GeriHürriyet Pazar Günün sorusu: ‘Dörtte dört’ yapacak mı?
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Günün sorusu: ‘Dörtte dört’ yapacak mı?

Günün sorusu: ‘Dörtte dört’ yapacak mı?

‘Yarışların Efendisi’ olarak kabul edilen büyük Türk derbisinden son üç yıl üst üste zaferle ayrıldı. Böylelikle efsane jokey Ekrem Kurt’un 45 yıllık rekorunu elinden aldı. Ahmet Çelik bakalım bugün de kazanıp bir mucize gerçekleştirebilecek mi? Ahmet Çelik kazandığı Gazi koşularını, sıfırdan zirveye giden yolunu, bir çocuğun nasıl jokey olabileceğine kadar her şeyi Hürriyet Pazar’a anlattı.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk adına tam 92 yıldır aralıksız düzenlenen Gazi Koşusu’nun bu yıl onun için bambaşka bir önemi var. Son üç yılın şampiyonu Ahmet Çelik bugün de kazanırsa dörtte dört yaparak adını tarihe altın harflerle kazıyacak.
Araba tamircisi olması için 10 yaşında sanayi mahallesine çırak olarak verilen Ahmet Çelik, işi beğenmeyip Suruç’tan tek başına geldiği İstanbul’da, jokey olmayı başarmakla kalmadı, Gazi Koşusu’nu üç yıl üst üste kazanma başarısını da gösterdi. Bugün de bu büyük yarışı üst üste dördüncü kez kazanıp tarihe yazdırdığı adını iyice perçinlemek için piste çıkacak.
Tam 45 yıl önce efsane jokey Ekrem Kurt’un üç yıl üst üste kazandığı Gazi Koşusu rekorunu, 2015’te ‘Renk’, 2016’da ‘Graystorm’, 2017’de ‘Piano Sonata’ isimli safkanlarla kazanarak egale eden Ahmet Çelik, bugün de ‘Hep Beraber’ isimli safkanla kazanırsa, imkânsız gibi görülen bir başarıyı yakalayacak. Peki bugün İstanbul Veliefendi Hipodromu’nda, 2400 metre mesafede, çim pistte koşulacak 92’nci Gazi Koşusunu kim kazanacak? Yılın en önemli spor organizasyonu öncesi, son üç yılın şampiyon jokeyi Ahmet Çelik’in kapısını çaldık. Gazi Koşusu öncesi röportaj vermeme prensibi olmasına rağmen Hürriyet okurları için bu kuralı çiğneyen Ahmet Çelik, her şeyi açık yüreklilikle anlattı.

Günün sorusu: ‘Dörtte dört’ yapacak mı

Jokey olmaya nasıl karar verdiniz?
- Ben Şanlıurfa Suruçluyum. Bizim oralar, çayırlıklar içinde olduğu için nüfusun yüzde 80’i atçılık yapar. Babam da heves etti, dört arkadaşıyla birleşip, ucuza ‘Çetebey’ isimli bir Arap atı aldı. At aldı dediysem insanlar zengin bir aile olduğumuzu düşünmesin. İki odalı köy evinde anne, baba ve 9 kardeşiyle yaşayacak kadar çok fakirdik. Aldıkları at bedava denilecek kadar ucuz alınan bir attı. Çetebey bahçeye getirildiğinde onu birinin gezdirmesi gerekiyordu. Atı yormamak düşüncesiyle en hafif kilolu olarak beni üzerine oturttular. Heybetli bir yarış atının üzerine çıkınca çok korktum. Birkaç kez arka arkaya binince de alıştım, çok hoşuma gitti. Ertesi gün çırak olarak çalıştığım oto sanayideki ustama da babama da tamirciliği sevmediğimi söyleyip, jokey olmanın yollarını araştırdım. Babam beni İstanbul’a gelip, Apranti Eğitim Merkezi’ne kaydımı yaptırdı ve gitti. 12 yaşımda İstanbul’ta bir başıma kalmıştım. Sabah 09.00’da okula gidip ders görüyor, öğlen yemeğini okulda yedikten sonra, iki arkadaş Veliefendi’nin ahırlarında, atların üst katındaki seyis odalarında uyuyorduk. Geceleri çok üşüyor, titriyorduk. Akşam yemekleri, banyo, çamaşır yıkamak, giyinmek; her şey çok zordu. Resmen çok çileli bir hayat yaşadım.
 Okuldan mezun olunca hemen jokey oldunuz mu?
- Nerdeee! Mezun olunca zor günler geçti sanmıştım, meğer asıl büyük zorluk yeni başlıyormuş. Nasıl ki bekâra ev vermezler, aynı şekilde yeni mezun aprantiye de at vermiyorlardı. Kendini kanıtlamak aslanın ağzındaydı. O günlerde sadece ünlü jokeylerin binmek istemediği sorunlu atlara veya ayaklarında sakatlıklar bulunan atlara antrenman yaptırabiliyorduk. Zaman içinde kendimizi yavaş yavaş kanıtladık.
Bir jokey Gazi’yi kazandığında hayatındaki en büyük idealine erişmiş olur
Bu süreci biraz açar mısınız?
- Yarışta ata binmesen de, binip kazanamasan da antrenörler ve at sahipleri biniş tekniğini, zekânı, cesaretini fark eder ve sana yeni şanslar sunar. Ben de önce Şanlıurfa’da at binmeye başladım. Sonra Ankara’da ‘Tombulgazel’ isimli atla ilk kez yarış kazandım. Sonra arkası geldi. Bugün 2 binin üzerinde birinciliğim var.
Bize Gazi Koşusu’nun önemini anlatabilir misiniz?
- Küçükken Gazi Koşusu’nda ata binmek en büyük hayalimdi. Kazanmayı bırak, o yarışta ata binmek dahi her jokey için bir onurdur. Bir jokey Gazi’yi kazandığında hayatındaki en büyük idealine erişmiş olur. O yılın zirvesi bu, bunun daha üstü yok.
Son üç yıla gelelim... Neler yaşadınız üst üste kupayı kaldırırken?
- Sıradan bir yarışta kazanacaksam bunu 800 metrede kesinlikle anlarım. 2015’te ’Renk’ isimli atla koşarken finişe 50 metre kalmıştı ama hâlâ kazandığıma inanamıyordum. ‘Acaba rüyada mıyım, bu bir hayal mi’ dedim. O gururu, o coşkuyu, o mutluluğu birine anlatmak, tarif etmek imkânsız. Bir sonraki yıl bindiğim at ‘Graystorm’ uzun mesafeyi hiç koşamıyordu. Çok kaliteli ve özel bir attı ancak 1600-1900 metrelerden sonra gitmiyordu. Ama tamamen taktikle kendimizi potaya attık. Yarış iki metre daha uzun olsaydı beşinci bile olamazdık. Geçen yıl da rakibimiz ‘Pershing’ bizden iyiydi. ‘Piano Sonata’ ile bir bütün olduk, Pershing’in tam yanından sprinte kalktık. Rakibimiz, önündeki atlardan etkilendi ve bizden birkaç salise sora sprint’e kalkabildi. Bu da bize kazanmak için yetti.
Bu yıl neler olacak? Dörtte dört olur mu?
- Yarış içinde veya yarış öncesinde neler olacak hiç bilemiyoruz ki!.. Hatta son dakikaya kadar bir jokeyin o ata binebilmesi için bile şans lazım. 45 yıl önce büyük jokey Ekrem Kurt, üç yıl üst üste kazanmış. Ben o rekoru geçen yıl egale ettim. Bakalım bu yıl neler olacak? Tabii ki kazanıp tarihe geçmeyi kim istemez? Yapı olarak çok soğukkanlı bir insan olduğumdan bu yarış için gayet sakinim. Cumartesi gecesi rahatça uyurum. Yarışta da inanılmaz derecede sakinimdir.
Bu yıl da kazanırsanız bu böyle 5, 6 diye devam eder mi?
- Aslında bu yıl dördü üst üste toplamda beş kez Gazi kazanmış bir jokey olarak da karşınızda oturuyor olabilirdim. 2014’te bindiğim ‘Kuloğlu’ isimli at ilk virajdan sonra birden dışa saptı. Normal yarışını koşsa kesinlikle kazanırdı. Böylece cepte gördüğümüz bir şampiyonluğum gitti. 2012’de ceza alınca Gazi Koşusu’nda binemediğim ‘Matador Yaşar’ birinci oldu. Ceza almamış olsaydım ben binecektim. Bunları yarışlardaki şans faktörünün önemini izah etmek için anlattım.
Bu büyük yarışa nasıl hazırlanıyorsunuz?
- Öncelikle inandığım ata binerim. Bindiğim attan daha güçlü, daha avantajlı bir at olabilir. İşte orda strateji hesabımız, taktik devreye girer. Antrenörle birlikte yıl içinde kafamızda bu yarışı defalarca sanki gerçekmiş gibi koşarız. ‘Ne yaparsam kazanırım’ sorusunun cevabını bulmaya, rakibimin zaafından nasıl yararlanabileceğimi bulmayı düşünürüz. Koşması muhtemel bütün atların yarış stillerini, karakterlerini, nerde ne yapacağını yıl boyunca takip eder ezberleriz. Her Gazi Koşusu’na Türkiye’nin en iyi atlarının ve en iyi jokeylerinin katıldığını, denk güçlerin koşup zeka ve taktiğin kazandığını iyi anlamak gerekir.
Bir idolünüz var mı?
- Kimseyi kendime idol seçmedim. Hep kendim idol seçilecek bir jokey olmayı istedim. Stil olarak, yarış zekâsı olarak her yarışta farklı olduğumu söylüyorlar. Hep üretici olmaya gayret ediyorum. Selim Kaya, Sadettin Boyraz, Halis Karataş, Aslan Birdal gibi çok büyük jokeylerimiz var. Hepsinin de kendine has özelliği var. Kimse kimseyi taklit etmemeli. Mesela İbrahim Tatlıses’in yüzlerce benzeri çıktı. Görüntüyü bakmadan dinleseniz onunla ayırt edemeyeceğiniz sesler olsa da hiçbiri İbrahim Tatlıses olamadı. Bir sanatçı, bir sporcu kendi olursa büyük olur.

Günün sorusu: ‘Dörtte dört’ yapacak mı

Bilmeyen, duygularıyla oynayanların şansı daha çok

Jokey olmak isteyen bir çocuğa tavsiyeleriniz neler?
- En önemli at sahiplerinden Arif Kurter veya bir başkası, yeteneği yoksa oğluna bile at vermez... Jokey olabilmek için cesaret, hırs, yetenek ama en önemlisi zekâ olması gerekiyor. Tabii ki tüm bunların yanında boyunun da 1.64 ile 1.70 arasında olması şart.
 Türk jokeyleri dünyanın neresinde?
- Artık dünya çapında jokeylerimiz olmalı. Zira dünyanın bu konuda en ileri ülkesinden hiç farkımız kalmadı. Eğitimler bizde daha ileri bile diyebilirim.
Yarış oynayan meraklılara bir tavsiyeniz var mı?
- Yarışları iyi izlesinler, atların karakterlerini iyi analiz etsinler. Herkes sanıyor ki hipodromun içinde çalışan insanlar bu işi biliyor ve bahiste kazanıyor. Tam tersine, içerdeki yani çok bilen biri büyük altılıyı asla bulamaz. Bilmeyen, duygularıyla oynayanların şansı daha çok. Biz jokeyiz kazanan kupona açıklanınca bir bakıyoruz ‘Hiç şansı yok’ dediğimiz atı adam tek atmış. Adam bizden akıllı davranmış, yarış da onu haklı çıkartmış. Oluyor bunlar.


Yorumları Göster
Yorumları Gizle