GeriHürriyet Pazar Ben daha idealist bir Han Solo’yum...
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Ben daha idealist bir Han Solo’yum...

Ben daha idealist bir Han Solo’yum...

‘Star Wars’ fenomenine eklenen yeni halka ‘Han Solo: Bir Star Wars Hikâyesi’, bu hafta vizyonda. Filmin başrol oyuncusu Alden Ehrenreich, yönetmeni Ron Howard ve siyahi kadın karakter Val’ı canlandıran Thandie Newton’la, geçen hafta Cannes Film Festivali esnasında buluştuk ve söyleştik. Han Solo’nun gençliğine hayat veren Ehrenreich, rolüne ilişkin “Elbette daha idealist bir Han Solo var karşımızda. Henüz hayatın sillesini yememiş, acı gerçekleriyle karşılaşmamış, darbe almamış” diyor. Söyleşi sırasında anladık ki Han Solo emin ellerde! Yakışıklı olduğu kadar hoş, klasiklerden ve Bergman’dan söz açacak kadar ilgili ve bilgili, öksürdüğünüzde size bitki çayı aramaya çıkacak kadar da şefkatli bir genç adam...

Han Solo rolünü aldığınızda ne hissettiniz; büyük heyecan, sevinç, korku ve endişe?

- Hepsi bir arada! Böylesine bir rolü başkasından devralmak korkutucu, herkesin sizi Harrison Ford’la karşılaştıracağı ve belki de hiç beğenmeyeceği bir dünyada yaşama ihtimali çok korkunç! Böyle esprili anlatıyorum ama doğrusu böyle. Piyango kazanmışsınız ama henüz sanki biletinizin gerçekliği kanıtlanmamış gibi, yani karmaşık duygular. Böylesine rol hayatta bir kez gelir! Ama bir de size uyup uymayacağı, layıkıyla karşılık verip veremeyeceği durumunuz var, bunlara bakıp gerçekten istediğim için kabul ettim.

* Star Wars’ hayranı mıydınız? Gerçi uluorta sorulmaz böyle bir soru ama...

- (Kahkahalar!) ‘Star Wars’u herkes sever bence! Ama boş vakitlerinizde oturup eski maceraları izliyor musunuz diye sorarsanız, evet diyemeyeceğim.

* ‘Star Wars’ bir efsane, Türkiye’den diyelim ki Guatemala’ya. Böylesine bir hayran kitlesi yaratmasını nasıl yorumlarsınız?

- Bence işin sırrı, yaratıcısı George Lucas’ın dehasında. Doğu ve Batı cenahını buluşturmuş, mitolojilerden folklora, peri masallarına uzanan çeşitli öğretileri bir araya getirmiş. 41 yıldır hiç eskimeden devam etmesinin ardında, aslında binlerce yıllık öyküler var! Han Solo ise iyi birisi, daha iyi bir hayat ve özgürlüğü için mücadele ediyor, bir nevi hepimiz gibi.

* Peki rahat bıraktılar mı sizi? Sonuçta bu bir ‘marka’, doğaçlama yapmaya, oyuncu olarak kendi sesinizi bulmanıza izin var mıydı?

- Böylesine sevilen bir karakterin gençliğini canlandırırken hafif bir Harrison Ford havası olsun ama taze bir yaklaşım da yaratılsın gibi bir düşünce vardı ama inanın, hiç sınırlama olmadı. Şaşırtıcı derecede özgür bırakıldık. Gayet rahattık, kendi sesimizi ve stilimizi bulmak zorundaydık elbette. Yönetmenimiz Ron Howard da bize epey özgürlük tanıdı, çok çalıştık ama eğlenmekten de geri kalmadık.

Ben daha idealist bir Han Solo’yum...

* Han Solo’nun bildik tatlı ukalalığını görüyoruz sizde ama yine de farklı bir dönemini, gençliğini anlatıyor film. Siz nasıl yorumlarsınız?

- Elbette daha idealist bir Han Solo var karşımızda. Henüz hayatın sillesini yememiş, acı gerçekleriyle karşılaşmamış, darbe almamış, gerçi yine kendini olayların içine atmaktan kaçınmadığı bir dönem yaşıyor. Zaten olgunlaştığında da göreceğimiz gibi özgürlük adına yapamayacağı şey yok. Daha iyi bir hayat düşlüyor ve özgürlük adına savaşıyor.

* Bu film de seri olabilir mi sizce?

- Ben üçleme için imzayı attım ama gerisi gelir mi bilmiyorum. Çok isterim tabii ki. Ama sanırım her şey hayranların bu filme göstereceği ilgiye bağlı. Ben çok eğlendim, umarım devam eder.

* Setteki ilk gün neler hissettiniz?

- Müthişti, malum özel efektlerle hallediliyor bazı şeyler ama kıyafetler, dekor, uzay gemileri filan her şey gerçek, insan kendisini devasa bir oyuncakçıda hissediyor. Çocukken hayranlıkla izlediğim şeylerin tam ortasında bulmak kendimi müthiş bir şey! Zaten herkes bir masal âleminde gibi dolanıyordu ortada.

* Ron Howard’la çalışmak nasıldı?

- Bu seride her zaman şahane yönetmenlerle çalışılmış, Ron Howard da onlardan biri. Sinema tarihinde iyi olmayan bir yönetmenin şahane film çektiği çok azdır ve iyi bir oyuncu da ancak iyi bir yönetmen sayesinde parlayabilir. Bu nedenle yönetmeninize inanıyorsanız bu şahane bir şeydir. Zaten her sabah sete gitmek, böylesine yaratıcı bir ekiple çalışma şansı bulmak bile başıma gelebilecek en güzel şeylerden biriydi.

* Yani yönetmen ve ekip her şeydir diyorsunuz?

- Elbette! Şahane bir yönetmen beğenmediğiniz bir film yapsa da oyuncularının cevherini en iyi şekliyle ortaya çıkarmıştır, farkına varırsınız. Ayrıca yaratıcı ekiplerden çok şey öğreniyor insan, ben de Ron Howard’dan çok şey öğrendim.

* Şahane yönetmenlerden Coen Biraderler’le ‘Hail, Ceaser’da çalıştınız, nasıldı peki?

- Coen Biraderler’in sette sessiz olduğu söylenir, başkalarıyla mukayese edince belki doğrudur. Ama müthiş bir yaratım süreci vardır ortada ve oyunculara da güven verirler. Bu çok kıymetli! Genel konuşursam, oyunculuk bir soyunma işi! Yani duygusal olarak tepeden tırnağa soyunarak kendinizi savunmasız bırakıyorsunuz. Bu durumda yara almanız, yönetmeninizin bir sözüyle sarsılmanız normaldir. En büyük yönetmenlerde bile endişe, stres ve panik vardır, doğal bu. Ama önemli olan bunu nasıl yönettikleri ve sette size nasıl davrandıkları. Francis Ford Coppola’nın ‘Tetro’sunda (2009) da oynadım mesela, adeta bir film okulu gibiydi benim için, çok şey öğrendim.

Ben daha idealist bir Han Solo’yum...

‘Harrison Ford’un desteği çok hoşuma gitti’

* Harrison Ford ile sizin canlandırdığınız Han Solo rolü arasında fark nedir?
- Benimkisi henüz hayaller kuran ve hatta hayallerle yaşayan bir genç. Dolayısıyla biraz daha yüzü gülüyor sanki. Bence bu filmin keyfi nasıl büyüdüğünü izlemek olacak. Önceki filmlerdeki haline nasıl geldiğini, neler yaşadığını ve hissettiğini anlamak hayranlarına ilginç gelecek, yani umarım.

* Harrion Ford ile tanıştınız mı?

- Evet, bir öğle yemeğine çıktık. Bana desteği çok iyi geldi. Geçenlerde de TV söyleşimin ortasına dalıverdi, oradan geçiyormuş, böylesine esprili birisi olduğunu hiç belli etmeyenlerden, yani ciddi görünüşünün altında çok sevecen ve muzip.

Oyunculuk bir soyunma işi! Duygusal olarak tepeden tırnağa soyunarak kendinizi savunmasız bırakıyorsunuz. Bu durumda yara almanız, yönetmeninizin bir sözüyle sarsılmanız normal.

Ben daha idealist bir Han Solo’yum...

Seylan mı Ceylan mı!
* Kimlerle çalışmak istiyorsunuz?
- O kadar çok var ki, liste uzun! Paul Thomas Anderson gibi bir ustayla çalışmak müthiş olurdu. İranlı Asghar Farhadi var elbette, filmleri inanılmaz bir duygusal çalkantı yaratıyor. İsveçli Ruben Östlund'la da çalışmak isterim, ‘Kare’yle (‘Square’) ‘Altın Palmiye’ aldı! Bakın Cannes filmlerini de iyi biliyorum anlaşıldığı gibi.

* Türkiye'den kimse var mı?

- Şu anda aklıma gelmedi, duydum, dilimin ucunda sanki ama..
* Nuri Bilge Ceylan ‘Kış Uykusu’yla ‘Altın Palmiye’ kazanmıştı, bu yıl da ‘Ahlat Ağacı’yla yarışmada.
- Tamam, Seylan!

*  Yok, Ceylan.

- Tamam Ceylan! Bizimkiler gibi zor bir isim. ‘Kış Uykusu’nu da not alayım, izleyeyim! Gelip bir süre buralarda yaşasam iyi olacak. Avrupa sineması müthiş, vaktim olsa sürekli film izlerim.

* Tam bir sinemaseversiniz anlaşılan!

- Elbette, hatta oyuncu olmamın nedeni bu biraz da. Küçük yaştan bu yana sinemaya tutkunum. Çocukken Marx Biraderler’i izlerdim, sonra Bergman gibi ustaları keşfettim, şimdi de çağdaş sinemacıları.

* Sinema salonu-internet ve küçük ekran tartışmalarına ne diyeceksiniz, bir film tutkunu olarak tercihiniz var mı?

- Elimde olsa her filmi sinemada izlerdim ama bazılarına illa da gerek olmayabiliyor. Yani Asghar Farhadi'nin veya diyelim ki Seylan'ın filmini sinemada izlemeniz yerinde olur! Bir David Lynch filmini minik cep telefonunuzdan izlerseniz olmaz! Bence yeni teknolojiler şahane, araya katı sınırlar koymamak gerek ama mümkünse sinemaya gidilsin elbette. Bense son dönemlerde yoğunluktan istediğim kadar sık sinemaya gidemiyorum.

Kendimi bir ilk olarak ilan ediyorum!

‘Star Wars’ serisinde öne çıkan ilk siyahi kadın karakter Val olarak izlediğimiz Thandie Newton böyle bir karaktere 40 yıl sonra sıra gelmesine ilişkin “Oysa fantastik bir âlemde her şey mümkün, bu kadar gecikmeye pes yani!” diyor. Çok güzel, nerdeyse 20 yaş genç gösteriyor ve “Üç çocuğuma rağmen yaşımı saklıyorum” diyerek espri yapıyor.

Ben daha idealist bir Han Solo’yum...

* Star Wars’ galasında giydiğiniz elbiseyle büyük sükse yaptınız, kimin fikriydi siyahi oyuncuları kullanmak?

- Gururla söylüyorum ki benim! Öncelikle kendime hayret ettim durumun farkına vardığımda. Yani böylesine önemli bir ‘marka’da başrollerden birini paylaşan ilk siyahi kadın oyuncu olmam sizce de inanılmaz değil mi? Evde çocukların ‘Star Wars’ oyuncukları vardı sakladığımız, siyahi olanların fotoğraflarını çektirerek elbiseye uyguladık. Tabii ki sadece İngiltere’nin değil dünyanın en önemli modacısı ve sanatçısı Vivien Westwood olmasaydı böylesine yaratıcı bir tasarım da ortaya çıkamazdı. Cannes galasına kadar kimseye göstermedik, tüm oyuncu kadrosu ve ekibe de kırmızı halıda sürpriz oldu. Çocuklarım da bayıldı elbette.

* ‘Star Wars’da rol alacağınızı öğrendiğinizde tepkiniz ne oldu?

- İnanılmaz sevindim ama daha önemlisi çocuklarımın tepkisiydi, iki gün bekledim ve bir akşam yemeğinde haberi patlattım, müthişti! 45 yaşındayım ve nihayet çocukların pek havalı bulduğu filmim oldu! Çoluk çocuk, gençler ve büyüklerin el ele izleyebilecekleri bir film serisi olması şahane elbette!

* Mücadeleci bir kadın rolündesiniz, bu sizi cezbetmiştir.

- Elbette! Bu kadar yıl sonra cadaloz ve kötücül bir kadın rolü yazsalardı siyahi bir oyuncu olarak asla kabul etmezdim, çünkü bu tür klişelerden bıkkınlık geldi. Zaten savaşçı kadınları seviyorum, kadın her alanda mücadele etmek zorunda, o da ayrı!

* Böyle bir rolün yazılması neden bu kadar uzun sürdü sizce?

- İnanın çok manasız! Fantastik bir dünya oysaki. Dönem filmi çekmiyoruz, her şey mümkün yani! Bu kadar beklemelerini anlamıyor insan. Herhalde akıllarına gelmedi. Aslında akıllarına gelmemesi daha da vahim. Yine de sonunda bu korkunç hata düzeltildi. Bu arada kendimi ilk ilan ediyorum çünkü ‘The Force Awakens’da yer alan Lupita Nyong’o bilgisayarla yaratılan Maz karakterini canlandırmıştı!

Hayranları beğenirse devamını çekeriz

“Benim için Han Solo da aynı, Beatles da; türler ve karakterler arasında hiç ayrım yapmıyorum, yeter ki ilgimi çeksin, riske atılırım” diyor yönetmen Ron Howard. Hâlâ keşif peşinde koştuğunu söyleyen ‘Akıl Oyunları’nın Oscar’lı yönetmeniyle, tartışmalı yapım sürecine sonradan dahil olduğu ‘Han Solo: Bir Star Wars Hikâyesi’ni nasıl çektiğini ve hissettiklerini konuştuk.

* Bu aralar hayat hepimizi iyice zorluyor ve hayal dünyasında gezinmek, eski sevdiğimiz maceralar peşine düşmek istiyoruz. Bu bağlamda yeni bir ‘Star Wars’ filminin manası sizce, gerekli miydi?

- Bence iyi ki yapıldı! Yani gerekli demeyeyim de gayet hoş bence. Yeni bir ‘Örümcek Adam’ veya ‘Batman’ filmine gerek var mıydı, gibi soruları da beraberinde getirmiş oluruz çünkü. Eğlendirme amaçlı filmler bunlar, dolayısıyla illa da gerekli diyemeyiz ama bazen yeni maceralar ilginç olabiliyor. Ayrıca Han Solo aradan geçen onca filme rağmen hiçbir zaman merkezde değildi, başkarakter veya filmi sürükleyen esas adam olmadı. Tabii ki çok sevildi ve ikonik bir karakter olarak baş tacı edildi ama o kadar. Oysaki tam da klasik film kahramanlarına denk düşüyor; gözü kara, hafif ukala, çapkın ama sevecen, mükemmel olmasa da sevilesi. Hakkında çok şey biliyor gibiyiz ama bir yandan da gizemli kalan yönleri çok. Dolayısıyla senaryoyu okuduğumda bir ‘Star Wars’ hayranı olarak çok beğendim.

* Filmin yapım aşaması olaylı oldu, yaratıcı ekipten birileri değişti, süreç uzadı. Siz yönetmen olarak projeye sonradan katıldınız, ne kadar zorladı sizi?

- Tabii ki baştan başlamak gibi olmuyor ama sonuçta yapacağıma inanmasam ekibe katılmazdım. Biraz deli işi gibi gelebilir gerçi. Üzerinde yıllarca çalıştığım ve yaratım sürecine katkıda bulunduğum bir proje olmaması bir yanıyla olumsuz ve artık her şeyi belirlenmiş devasa bir şeyi yüklenmem gerekiyordu. Ama her şeyin çok iyi organize edildiği, şahane bir ekibin beni beklediği bir projeydi. Zorlukları vardı ama ben kaçınmam böyle şeylerden.

* ‘Star Wars’ milyonlarca doların yatırıldığı devasa bir proje dediğiniz gibi, korkmadınız mı?

- Ben galiba biraz böyleyim. İki yıl önce ‘8 Days a Week’ adlı Beatles belgeseli yapıyordum. Anlaşıldı ki sevdiğiniz üç-beş Beatles şarkısından başka bir şey bilmiyorsanız olmaz, çok şey öğrenmeniz gerek! Bu da biraz öyleydi, ‘Star Wars’a ilişkin bir öğrenme süreci yaşadım. Tabii ki teslim süresiyle ilgili büyük bir baskı vardı üzerimde; kurguyu değiştirmek, bazı çekimleri yenilemek, hatta kendi çektiklerimi bir daha çekmek zorunda kaldım ama oldu işte. Kolay değildi. Telaş ve zamansızlıktan ilk kez aklı kapıda bırakıp daha çok içgüdülerimle çalıştım diyebilirim.

* ‘Star Wars’ sizin için hep atılmak istediğiniz bir macera mıydı?

- Zamanında George Lucas şöyle bir çıtlatmıştı ama bir şey çıkmadı. Aslında ‘Star Wars’ evrenine tam manasıyla hâkim değilim ama hayranıyım elbette. J.J. Abrams (yapımcı) teklif ettiğinde kabul etmedim, çünkü nereden baksanız hayatınızdan en az üç yılı adamanız gereken bir projeydi. Ama bu durumda en fazla 10 ay sürdü ve sonuçta müthiş bir macera oldu.

Ben daha idealist bir Han Solo’yum...

* Devam filmlerini de siz mi çekeceksiniz?

- Henüz devam filmi olup olmayacağını bilemiyoruz, hayranlarının yani izleyicinin vereceği tepkiye bağlıyız. Beğenirlerse devam edilir.

* Yani her şey serinin hayranlarına bağlı diyorsunuz.

- Elbette, çünkü ‘Star Wars’ film değil adeta bir fenomen. İzleyicisinin tepkisi çok güçlü! Onları futbol takımı taraftarlarına benzetiyorum. Taraftarlıkta takımınız sizin için her şeydir. Tutkuyla takip ediyor ve iyi oynamadıklarında feci kızıyorsunuz ya, burada da aynısı geçerli!

* İlk ‘Star Wars’ filminizi ne zaman nerede izlemiştiniz?

- ‘Star Wars: A New Hope’u (1977) izlediğim günü hâlâ unutamıyorum. 23 yaşındaydım ve Roger Corman’ın yapımcısı olduğu ‘Grand Theft Auto’ filmini yönetmiştim, çok mutluydum. ‘A New Hope’u eşimle izledik ve gözlerimize inanamadık! İkimizin de hayatı değişmişti! Birbirimize baktık ve yeniden gişedeki uzun kuyruğa girdik, iki saat bekleyerek bir daha izledik!

* Oyuncularınız sette hikâye anlatmayı çok sevdiğinizi ve özellikle Michael Jackson’la ilgili inanılmaz anılarınızın olduğunu söyledi, bize de anlatsanız...

- Michael Jackson şahsına münhasır bir insandı. Çok tatlı ve alçak perdeden konuşur (taklidini yapıyor) ve bazen sizden imkânsız şeyler isterdi. ‘Transformers’ı izlemiş ve arayıp kendisine böyle bir klip çekmemi istemişti. O zamanlar yeni ve zor bir teknikti, en az altı ayda halledileceğini söylediğimde şaşırmıştı.

Aslında ‘Star Wars’ evrenine tam manasıyla hâkim değilim ama hayranıyım elbette. Bu filmin devamının çekilip çekilmeyeceğini ise hayranlarının vereceği tepkiler belirleyecek.

Ben daha idealist bir Han Solo’yum...




 

 

 


Yorumları Göster
Yorumları Gizle