GeriHürriyet Pazar Bu kez ana tema soygun değil, direniş!
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Bu kez ana tema soygun değil, direniş!

Bu kez ana tema soygun değil, direniş!

Tatlı bir mayıs sabahı, Madrid’e 20 dakika uzaklıkta, beyaz renkte dev bir hangarın önündeyiz. Açılışı nisanda yapılan bu bina, Netflix’in Madrid’deki yapım merkezi. Biz oradayken iki stüdyoda ‘La Casa de Papel’ ve ‘Elite’nin yeni sezonları çekiliyordu. Gelecek yıl 30 civarı yapımın çekimi gerçekleşecek ve oyuncusundan teknisyenine, yaklaşık 25 bin kişi istihdam edilecekmiş bu merkezde. Biz cuma günü üçüncü sezonuyla yayına girecek olan ‘La Casa de Papel’ için buradayız. Hem setin her yanını gezdik hem de peyderpey yanımıza gelen oyuncularla konuşma fırsatı bulduk. Tabii kimse yeni sezona ilişkin tek bir şey söylemedi, dişimizle tırnağımızla yani dikkatimizle bazı bilgi kırıntıları söktük...

Bir kere ‘sezon’ kelimesini asla kullanmıyorlar. ‘Kısım’ (part) diyorlar. Birinci ve ikinci kısımları izledik. Şimdi üçüncü kısmı izleyeceğiz. Peki dördüncü kısım olacak mı diye sorduğumda tabii ki cevap verilmiyor ama daha sonra diziden söz ederken üçüncü ve dördüncü kısımlar dendiğine göre, evet bir de dördüncü kısım bizi bekliyor.

İlk iki sezon darphane soygunuyla geçti, biliyorsunuz. Kahramanlarımız bu kez İspanya Merkez Bankası’nda. Sanat yönetmeni Abdon Alcaniz aramış bankayı, bir dizi için gelip görmek istediğini söylemiş, izin vermemişler. Şaşırıyor bir de “‘La Casa de Papel’ için demedim ki” diye... Turlar var zaten, o da kendi imkânlarıyla gidip gördüklerini kaydetmiş, gerçeğe çok yakın bir set oluşturmuşlar. Gerçi biz gezerken kim bilir neler yaşandıysa, her yer cam kırıklarıyla doluydu. Bu sezon soygunun çok ötesinde devrimci bir ruhun ortaya çıkacağını belirten Abdon,
Netflix’e yakışır bir prodüksiyon olmasına çok özen gösterdiklerini anlattı.

◊ Netflix’in diziyi alması herkes için çok önemli, defalarca altını çizdiler. Aslında Vancouver Media adlı, dizinin de yaratıcısı Alex Pina’nın kurduğu küçük bir şirketin işi bu dizi. Ama ilk iki sezon Netflix’in İngilizce dışında bir dilde en çok izlenen dizisi olunca, üçüncü ‘kısım’ Netflix’in sağladığı imkânlarla çekiliyor.

Tabii Netflix sayesinde tanınırlıkları da bir gecede artıyor hepsinin. ‘Estocolmo’ yani Esther Acebo, yani rehineyken ‘Denver’a âşık olup ekibe katılan ‘Monica’, ilk sezon yayına girdiğinde telefon çekmeyen bir adada tatildeymiş. Tatilden sonra açmış telefonu,  mesajların yoğunluğundan telefon çökmüş. Bu sezon mühendis ‘Palermo’ olarak izleyeceğimiz Arjantinli oyuncu Rodrigo de la Serna, diziye katıldığı duyurulduktan sonra bir gecede 250 bin takipçi kazanmış. ‘Denver’ Jamie Lorente’nin 5.6 milyon, ‘Tokyo’ Ursula Corbera’nın 7.5 milyon takipçisi var. İkisi de durumlarından çok memnun bu arada.

◊ ‘Nairobi’ Alba Flores sanatçı bir aileden geldiğini, babaannesi nedeniyle çingene kültüründen beslendiğini anlattı. ‘Helsinki’ Darko Peric, bu sezon çok daha ağırbaşlı bir karakter olduğunu hatta bir spoiler vererek vegan olduğunu söyledi. ‘Rio’ Miguel Herran’ı bankanın kütüphanesinde ameliyat ediyorlardı biz sete gittiğimizde.

Bu kez ana tema soygun değil, direniş

Cuma günü yeni sezonu yayına girecek olan ‘La Casa de Papel’in setindeydik

‘Bu yüzükler ne’ dedim, kriz çıktı

Oyuncuların çekime gitmeleri gerektikçe biri geldi, biri gitti, üçüncü sezona dair sorulan soruların hepsi geçiştirildi, bu sezonun parayla değil direnişle ilgili olduğu mesajı verildi, her soru İspanyolcaya, her cevap İngilizceye tercüme edildiği için aradaki vakitte ne yapılsın, oyuncular yakından incelendi. Bu esnada ‘Denver’ ve ‘Estocolmo’nun alyans taktığı görüldü. Aslında büyük bir sürpriz değil, ‘Denver’ın deliler gibi âşık olduğunu ‘Estocolmo’nun da ekibe katıldığını biliyorduk ama demek evlendiler diyerek “Peki bu yüzükler ne” dedim, minik bir kriz çıktı. Yönetmen “Ya, nasıl yaptınız bunu?” gibilerden bakarken ‘Estocolmo’ hemen yüzüğü çıkarmaya girişti filan. ‘Denver’ da gün içinde karşılaştığımız her sefer “Seni, seniiii” gibilerden parmak salladı bana. Gülerek ama.

◊ Yönetmen Jesus Colmenar’a dizinin en çok eleştirilen noktasını sormamazlık edemezdim: Nasıl oluyor da iki sezon boyunca izlediğimiz her şey, büyük aşklar, büyük karakter değişimleri sadece beş gün içinde oluyor? Dedi ki: “Dizinin anahtar noktalarından biri bu. Anafikir, soygunu dakika dakika, neredeyse canlı olarak vermek. Flashback’ler haricinde gerçek zamanlı aslında dizi. Gerilim o kadar yüksek ki soygunla ilişkili her şey de boyut değiştiriyor. Her şeyi, patlamak üzere olan kaynar bir kazanın içinde gerçekleşiyor gibi düşünün, ekstrem durumlarda ortaya çıkan ekstrem duygular bunlar. Üçüncü kısımda bunun da bir adım ötesini izleyeceksiniz.”

Üçüncü sezon için ‘Profesör’ Alvaro Morte’nin söyledikleri de şöyle: “Profesör hakkında pek bir şey bilinmediği için bu kadar ilginç bir karakter. Ne düşündüğünü asla bilmiyorsunuz. Öldürülen babasının intikamını almak için bu işe soyunmuş ama idealist ve hümanist biri aynı zamanda. Üçüncü sezonu esas tetikleyen de bu özellikleri olacak. Paranın neredeyse hiçbir önemi yok onun için. Esas derdi sisteme karşı çıkmak. İlk iki sezonda darphanedeki soygunu en ince ayrıntısına kadar planlamıştı. Bu sezon hiçbir şeyi istediği gibi organize etmeye vakti olmuyor. Cesurca bir işe kalkışıyor ama geçen seferki hazırlığı ve bundan kaynaklanan rahatlığı yok bu sefer. Bakalım ne yapacak.”

Bu kez ana tema soygun değil, direniş

Dizinin en sevilen karakterlerinden Rio ve Tokyo.

 

 

 

 

 

 

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle