GeriHürriyet Pazar Dişi devrimin mimarları: Madonna ve Beyonce
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Dişi devrimin mimarları: Madonna ve Beyonce

Dişi devrimin mimarları: Madonna ve Beyonce

Beyoncé’nin tanrısal ‘Homecoming’ belgeseli, Madonna’nın son single’ıyla aynı güne denk geldi. Bu iki efsanevi kadın dünyayı yerinden oynatan, statükoyu sarsan, kuralları baştan yazan dişi devrimin mimarları. Onlarla aynı devirde yaşama şansına şükürler olsun!

Beyoncé geçen yılki tarihi Coachella (bundan böyle Beychella) performansına ikizlerini emzirirken; karbonhidrat, et, süt ürünü, alkol, şekerden uzak; günde 1500 kalori yaktıran dans provalarıyla dört ayda hazırlandı. Netflix’te yayına giren ‘Homecoming’ belgeseli işte ‘Kraliçe’nin hayatında kendini en çok zorladığı o dönemin dokümantasyonu.

Bu yalnız bedensel bir çaba değil: 2018 Coachella konseri onun ulaştığı en üst entelektüel seviyenin, müdanasız varoluşun ürünü. Siyah kültürün ezildiği, hor görüldüğü, hırpalandığı yerden muazzam dirilişini kutluyor ‘Homecoming’.
Beyoncé, Nefertiti gibi girdiği sahnede yırtık şort ve kolej sweatshirt’üne geçer geçmez, Afro-Amerikan üniversitelerinin bando takımlarını arkasına alıyor. Coachella gibi beyaz bir festivali ayağa kaldırıyor, hatta okula götürüyor.
‘Homecoming’ (belgesel+live albüm), geçen hafta Madonna’nın ‘Madame X’ albümünün ilk single’ı ‘Medellín’le aynı gün çıktı. Madonna, “Bir casus, bir anne, bir rahibe, bir dansçı, bir ev kadını, bir profesör, bir azize, bir fahişe” diye anlattığı ‘persona’yı binbir kılığa sokuyor. Parizyen, karanlık, mistik, bazen de ‘Erotica’ zamanlarına göz kırpan bir dominatriks ‘Madame X’. Hatta o yıllardaki ‘alter ego’su ‘Mistress Dita’yı hatırlatıyor.
Beyoncé’nin tüm baskılara, endüstri normlarına, bedeninin sınırlarına hareket çektiği, özüne sarılıp tanrıçalaştırdığı dönemde Madonna da kural tanımayan ‘Madame X’i, ilk dans hocasının ona taktığı lakaptan çıkarıyor. 60 yaşında, statükoya meydan okumaktan hiç vazgeçmeyeceğini hatırlatıyor. Yine azizelerle sürtükleri tek bedene sığdırıyor, fantezilerinin üstüne gidiyor ve ‘alter ego’ kılığında bile her şey olağanüstü şeffaf, kişisel duyuluyor.

Dişi devrimin mimarları: Madonna ve Beyonce

Popun kraliçesi kim?
Madonna ve Beyoncé arasında son 10 yıldır süren ‘Popun kraliçesi kim’ tartışmasına taraf olmak Olimpos Dağı’nı ortadan ikiye ayırmak gibi zor olsa da onları ayıran bu şeffaflık biraz.
Beyoncé artık kusursuzluğun zirvesi. Kendi yönettiği, neredeyse kendine ve temsil ettiği her şeye bir methiye gibi akan ‘Homecoming’ bu mükemmelliğin nişanesi. O bir patroniçe, kendi markasının yöneticisi, ‘persona’sının, tüm ‘alter ego’larının, milisaniyesine kadar planlanmış şovların, dev bir ekibin, milyon dolarların ve başlı başına yıldızlık hadisesinin CEO’su.
Şarkılarında hep yinelediği ‘Çok çalışmak, tırnaklarla kazımak, kan, ter ve gözyaşıyla kazanmak ve sonunda ona inanmayanlardan intikam almak’ temasına Teksaslı, taşralı kız ruhu eşlik ediyor. Feminist marş ‘Formation’da “The best revenge is your paper” (En iyi intikam parandır) derken Yeşilçam’ı aratmayacak bir ‘seni yendim’ hikâyesi kurguluyor.
Öte yandan, dünyayı kızların yönettiğini (‘Who Run The World? Girls!’) ama seven adamın da bir zahmet yüzüğü takmasını emrediyor (“If you like it, then you should put a ring on it”/‘Single Ladies’). Coachella konserindeki feminist mesajın hemen ardından, sahnenin ucuna gelip “Şimdi Mrs. Carter dediğinizi duyayım!” diyor. ‘Kraliçe B’nin Beyoncé Knowles değil, ‘Bayan Carter’ olması, ismini kocası Jay-Z’ye emanet etmesi, yarattığı imparatorluğun yapıtaşlarından biri. Beyoncé matriarklığında bu hanedan, ‘Ev kalbin olduğu yerdir’e dayanıyor. Üç çocuğu, endüstrinin en güçlü adamı kocası, güney kökenleri, kardeşleri, dostları, annesi ve etrafını sur gibi ören maiyetiyle o dokunulmaz.
Medyayı o yönetiyor. Tek bir kusursuz fotoğrafa, kontrol dışı röportaja, yanlış bir Instagram yorumuna, club’dan sarhoş ya da gym’den terli çıkmış görüntüsüne izin vermiyor. Markası onun izin verdiği kadarıyla tamamen mitolojik bir hikâye üstünde yükseliyor.
Dişi devrimin mimarları: Madonna ve Beyonce

