GeriHürriyet Pazar Engin Altan Düzyatan: Hala aynaya baktığımda alışamıyorum
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Engin Altan Düzyatan: Hala aynaya baktığımda alışamıyorum

İkisi de Türkiye’nin en önemli oyuncularından. Attıkları her adım haber oluyor, özel hayatları hep merak konusu. Engin Altan Düzyatan ve Burçin Terzioğlu’nu ilk kez aynı dizide izleyeceğiz. ‘Kurşun’ vesilesiyle buluştuk, memleketin ruh halini, hayatlarındaki yenilikleri ve aşkı konuştuk.

Engin Altan Düzyatan
Ün dediğimiz şey toplumdan uzaklaştırılmamıza sebep oluyor
Ekrana yine bir dönem işiyle dönüyorsunuz. Nedir bu dönem sevdanız?
- 1300’lerden günümüze dönmek biraz zor olduğu için önce 1970’lerde bir mola vermek lazım. Bir işi kabul ederken birçok parametre var; bu işte de yapımcısı, senaristi, hikâyesi, yönetmeniyle bu parametreler örtüştü.
Uzun kaftanlar, atlar ve kılıçlardan sonra yeni sette olmak nasıl?
- Şimdi kılıcın yerine silah, atın yerine motorsiklet geldi. Her iki işin de kendine göre zorlukları var. İlk işte ciddi bir şekilde fiziksel performans zorluğu vardı. ‘Kurşun’ ise duygusal performansı yüksek bir iş.
Uzun aradan sonra sakallarınızı ve saçlarınızı kestiniz. Ne hissettiniz?
- Saçımı ve sakalımı aynı anda kestim, insan kendine biraz yabancılaşıyor. Oğlum Emir hep, “Baba ne zaman benim gibi olacaksın” diye soruyordu. Kestirdiğim gün, “Baba aynı benim gibi olmuşsun” dedi. Alara ise çok şaşırdı, elini sürekli yüzüme sürdü. Ben ise hâlâ aynaya baktığımda alışamıyorum ama kısa saç ve sakalsız olmak müthiş rahatlık.
Beş yıl boyunca oynadığınız ‘Diriliş’ dizisi için “muhafazakâr-milliyetçi kesim tarafından sevilip izleniyor” deniyordu. Şimdi 70’lerde geçen bir hikÂyede adalet arayan bir savcıyı canlandırıyorsunuz. Bu sefer sol tarafa yakın görünüp eleştirilmeye hazır mısınız?
- Yaptığınız bir işin herkes ve her kesim tarafından beğenilmesini bekleyemezsiniz. Eğer siz o hikâyeye inandıysanız eleştirilmeye de hazır olmalısınız. Çok normal karşılıyorum. Ben oyuncuyum. 1980’lerde geçen ‘Bu Son Olsun’ diye bir filmde oynamıştım. Bir yazıda “Evladım solculuk sana mı kaldı” diye eleştirdiler. ‘Anadolu Kartalları’nda oynadım “Evladım militarizme alet olduğunun farkında mısın?” dediler. ‘Diriliş Ertuğrul’da oynadım .“Sağ tarafın oyuncusu mu oldun?” dediler. Aslında ben işimi en iyi şekilde yapmaya çalışan bir sanatçıyım. Sanatta din, dil, ırk, cinsiyetçilik, siyaset ayrımcılığı yapılmaz.

Engin Altan Düzyatan: Hala aynaya baktığımda alışamıyorum

Şimdi hayatın nasıl bir dönemindesiniz?
- Sakinledim. Birçok noktada daha yetkin hissediyorum. Çocuk devreye girince birçok şeyi onlar için düşünmek iyi geldi. Dert diye düşündüğünüz birçok şeyin dert olmadığını hissettiğim keyifli bir dönem yaşıyorum.
Hakkınızda şaşırtıcı ama gerçek ne söylersiniz?
- Çok utangacım. Övüldüğüm bir ortamda suratım kızarır.
19 yıldır ekrandasınız. Sizce bu mesleğin en acımasız yönü ne?
- Özgürlüğünüzün kısıtlanması... Oyunculuk insandan beslenen bir meslek. Bir oyuncu, toplumdan, halktan uzaklaşmamalı. Ün dediğimiz şey toplumdan uzaklaştırılmanıza sebep oluyor. Aslında ben toplumla ne kadar iç içe olursam o kadar insanları gözlemleyerek oyuncu olarak beslenebilirim.
Ekrana ara verdiğiniz altı ayda kendinizde neler keşfettiniz?
- Fiziksel olarak yorgundum. Bir süre tatil yaptım. Sonra bir yıldır üzerinde çalıştığımız plastikle ilgili belgeselimin çekimleri için çeşitli ülkelere gittim. Ocak ayına kadar tamamlamayı planlıyoruz.
Evliliğiniz altıncı yılında. Nasıl gidiyor?
- İlişki ilerledikçe daha da güzelleşiyor. Yorucu taraflar azalıyor: keyifli, saf sevginin olduğu alanlar açılıyor.
Engin Altan Düzyatan: Hala aynaya baktığımda alışamıyorum

Sanatçı hep doğru
olmak zorunda değil,
o da bir insan! Dört dörtlük olmasını beklemek zor
Dijitalde işleri yayınlanan isimler olarak dijitalin de artık denetime girmesi hakkında ne düşünüyorsunuz?
B.T: Diziler, şiddeti ve toplum ahlakını bozan durumları özendirip normalleştirmiyorsa var olan gerçeklikleri belli bir çerçevede gösterebilmeli ki kişinin özünde bir sorgulamaya neden olsun. Sorgulayarak, düşünerek doğrusunu buluruz. Ama ben sahnede masada duran bir şarap kadehinin insanları alkolizme sürüklediğini ya da konuşma dilinde geçen bir argo kelimenin insanları argo konuşmaya sürüklediğini, ahlakını bozduğunu düşünmüyorum. Onun üzerine koyulan koca blur’un ya da bip’in daha çok ilgi çektiğini hissediyorum. Cinsellik içeren sahnelerin insanları sapkın yaptığını düşünen var mı? Çünkü sapkınlık deyince aklıma bazı kurumlarda çocuklara yapılanlar, beyaz pantolon giymiş bir kadını “Davetkârdı” deyip taciz edenler, gücü bir kadına yetip dövüp öldüren mahluklar geliyor. Bunlar sadece dizilerin suçu mu, bakmak gerek. İzleyicinin bir diziyle hayatını değiştirmek mi ana konu, yoksa toplumun kültür, ahlak ve vicdani değerlerini yükseltmek mi onu düşünmek lazım.
Sanatçı örnek olmak zorunda mı sizce?
E.A.D: Sanatçının toplumun her alanında pür örnek olmak zorunda olduğunu düşünmüyorum. Ama sanatın da belli sorumlulukları olduğuna inanıyorum. Hayatı daha güzelleştirmek, farkındalık yaratmak, ayna olmak gibi... Ama sanatçı hep doğru olmak zorunda değil, o da bir insan! Evrim geçiren bir varlık. Dört dörtlük olmasını beklemek çok zor. Herkes kendi hayatından sorumlu olarak yaşar.
Engin Altan Düzyatan: Hala aynaya baktığımda alışamıyorum

Dizinin hikâyesi 1970’lerde geçiyor. O yıllara dair sizi en etkileyen ne oldu?
Burçin Terzioğlu: Herkesin birbirine zarif davrandığı, mahalle dokusunun, birliğin, saygının, aşkın temiz olduğu, duyguların daha organik yaşandığı yıllarmış. Naifliğin hüküm sürdüğü, kadınların ve erkeklerin daha özenli, istediği gibi giyindiği güzel senelermiş. Şimdi daha çıkara dayalı, her şeyin hızlı tüketildiği, kaotik bir dönemde yaşamaya çalışıyoruz.
Peki, ilişkilerde nasıl bir yöne gidildi?
Engin Altan Düzyatan: Özellikle büyük şehirlerde insanların samimiyetini kaybetmesi, güven duygusunun azaldığı, dostlukların sosyal platformlardan sürdürüldüğü bir kesimin ortaya çıkmasına sebep oldu. Bu da gittikçe yalnızlaşan, kendisinden başka kimseyi düşünmek istemeyen duyarsız insanları ortaya çıkardı. Ama genellememek gerek.
Dizide adalet konusu işleniyor. Sizce günümüzde ne kadar adiliz?
B.T: Bireysel çıkarların gözetildiği, önceliklerin hakkaniyet ve eşitlik olmadığı durumlarda adil olmaktan bahsetmek zor. “Ne kadar adiliz” sorusunun cevabını her gün haber bültenlerinde ya da yaşamın içinde görüyoruz. Bir toplumda bir cana mal olmuş, cinsel istismarla bir kişinin hayatını karartmış, kadına, çocuğa, hayvana şiddet uygulamış kişilerin zaman zaman aldığı cezalar, gece yattığımızda uykularımızı kaçırıyorsa burada bir sorun var demektir. Tabii ki bu, adalet sistemi işlemiyor demek değil. Çoğu zaman hep bu olumsuz örneklerle yüzleştiğimizden daha iyisini yapabiliriz gayretiyle bir serzeniş...
Ülke ve dünyaya dair kafanıza takılan başka neler var?
E.A.D: İklim krizi, denizlerdeki atık sorunu, çok yakın gelecekteki su problemi... Ülkemizde ise kadın cinayetleri, çocuk cinayetleri, hayvana şiddet...
Konu kadına şiddete gelmişken... Bu haberler size ne hissettiriyor?
B.T: Ne kötü ki bunları senelerdir konuşuyoruz; ne bir azalma, ne bir pozitif değişim görüyorum. Bu konularla ilgili cümlelerim bile çaresiz. Dileğim toplumun üstüne vicdan yağmuru yağsın.
E.A.D: Burçin’in de söylediği gibi yıllardır kanayan bir yara, toplumsal bir acı. Umut içinde olmak istiyoruz ama bunun için değişim şart. Sadece yasaların değişmesi değil. bir çocuğun sağlıklı ortamda, sağlıklı bir ebeveyn tarafından yetiştirilmesi de o çocuğun suç işleme potansiyelini azaltır.
mHaydi güzel şeylerden de bahsedelim. Dizide imkânsız aşk var. Sizce aşk engel tanır mı?
B. T: Net, tek cevap; tanımaz.
E.A.D: Üzerine bu kadar kitaplar yazılan, en büyük filmlerin çekildiği konu için ben de çoğu zaman aşk engel tanımaz diyebilirim.
Engin Altan Düzyatan: Hala aynaya baktığımda alışamıyorum

