GeriHürriyet Pazar Ikigai kitabının yazarlarından Francesc Miralles, mutlu hayatın reçetesini verdi: Akşam yatağa girdiğinizde, o günün yaşamaya değdiğini düşünecek bir şey yapmış olun
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Ikigai kitabının yazarlarından Francesc Miralles, mutlu hayatın reçetesini verdi: Akşam yatağa girdiğinizde, o günün yaşamaya değdiğini düşünecek bir şey yapmış olun

Ikigai kitabının yazarlarından Francesc Miralles, mutlu hayatın reçetesini verdi: Akşam yatağa girdiğinizde, o günün yaşamaya değdiğini düşünecek  bir şey yapmış olun

 Francesc Miralles ile Hector Garcia’nın kaleme aldığı Ikigai, çoksatan kitap. Ikigai, kabaca ‘hep meşgul kalarak mutlu olmak’ demek. Yataktan kalkmak için bir sebebin olması... Okinawa’nın Ogimi kasabasında, 100 yaşın üzerindeki Japonlarla görüşerek yazdılar. Miralles, Ipsos tarafından düzenlenen ‘Araştırmada Yenilikler Konferansı’ için İstanbul’daydı. 

Bir İspanyol, nasıl oldu da Japonların yaşam tarzı üzerine kitap yazdı?

- Hector 14 yıldır Japonya’da yaşıyor, eşi Japon. Hareketleri, tepkileri ve düşünüş biçimi bile bir Japon gibi artık. Bense uzun yıllardır Japonya kültürüne ilgi duyuyorum. Biz bu işe kalkıştığımızda, Japonya’da dahi Ikigai hakkında yazılmış bir kitap yoktu. Bazen uzaktan bakanlar, içinde yaşayanlardan daha berrak bir bakış açısı getirebiliyorlar.

Ikigai kitabının yazarlarından Francesc Miralles, mutlu hayatın reçetesini verdi: Akşam yatağa girdiğinizde, o günün yaşamaya değdiğini düşünecek bir şey yapmış olun

* Kitaba ilginin sebebi ne sizce?

- Bugüne kadar yaşlanmanın olumsuz yönleri öne çıktı hep. Hastalıklardan, yalnızlıktan, yoksulluktan bahsedildi. Biz Ogimi’de başka türlü yaşlanmanın mümkün olduğunu gördük. Gençliğinizdeki heyecanı koruyarak, aktif kalarak yaşlanabilirsiniz.

* İkigai kabaca ‘hep meşgul kalarak mutlu olmak’ demek. Bu ne tür bir meşguliyet? 100 yaşına kadar çalışın mı diyorsunuz?

- Barcelona’da yüzbinlerce yaşlı insan, kanepelerinde tek başına oturup tüm gün televizyon izliyor. Yaşamla bağları yok. İşte bu Ikigai’nin tam zıttıdır. Herkes yaşına ve fiziksel kapasitesine uygun bir meşguliyet bulabilir. Emekli olduktan sonra hayatınızın asıl anlamını keşfedebilirsiniz. Babam 59 yaşında işten çıkarılmıştı. 16 yaşından beri çalışıyordu. Kendini işe yaramaz, yalnız hisseti. Tüm gün televizyon karşısında oturmaya başladı. İş yerindekiler dışında arkadaşı da yoktu. İki yıl sonra hastalandı. İşten çıkarıldıktan üç yıl sonra ise öldü. Japonya’da insanlar kendilerini emekliliğe hazırlıyorlar. Bize göre emeklilik, ölümden bir önceki adım. Başkalarına faydamızın dokunacağı küçük planlar yapabiliriz.

* İnsanın hayatta tek bir Ikigai’si mi olur?

*  Hayır, biz değiştikçe Ikigai’miz de değişebilir. Bana kalırsa bir ömür boyunca birkaç kez doğup ölüyoruz. İnsanlar 10-15 yıllarını bir mesleğe adadıktan sonra artık zevk almadıklarını fark edip yeniden başlayabiliyor. Aynı şey dul kalanlara, boşananlara da oluyor. Kendinizi yeniden yaratmanız gerekiyor. Ama bazılarının hayatta tek Ikigai’si oluyor. En tipik örneği doktorlar.

Ikigai kitabının yazarlarından Francesc Miralles, mutlu hayatın reçetesini verdi: Akşam yatağa girdiğinizde, o günün yaşamaya değdiğini düşünecek bir şey yapmış olun

Doğayla tekrar bağlantı kurun

*  Diyelim ki Ikigai’mizi kaybettik veya hiç olmadı. Ne olduğunu nasıl buluruz?

- Logoterapi’nin yaratıcısı Viktor Frankl’a göre, hayat amacını bilmiyorsan amacın onun ne olduğunu bulmak olmalı. Bunun için de farklı şeyleri denemen gerekir. Başka bir mistik ise ne istemediğini bul, onları eledikten sonra geriye kalan senin hayat amacındır diyor. Randy Pausch’a göre, ileri yaşta kendini kaybolmuş hissediyorsan, sebebi gençlik hayallerini unutmuş olmandır. Onları yeniden hatırlaman gerek. Küçük yaşlardan itibaren günlük tutmak faydalı olabilir.

*  Batı, neden hep mutluluğun sırrını Doğu’da arıyor?

- Bence bu iki yönlü işleyen bir durum. Mesela Japonların hayat boyu üç dini oluyor. Doğduklarında şintoistler. Evlilik çağına geldiklerinde Hıristiyan oluyorlar, çünkü Hıristiyan evlilik seremonisi onlara sempatik geliyor. Budist olarak ölüyorlar, çünkü Budizm varoluş üzerine içlerini rahatlatıyor. Hıristiyan ülkelerin pek çoğunda gençler manevi bakımdan eksiklik hissediyor ve cevap bulmak için dışarıya bakıyor. Belki kiliseye gitmek yerine Zen meditasyonu yapmak daha havalı geliyor. Ya da katı kurallar olmayışını benimsiyorlar.

*  Kitapta ölümsüzlüğü, insanlığın yaklaşmakta olduğu bir yön olarak sunuyorsunuz. Hayatı bu kadar kıymetli yapan, ölümlü olduğumuzu bilmek değil mi?

- Zeki insanlar için öyle. Dünyadaki zamanını en iyi şekilde kullanmak... Marcus Aurellius, ‘Ölümden değil, hayata başlayamamaktan kork’ diyor. Fakat bilimsel açıdan bakarsak biyoloji, ölümsüzlüğü yakalamaya çok yaklaştı. Bu da bizi bilimkurgunun sınırlarına taşıyor. 

*  Mutlu bir hayat yerine tatmin edici bir hayatı kovalamak daha önemli değil mi?

- Mutluluğun fazla abartıldığı doğru. Kimse mutlu olmaya zorlanmamalı. Zaten mutluluk süre giden bir hal değildir. Zaman zaman yakalanan anlardır. Hayatta acı veren şeyler var. Bunları da hakkını vererek yaşamak lazım.

Geçmişten pişmanlık duymayın, gelecekten korkmayın

*  Ama siz de mutluluk üzerine bir kitap yazdınız...

- Bence bu basit bir hayatın, hayatın anlamını bulmanın mutluluğu üzerine bir kitap. Sürekli mutluluktan zıplayın demiyor.

*  Uzun yaşamak, bu yüzyılın saplantısı gibi. Bunun için hayatın pek çok zevkinden vazgeçmemiz öğütleniyor. Sağlıklı olmak yeni bir ahlâk kuralı mı?

- Evet haklısınız. Çünkü gençlik ve güzellik yüceltiliyor. Herkes genç, sağlıklı, başarılı olmak zorunda. Ama bu güzellik ve gençlik ürünlerinden gelir elde eden şirketlerin yarattığı bir yanılgı. Hayatınızla, kendinizle barış içindeyseniz genç ve güzel olmak zorunda değilsiniz. Mutluluk başkalarına gösterilen bir ürün artık. Sosyal medyadaki fotoğraflara bakacak olursanız hayat daimi bir parti, kimse hastalanmıyor.

* Sizden mutlu ve tatmin edici bir hayatın reçetesini istesem, ne yazardınız?

- Kendinizi ve diğerlerini kusurlarıyla kabul edin derdim. Çünkü olmadığımız gibi davranırken büyük sıkıntı içine sokuyoruz kendimizi. Kimseyi değiştirmeye çalışma. Zamanın kıymetini bil. Akşam yatağa girdiğinde, o günün yaşamaya değdiğini düşünecek bir şey yapmış ol. Bir arkadaşla güzel bir sohbet etmek, iyi bir kitap okumak, film izlemek gibi... Büyük şeyler olmak zorunda değil.

Ikigai kitabının yazarlarından Francesc Miralles, mutlu hayatın reçetesini verdi: Akşam yatağa girdiğinizde, o günün yaşamaya değdiğini düşünecek bir şey yapmış olun

Benim şu andaki Ikigaim, insanların gizli yeteneklerini keşfetmelerine yardımcı olmak. Bunun için piyanoyla bir yöntem geliştirdim.

 


Yorumları Göster
Yorumları Gizle