Beyoncé artık kusursuzluğun zirvesi, bir patroniçe, yıldızlık hadisesinin CEO’su. Oysa Madonna, 40 yıllık kariyerini çırılçıplaklık üzerine kurdu.Yine azizelerle sürtükleri tek bedene sığdırıyor ve yine her şey olağanüstü şeffaf.
Bir feminist manifesto
Oysa Madonna, 40 yıllık kariyerini çırılçıplaklık üzerine kurdu. Bu hem tam kelime anlamıyla, ağzında sigarayla anadan üryan otostop çektiği ikonik kareyle hem de hayatının en can alıcı detaylarını şoke edici biçimde önümüze serdiğinde böyleydi.
2016’da Billboard Yılın Kadını ödülü aldığında yaptığı konuşma tarihi değerde. “1979’da New York’a taşındığımda başıma silah dayandı, boğazıma bıçak dayalı tecavüze uğradım, o kadar çok evim soyuldu ki artık kapıyı kilitlemeyi bıraktım, neredeyse bütün arkadaşlarım uyuşturucudan, AIDS’ten ya da vurularak öldü” diye başlıyor söze. Yaklaşık 10 dakika gözleri dolarak yaptığı konuşmasını ondan şüphe edenlere, yapamayacağını söyleyenlere, cehennemi yaşatanlara teşekkür ederek bitiriyor: “Sizin direnciniz beni daha güçlü yaptı.”
Madonna’nın o sözleri bir feminist manifesto. Ondan sadece tatlı, seksi ama şuursuz kız olmasını bekleyen erkek dünyasına okkalı tokat. En kötü anında Maya Angelou’nun sözlerine, Nina Simone’un müziğine sarılması ise Beyoncé’yle birleştiği duygusal sığınak. ‘Homecoming’ konseri Simone’un ve Angelou’nun sesiyle derinleşiyor; siyah tarihinin önünde huşuyla eğilirken feminist mücadele yanında saf tutuyor.
Artık sosyal bilimler terminolojisine geçen ‘Beyoncé feminizmi’, yani konuyu ‘Girls rule’ tişörtlerine indirgeyen popülist algı, Kaliforniya çölünde dev bir sahnede derinleşiyor. Bu, yine de Madonna’nın Blond Ambition turnesindeki ‘Express Yourself’ performansı kadar çığır açan bir an değil.
Madonna’nın cinsel devrimi, Beyoncé’nin kontrollü seksiliğinden üstün. Yine de ‘Homecoming’le girilen dönem sadece müzik değil, Amerikan tarihi için bir mihenk taşı. Irkçılığın utancıyla dolu bir geçmişi açık ettiği, bembeyaz Coachella izleyicisinin yüzüne çarptığı, Anka kuşu gibi rengârenk ve ateşler içinde yeniden doğduğu ana şahit olduğumuza şükretmeliyiz.
Madonna ve Beyoncé’nin tüm dünyayı heyecanlandırdığı bu ayda onlarla aynı devri paylaştığımız, yazdıkları tarihe ilk elden şahitlik ettiğimiz için olağanüstü şanslı nesillerden biriyiz.

Yorumları Göster
Yorumları Gizle