karakter, ayrı mimik, ayrı ifade... Londra’da buluştuğumuz otel odamızdaysa hepsi ve hiçbiri... Bana yaklaşık iki saniye bakıyor. Ve kariyerimi moda üzerine kurduğumu çözmesi de herhalde o kadar sürüyor. Zira yönelttiği ilk soru: “Nasıl, takım elbisemi beğendin mi?”

İstanbul dediğin şey bir delilik...

Evet, çok şık, enteresan bir kumaşı var. Siz mi tasarladınız?

- Hayır, Oregon’daki mobilya üreticisi bir arkadaşım üretiyor bu kumaşı. Artık koleksiyon çıkarmıyorum. Hâlâ web sitesinde eskiden kalan parçaları satıyorlar bildiğim kadarıyla, hepsi o yani. Modacılık keyifli iş ama aşırı zaman istiyor. Ve ne yazık ki benim öyle bir zamanım yok.

* İnternetteki biyografinizde ‘oyuncu ve moda tasarımcısı’ yazdığını fark ettiniz mi?

- (Gözlerini devirerek) Buyurun işte... Böyle anılacağımı kim düşünürdü? Yanlış anlaşılmasın; çok zevkli bir iş ve her zaman merakım vardı. Hem de küçüklüğümden beri... Kostüm tasarımcılığına büyük ilgim vardır; hatta bunun eğitimini aldım. Bu sektörden pek çok dostum da oldu. En sonunda biri bana da gelip “Sen de koleksiyon çıkarmak ister misin” diye sordu. “Eeeh, bakalım” gibi bir cevap verdim. Çünkü üzerinde çok zaman harcamam gerekecekti. Ama bir de bakmışım 26 koleksiyon çıkarmışım...

* O zaman ‘moda tasarımcısı’ olarak da anılmanız kulağa çok da saçma gelmiyor.

- Yani, illa denecekse... Sadece zaman olarak değil, finansal anlamda da tüketici bir şey. Bu yüzden iki sene önce bıraktım. Ama modaya merakım bitmedi. Aynı zamanda kumaş koleksiyonu yapıyorum.

İstanbul dediğin şey bir delilik...

Hangi oyunda ya da filmde yer alacağıma “Aman, eleştirilirim” kaygısıyla karar veremem takdir edersiniz ki...

İnsanlar gerçeği görmüyor

* Sizi son olarak sahnede gördük... Harvey Weinstein’i canlandırdığınız ‘Bitter Wheat’ sert eleştiriler aldı. #MeToo hareketinin özünü ıskaladığı bile yazıldı... Ne düşünüyorsunuz?

- Eleştirileri asla okumam, benim işim değil bu. Şöyle açıklayayım: Bir arkadaşım beni izlemeye tiyatroya geldi, yanındaki bir izleyici ona dönmüş ve demiş ki: “Bu mu kötü? Artık eleştiri okumam.” Eleştirmenlerin de önemli bir yeri var tabii, yadsınamaz. Chicago’da küçük bir tiyatrom var; eleştirmenler olmasa ayakta duramazdık. Bir de oyunda şöyle bir durum var: İnsanlar bu konuya öylesine şartlanmış bakıyor ki. Benim yakın bir kadın yapımcı arkadaşım var. Ona ilk senaryoyu verdiğimde bunun bir komedi bile olduğunu anlamadı. Ki tanıdığım en zeki insanlardan biri... O bile böyleyse artık...

* Belki de şartlanmakta haklılar. Harvey Weinstein denildiğinde herkesin tüyleri diken diken oluyor. Ve skandal patlayalı kısa bir zaman oldu...

- Neredeyse iki sene... Ama ezelden beri düzen böyle değil miydi zaten? İki yıldır bu iş sadece medya tarafından köpürtülüyor. Neden? Çünkü gazeteleri, dergileri sattırıyor, reytingi var. Reklam verenleri bile sevindiriyor. Ama işin realitesi, bu acı gerçek ezelden beri vardı.  O yüzden ‘yeterince destek vermiyor’ savı da bana inandırıcı gelmiyor. Zaten bu oyuna başladığımda, başıma böyle işlerin geleceğini çok da iyi biliyordum. Ama hangi oyunda ya da filmde yer alacağımı  “Aman, eleştirilirim” kaygısıyla karar veremem takdir edersiniz ki...

* Peki nasıl seçiyorsunuz hangi yapımda oynayacağınızı?

- İçgüdü. Bir senaryoyu okuduğum zaman “Bu bana olur, bu bana olmaz” diye diye düşünmem. Senaryoyu okurum; bana göre iyiyse, altından kalkar mıyım kalkamaz mıyım onu düşünürüm. Açıkçası son oyunumda  ‘rolün bana uygun’ olup olmadığı konusunda hiçbir fikrim yoktu. Hatta bu konuyla ilgili seni ilgilendiren bir şey anlatayım...Sonuçta sen Türk’sün, İstanbullusun...

* Evet...

- Bundan yaklaşık 10 sene önde, yoksa dokuz mu, bilmiyorum, ‘Şeytani Komedya’ adlı oyunumu İstanbul’da sergiledim. Sonra bir eleştiri yayımlandı hakkımda: ‘Malkovich Eziyeti’ başlıklı... 

İstanbul dediğin şey bir delilik...

Bu kenti tarif edeceksem ‘çılgın’ derim... İstanbul kadar güzellik yeryüzüne gelmedi. Her gün özlüyorum...

Tiyatrodaki performansıma ‘eziyet’ dediler

* Kim kaleme aldı, hatırlıyor musunuz?

- Hayır ama gerçekten korkunç bir eleştiriydi. Düşünün, yabancı bir ülkeye gelip performans sergiliyorsunuz, yaptığınız performans ‘eziyet’ olarak görülüyor. Bence komik, sinirli, üzgün bir yazıydı. Bu yüzden hoşuma gitti. Ve ben bunu ölümsüzleştirmek istedim.

* Ne gibi?

- Ünlü müzisyenleri eleştiren insanların yazdıkları eleştiri metinlerini oyun haline getirdiğimiz ‘The Music Critic’ isimli oyunu bunun üzerine kurduk...Bir arkadaşım senfonik bir parça yazdı ve ben metni bu parçanın üzerine okudum.

* Peki neden sizi bu kadar etkiledi?

- Etkilemedi... Ama hayatımda aldığımda en kötü eleştiriydi... Okuduğumda koltuktan düştüm. Sonra güldüm. Akabinde Beethoven, Brahms gibi dehaların aldığı en kötü eleştirileri toparladım. Onu bir oyuna çevirdim. Ama ilham kaynağım İstanbul’da yaşadığım şeylerdi...

* Nasıl etkilemedi? 10 sene geçmiş, hâlâ bunu konuşuyoruz...

- Eleştirmenlere dertlendiğimden değil... Ama İstanbul’a geldiğimde bir oyun sergiledim; zehir zemberek bir eleştiri! Akşamına 50 kişiyle bir araya geldik... Hakkımda yazılanlar küfür gibi... Siz ne tepki verirdiniz benim yerimde olsanız?

* Bilmiyorum ne diyeceğimi... Sonuçta ‘John Malkovich Olmak’ diye bir film var... ‘Aslı Barış Olmak’ diye bir film yok... Ya da sizi eleştiren her kimse... (Sonra araştırdım: Eleştiren Nedim Saban...)

- Ben de dertlenmiyorum. Dediğim gibi eleştirmenleri de önemsemiyorum... Ama öyle bir anımdı işte... Pardon da Van Gogh ne eleştiriler almıştır. İlk başta sinirleniyor muyum; Evet. Ama sonra diyorum: “Sen kimsin? Beethoven mısın? Mozart mısın?” Onlar bile eleştirildi...

* Sonrasında ne oldu?

-Özür diledi, güldüm geçtim. Ama önemli değil, onun fikriydi, ona göre kıymetliydi...

* Lafı gelmişken: ‘John Malkovich Olmak’ nedir?

-Tatlım, hiçbir fikrim yok.

* Peki sizi tanımlayacak bir kelime istesem...

- Kılı kırk yaran, pimpirikli...

-Dilerseniz ‘mükemmeliyetçi’ diyelim...

- O da olur... Ne istersen.... Gerçekten bu konu hakkında dertlenmiyorum.

* Madem İstanbul kafanıza kazınmış: Ne tarz anılarınız var burada?

- İstanbul’a bayılıyorum. Çok sık geliyorum. Galata ve civarında turluyorum. En son üç yıl önce gelmiştim. Gerçekten bayılıyorum; sokaklarda kendimi kaybetmek hoşuıma gidiyor. Onun dışında kumaş koleksiyonu yaptığım için Kapalıçarşı’da turlamak hoşuma gidiyor. Oradan kumaş alıyorum... Evde iddialı bir koleksiyonum var... İstanbul bunu besliyor... Bu kenti tarif edeceksem ‘çılgın’ derim... İstanbul dediğin şey bir delilik. Her fırsat bulduğumda geliyorum.... İstanbul kadar güzellik yeryüzüne gelmedi. Her gün İstanbul’u özlüyorum...

Senaryoyu sevmem gerekmez

* Toplam 120 filmde, playboy bir aristokrattan sapık katile her rolü oynadınız.... Hangi rolü nasıl seçiyorsunuz?
- Seçmiyorum. Senaryoyu okuyorum... İyiyse, senin içinde heyecan dalgası oluşturuyorsa, tıpkı bir sörfçü gibi dalgaya dal. Bu, benim ruh halim. O yüzden bir filme başladığımda “Bu iyi olur, bu olmaz” demiyorum. Yani senaryoyu sevmem bile gerekmez. Genelde de sevmem... Elimden geleni yaparım o kadar...

* Ne kadar mütevazı
bir ruh hali...
- Bilmem... O, senin bileceğin iş tatlım.

SON 24 SAATTE YAŞANANLAR

Son 24 saatte ne oldu? (20.10.2019)İşte Türkiye ve dünya gündemine dair gelişmeler, son 24 saatte yaşanan olaylar..

 

 

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle