GeriHürriyet Pazar Herkes bilsin, biz de insanız! Hikâyesi belgesele konu oldu
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Herkes bilsin, biz de insanız! Hikâyesi belgesele konu oldu

Herkes bilsin, biz de  insanız! Hikâyesi belgesele konu  oldu

Aminata Fall; 30 yaşında, Senegalli bir göçmen. Yedi sene önce kızına bakabilmek için gereken parayı kazanmak üzere İstanbul’daki ablasının yanına geldi. Laleli’de bir mağazada satış görevlisi olarak çalışıyor. Bir gün ülkesine dönüp ailesine kavuşmanın hayalini kuran Fall’un hikâyesi, Türkiye’den bir yönetmenin, Kıvılcım Akay’ın belgeseline konu oldu. 38’inci İstanbul Film Festivali kapsamında gösterilecek olan ‘Amina’yı konuşmak üzere belgeselin yıldızı Fall, yönetmeni Akay ve yapımcısı Aslıhan Altuğ ile bir araya geldik.

Biri gelip hayatınızın belgeselini çekmek istediğini söylediğinde ne hissettiniz?
- Önce dedim yok. Sonra istedim. Çünkü Türkler bilsin biz nasıl yaşıyoruz.
Neden tereddüt ettiniz?
- İnsanlar izledikten sonra yanlış anlayacaklar mı, bize başka kötülük yapacaklar mı diye...
 İnsanlar sizin hayatınıza bakıp neyi anlasınlar istiyorsunuz?
- Herkes bilsin, biz de insanız. Aramızda fark yok. Biz de zor yaşıyoruz. Memleketten çıktım, buraya geldim. Ne için? Para için. Para olsa neden buraya geleyim? Kızımın yanında olurum. Ona para göndereyim diye her gün çalışıyorum. Hiçbir şeyi eksik kalmasın, okula gitsin, aileme bakayım... Yetecek kadar para kazanayım, memleketime gideceğim zaten, burada kalmayacağım. Ama bunu anlamıyorlar, farklı davranıyorlar. Kötülük var.
Ne yapıyorlar mesela?
- ‘Zenci’ diyorlar. O kelimeden bize kötülük geliyor. Bu rengi bize Allah verdi. İnsanız... Fark yok. Anladın mı? Ben de kadınım, sen de kadınsın. Ben de çalışıyorum, sen de çalışıyorsun. İstiyorum; bütün Türkler bu belgeseli izlesin, bize farklı bakmasınlar. Bilsinler; hem insanız, hem kadınız, hem güçlüyüz.

Herkes bilsin, biz de  insanız Hikâyesi belgesele konu  oldu

‘Kaç para’ diyorlar
 Genelde ırk ayrımcılığı yapmamakla övünürüz aslında...
- Yapıyorlar.
 En çok ne kızdırıyor sizi?
- Otobüsten iniyorum, eve kadar takip ediyorlar. Parmakla gösteriyorlar. Sanki ben insan değilim, sanki anlamıyorum. Tuhaf tuhaf sorular soruyorlar, sanki kendimizi satıyoruz. “Kaç para” diyorlar. Ayıp. İlk geldiğimde anlamıyordum. Sonra öyle kelimeleri öğrendim. Anlamaya başladım. Eve gidip ağlıyordum eskiden. Artık alıştım. Bazen bütün gün kulaklık takıyorum, cevap bile vermek istemiyorum, “Boş ver” diyorum kendime. Bazen de kavga ediyorum. Ama olmuyor. Biz burada rahat yaşamak istiyoruz. İşten çıkınca eve arkadaşım bırakıyor bazen. Ama her gün bırakamaz ki... Onun da ailesi var. “Sen git, ben güçlüyüm artık” diyorum. Bazen de boş sorular soruyorlar, “Sizin ülkenizde su var mı” diyorlar mesela. Aç akıllı telefonundan interneti, bak. Yanlış mı söylüyorum?
İşyerinde aile gibiyiz
Müslüman olmanız burada hayatınızı biraz kolaylaştırıyor mu?
- Biraz. Müslüman olmayanlar genelde iş bulamıyor. Mesela Kenya’dan gelmiş ama, “Senegalliyim, Müslümanım” diyorlar iş için. Ben burada yaşayan ablamla kim yardım isterse yapıyoruz. Sengalliymiş, Müslümanmış bakmıyoruz. Herkese kapımız açık. “Yardım lazım” demeleri yeter. Vallahi biz yardım ediyoruz.
Ne iş yapıyorsunuz?
- Laleli’de bir mağazada satış elemanıyım.
 Seviyor musunuz işinizi?
- Seviyorum. Alıştım. Toptan satış yaptığımız için müşteriler kıyafetleri giymemi istiyorlar. Giyiyorum. “Bu güzel” diyorum. Alıyorlar, sonra bana mesaj atıyorlar, “Sattım” diye. Memnun oluyorum. Kıyafetleri seviyorum. Bazen internetten model buluyorum, patrona “Bunu yap” diyorum. Bazen o bana soruyor, “Amina bana fikir ver, bu nasıl” diyor. Böyle şeyleri seviyorum.
 Çalışma arkadaşlarınız sizin gibi göçmen mi?
- Hepsi yabancı. Rus, Ukrayna, Tacikistan, Kazakistan... Birbirimize çok iyi davranıyoruz. Çünkü hepimiz aynı şeyi yaşıyoruz. Benim işyerimde hiç sıkıntı yok. Aile gibiyiz. Çünkü bütün gün beraberiz. Eve gidince iki saat durup yatıyoruz, sabah yine beraberiz.
Belgeselde anlatıyorsunuz, sorun yaşadığınız işler de olmuş...
- Evet. Mesela bir fabrikada çalıştım. Bir hafta çalışıyorsun, patron, “Seks yoksa para da yok” diyor. Paran kalıyor onlarda. Sonra oradan çıktım, Osmanbey’de bir yerde çalıştım. Oradaki patron çok iyiydi. “İkametini yaptır, ben sana çalışma izni çıkartacağım, sen benim kızımsın” dedi. Orada üç sene çalıştım. Sonra o işyerini kapattı, şimdi çalıştığım firmaya yolladı beni.
 İyi insanlar da çıkmış karşınıza...
- Evet. Şu anki patronum da çok iyi. Şimdi arayıp “Sıkıntı var” desem, her şeyi bırakıp yardım eder bana. Mesela ev bulurken de çok zorlandık başta. Ama sonra bizim müdür kefil oldu, öyle bulduk. Artık ev sahibi çok seviyor bizi. Her zaman geliyor, muhabbet ediyor bizimle. “Amina oğlum olsa seninle evlendirirdim” diyor. Ben demiyorum bütün Türkler kötü. Ama kötü insanlar da var. Senegal’de misafirim geldi mesela. Kız taksiye binmiş, şoför, “Seni tuvalete götüreyim, otele götüreyim” demiş. Ne demek bu? Anlıyor musun?
Herkes bilsin, biz de  insanız Hikâyesi belgesele konu  oldu

“Kızım şimdi 11 yaşında, her gün telefonda konuşuyoruz, ‘Anne, yanına geleceğim’ diyor.”
Ne zaman döneceksin diyenlere ‘Mezar aldım’ diyorum
Nerede başlıyor hikâyeniz?
- Dakar, Senegal’de doğdum ben. 30 yaşındayım. Beş kardeşiz. Annem rahmetli, 19 sene oldu. Babam şimdi emekli. Eskiden muhasebeci olarak çalışıyordu.
 Ne kadar eğitim aldınız?
- Liseyi bitirdim. İngilizce öğrendim, sekreterlik eğitimi aldım. Üniversiteye gitmek istedim ama âşık oldum, evlendim. 20 yaşındaydım. Sonra çocuk oldu. Çocuktan sonra boşandım. Kızım için paraya ihtiyaç vardı. Ablam Türkiye’de çocuk bakıcılığı yapıyordu, abim beni de onun yanına yolladı. Yedi sene oldu geleli. Artık Türk oldum (gülüyor). İşyerinde soruyorlar bazen, “Abla ne zaman döneceksin ülkene”. “Dönmeyeceğim, mezar aldım” diyorum (gülüyor).
Hayaliniz neydi evlenmeden önce?
- Mankenlik. Ama babam izin vermedi. Büyük podyumlarda güzel elbiseler giymek... Çok seviyorum. O yüzden İstanbul’u da başta çok beğenmiştim; vitrinler çok güzeldi. Gündüz geziyordum, akşam ablama anlatıyordum. O da, “Çalışıp para kazan, bütün elbiseler senin” diyordu. Şimdi Laleli’de çalışıyorum, orada her yer elbise...
Herkes bilsin, biz de  insanız Hikâyesi belgesele konu  oldu

“Mesela otobüsten iniyorum, eve kadar takip ediyorlar.”
◊ Artık beğenmiyor musunuz İstanbul’u?
- Alıştım. İlk günler hep dışardaydım, artık ev-iş, iş-ev... Çünkü yoruluyorum. Akşam eve geliyorum, duş alıyorum, namaz kılıyorum, hemen yatıyorum. Bazen ablamla bile fazla muhabbet etmiyorum. Haftada bir gün iznim var. Onda da evde duruyorum.
 Eğlenmeye gitmiyor musunuz hiç?
- Düğün oluyor bazen. Ona gidiyoruz, dans ediyoruz.
İstanbul’dan başka şehirlere gittiniz mi Türkiye’de?
- Antalya’ya gittim sadece. Başka şehir bilmiyorum.
 Türklerin çayını, kahvesini, yemeklerini seviyor musunuz?
- Çay da kahve de içiyorum.
 Hiç çok beğendiğiniz, bayıldığınız bir tarafı yok mu burada yaşamanın?
- Nişantaşı’nı çok beğeniyorum. Şık vitrinlere bakıyorum. Orada beni yadırgamıyorlar. Açıkfikirliler...
Biriyle nasıl tanışılır, konuşulur bilmiyorlar
 İyi niyetle sizinle tanışmak, arkadaş olmak, flört etmek isteyenler nasıl yaklaşıyor?
- Biriyle nasıl tanışılır, nasıl konuşulur bilmiyorlar. Önce saygı göstermeleri gerekiyor.
 Kızınızla aranız nasıl?
- Çok iyi. 11 yaşında. Her gün konuşuyoruz. Abim telefon almış, sürekli arıyor. Her gün, “Anne senin yanına geleceğim” diyor. Ama burada yaşasa Türkçe öğrenmesi lazım. Okula nasıl gidecek? Para olsa, iyi bir okula gidebilecek olsa getiririm. Bu sene inşallah tatil için getirmek istiyorum. Sınavı var. “Onu kazanacaksın, sonra buraya geleceksin” diyorum.
 Annesi sizin gibi yurtdışında olan arkadaşları var mı?
- Çok var. Mesela bazen burada doğum yapıyorlar. Çocuklarını götürüp Senegal’e bırakıyorlar. Çünkü orada anneanneler var.
Aslında çok benzer hayatlar yaşıyoruz
Nasıl kesişti yolunuz Amina’yla?
Herkes bilsin, biz de  insanız Hikâyesi belgesele konu  oldu

Kıvılcım Akay (yönetmen, sağda): 2013’te fotoğrafçı arkadaşım Aslı Çelikel, göçmenlerle ilgili bir proje gerçekleştirdi. Amina’yı o fotoğraflarda gördüm ve bakışlarından çok etkilendim. Göçmenlerin hem çok yakınımızda hem de çok uzağımızda oluşu üzerine düşünmeye başladım. Şehirde bu kadar mülteci varken neden onlardan biri benim arkadaşım değildi? Sonra Amina’yla tanıştım. Onu tanıdıktan kısa bir süre sonra da hayatının belgeselini çekmeye karar verdim. Buradaki göçmen kadınların hayatta kalma mücadelesini anlatmak istedim. Kendi hayat koşturmacamız içinde onların mücadelesini görmüyoruz. Aslında çok benzer hayatlar yaşıyoruz. Göçmenler, mülteciler hep acınacak insanlar gibi gösteriliyor. Oysa hayatı en iyi şekilde yaşamak için bir mücadele veriyorlar. Bizim gibi... Bunu göstermek istedim.
Vizyona girecek mi?
Aslıhan Altuğ (yapımcı, solda): Öncelikle tüm dünyada farklı festivallerde gösterilmesini istiyoruz. Aynı zamanda hem Türkiye’den hem yurtdışından dağıtımcılarla görüşmeye başladık, sonbaharda Türkiye’de vizyon planlarımız var.
 Amina, Türkiye’de yaşadığı pek çok sıkıntıyı anlattı röportajımızda. Siz belgeseli çekerken onun yaşadığı zorluklara şahit oldunuz mu?
Kıvılcım Akay: O kadar çok şahit olduk ki... Az bile söylüyor. Şu an aktaramayacağım çok ağır şeyler duyduk. İnsanlar farklı gördükleri şeylere çok korkunç reaksiyonlar verebiliyorlar. Oysa dünya hepimizin.
Herkes bilsin, biz de  insanız Hikâyesi belgesele konu  oldu

‘Amina’nın dünya prömiyeri 43’üncü Atlanta Film Festivali’nde yapıldı. Belgeseli 16 Nisan Salı, 13.30’da Pera Müzesi’nde izleyebilirsiniz.

Yorumları Göster
Yorumları Gizle