Burçin Terzioğlu:
Aşk, yemek içmek kadar zaruri...
Dizi için saçınızı boyattınız... Alıştınız mı?
- İlk gün biraz şaşkındım ama artık gözüm alıştı. Saçlarım ilk kez bu kadar sarı oldu. Takma kirpiği her gün takmaya alıştım, kuyruklu eyeliner’ım artık olmazsa olmazım.
Yine babası karanlık işler yapan bir karakteri canlandırıyorsunuz. Nedir bu karanlık babalardan çektiğiniz?
- Karanlık adamlar ‘Ezel’de ve ‘Poyraz Karayel’de baba, ‘Merhamet’te sevgili olarak çıktı karşıma. Şimdi yine tehlikeli bir baba var. Tesadüfün böylesi deyip çok kurcalamadan geçiyorum.
Şimdi hayatın nasıl bir dönemindesiniz?
- Yeni dizim yayında, yeni bir set, yeni arkadaşlar. Yakında filmimiz ‘Güzelliğin Portresi’ vizyona girecek. Yeni yılın ilk çeyreğinde ‘Hakan: Muhafız’ın üçüncü sezonu yayımlanacak. İşlerle ilgili çok heyecanlı ve umutluyum. Hayatımın bu dönemi setlere ve onlar için yapılan çalışmalara adanmış durumda.
Haydi bize hakkınızda şaşırtıcı ama gerçek bir şey söyleyin...
- Her yeni proje öncesi stresten hasta olurum. Bağışıklık sistemim çöker, gergin ve biraz da korkak olurum.
İçinde olduğunuz sektörün ışıltılı yanları malum. Biraz acı kısımlarından bahsedelim...
- Çalışma şartlarının zorlukları, çözüm bulunamayan nedenlerinden bahsetmek artık tekrara düşmekten başka bir şey değil. Ben size o ışıltının arkasındaki boşluğu anlatayım. Kendinle kalmak ve vizyonunu genişletmek için gerekli olan ülkeni, dünyayı gezmek, okumak, izlemek gibi eylemler yoğun çalışma temposundan öteleniyor. Kalabalıklarda oturuşun, gülüşün, giydiğin hep gözlem altında olduğundan zaman zaman bu durum seni daha iyi tanıdığın az sayıdaki insanla, daha özgür davranabildiğin ortamlara yöneltiyor. Çoğunlukla evine... Özel hayatın, kazandığın para, makyajlı olup olmadığın, ne giydiğin herkesin konuşmasına ve yorumuna açık oluyor. Şükür ki beni çok üzmüyorlar, ne basın ne de sevenlerim. Buna da alışıyor insan; o ayrı.
Bu işi yeni yapacak gençlere ne önerirsiniz?
- Kimseye bir şey söylemek, yol göstermek haddim değil. çok istesinler ve yetenekleri olsun yeter. İster mahalledeki manav amcanın çocuğu ol, ister tanınmış bir ismin evladı ol. Önemli olan nereden geldiğin değil, nereye, ne şekilde gitmek istediğin. Ünlü olmak mı, oyuncu olmak mı öncelikle ona karar versinler. Ha alaylı ha konservatuvarlı fark etmez. Fark eden disiplinli, çalışkan, azimli, meraklı olup yeteneğini geliştirebilmek.
Son görüşmemizden bugüne aşk adına yeni keşifleriniz oldu mu?
- Aşk, yemek içmek kadar zaruri. Yaşam fonksiyonun için elzem değil belki ama ruhunun diri kalması için bir gereksinim. Aşk bende hep var. Aşkın bende varlığına inanmak için yanımda birini görmenize gerek yok. Ben inandığım her şeye hep âşığım zaten.
Nedir sizi aşık etmenin yolu?
- Âşık olmak hesapsız kitapsız bir şey. Samimi bir gülümseme, zekâ, temiz kalp, zariflik. Bunlar mecburiymiş de gerisi şart değilmiş gibi geliyor. Huzur versin, bir de çok sevsin beni yeter.
Engin Altan Düzyatan: Hala aynaya baktığımda alışamıyorum

Gazeteci olmak istemezdik
Dizideki karakterlerden biri gazeteci. Siz gazeteci olmak ister miydiniz?
B.T: İnsanlara dünyadan, ülkeden, hayatın içinde birçok konudan haber ulaştırmak çok önemli bir görev. Bu etik davranmayı gerektiren,emek isteyen bir sistem. Stresli, yükü çok ağır. Haberleri tarafsızca yapabilmek, özgürce yazabilmek gerekir. Gazeteci olmak istemezdim herhalde. Kendi mesleğimle çok mutluyum.
E.A.D: Artık herkesin kendi gazetesi, televizyonu var. Dijital çağdayız, basın da artık bir evrim geçiriyor. Bu süreci takip ediyor, nereye doğru evrilecek merak ediyorum. Bağımsız, özgür, araştırmacı gazetecilik gittikçe zorlaşıyor. Açıkçası olmak istemezdim.
Altan Bey, sizin karakteriniz bir savcı ama karanlık tarafa geçip kendi adaletini dağıtıyor. Siz hayatta böyle büyük değişimler geçirdiniz mi?
E.A.D: Çok büyük bir değişim, derin bir karanlık yaşamadım. Orhan karakterinin değişimi sebep-sonuç ilişkisi. Yaşadığı dramatik olayların sonucunda karanlık tarafı ortaya çıkıyor.
Engin Altan Düzyatan: Hala aynaya baktığımda alışamıyorum


False
Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle