GeriHürriyet Pazar Ajax mucizesi: Toplu hücum toplu defans! Futbolun bitmeyen senfonisi
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Ajax mucizesi: Toplu hücum toplu defans! Futbolun bitmeyen senfonisi

Ajax mucizesi: Toplu hücum toplu defans! Futbolun bitmeyen senfonisi

Bu sezon Şampiyonlar Ligi’nde bir tarih yazılıyor. Ajax, önce Real Madrid’i, sonra da Juventus’u eleyerek muhteşem bir başarıya imza attı ve yarı finale kaldı. Peki bu başarının ardında ne var? ‘Toplu Hücüm Toplu Defans’a dayalı ünlü ‘Ajax modeli’ tekrar ayağa mı kalkıyor? Bu model nerede başlar, neye benzer? Kulübün en önemli yeri neden ‘Gelecek’ ismini taşıyor? Amsterdam’da yaşayan arkadaşımız Yenal Bilgici, olay yerinden (!) bildiriyor.

20 takım bir arada
Önce bir-iki maddi bilgi... Ajax’ın kalbi, ilk akla geleceği üzere, Amsterdam ArenA ya da yeni adıyla Johan Cruyff ArenA değil. Gerçek kalp, ‘Toekomst’ isimli spor kompleksi. ‘Kalp’ benzetmesini zaten kulübün kendisi yapıyor. Haklılar. Ajax’ın, sporcular, taraftarlar, tesisler ve şanlı tarihinden ibaret bedenine Toekomst’tan (Türkçesi ‘gelecek’) sürekli kan pompalanıyor. Buradaki sahalarda dört amatör takımla, 14 çocuk-genç takımı ve Ajax’ın ikinci takımı idman yapıyor. Maçlar da burada. Son birkaç yıldır, Ajax’ın A takımı da (Ajax 1) burada çalışıyor. Ajax’ın ikinci takımı, Hollanda İkinci Ligi olan Jupiler League’deki maçlarını yine Toekomst’a birkaç yıl önce inşa edilen mini stadyumda oynuyor.

Ajax mucizesi: Toplu hücum toplu defans Futbolun bitmeyen senfonisi

‘Gelecek’ burada
Cumartesileri, Toekomst’u ziyaret etmek için doğru gün. Özellikle güzel havalarda insanın içi enerjiyle, geleceğe dönük güvenle doluyor. O gün Ajax’ın her bir hücresinin nasıl işlediğini, kalbinin nasıl attığını en yakından gördüğünüz gün. Toekomst’un her sahasında o gün bir şeyler oluyor. Her yaştan çocuklar, ergenlikten çıkmak üzere olup da gözünü profesyonel takımlara dikenler, anne-babalar orada... Dahası, artık hoca olan birçok eski futbolcu da o gün Toekomst’ta yanınızdan geçip gidebilir. Bugün Michael Reiziger, Winston Bogarde, Cedric van der Gun gibi yıldızlar genç takımları çalıştırıyor.
Yanınızdaki adam
RIjkaard mı?
Böyle bir cumartesi günü Toekomst’u ziyaret ederseniz, sadece ortama şöyle bir bakmak, futbolun en saf halinin tadını çıkarmak isteyen eski büyük yıldızların da yanınızda durup mesela bir U-13 maçı izlediğini fark edeceksiniz. De Boer, Overmars, Van der Sar, Kluivert, Rijkaard... Hepsi zaman zaman bu özel güne dahil olmak isteyenler arasında. Ajax hakkında üç kitap yazmış olan Hollandalı spor gazetecisi Menno Pot, ‘Ajax Hakkında Bilmeniz Gereken 101 Şey’ diye tercüme edilebilecek kitabında, her cumartesi tekrarlanan ve efsanelerin de teklifsizce katıldığı bu futbol şöleninin Ajax’ı diğer her takımdan ayıran bir ‘aile duygusu’ ürettiğini söylüyor.
Burası ne değil!
Aile, Ajax için en önemli sözcük. Sırf aile duygusunu yaratmak için birkaç yıl önce A takımın idmanlarını Toekomst’ta yapmasına karar verildi. Böylece çocukların, hayallerindeki kahramanları göre göre yetişmesi ve o kahramanların hayalden ibaret olmadığını anlamaları sağlandı.
Kulüp, çocukların kendi ailelerinin de Ajax kültürü içinde ‘yetişmesini’ istiyor. Bu yüzden bazı idmanlar, Manchester United, Liverpool gibi kulüplerdeki uygulamaların aksine anne-babalara açık. Ama yine de çocukların ailelerden de bağımsız, kendine yetebilen şekilde gelişmesi isteniyor. Oğlunun altyapıdaki sürecini iki yıl boyunca yakından takip edip kitaplaştıran yazar Hajo de Boer, çocuklara ilk sorulan sorunun “Burası ne değil” ve “Biz burada kim değiliz” olduğunu yazmış. Cevaplar da üç aşağı beş yukarı şöyle: “Burası bir çocuk bahçesi değil. Burada yetişirken zevk almanızı istiyoruz ama oyun oynamıyoruz. Bir dakika bile geç kalırsanız, çok geç kalmış olacaksınız. Ayakkabınızın tekini unutursanız önem vermediğinizi düşüneceğiz. Burada her şeyi siz kendi kendinize isteyeceksiniz, yapacaksınız. Artık anne-babanıza güvenmek yok.”
Cruyff’un odasında
Ajax’ın kalbi Toekomst ise, gazeteci Pot’a göre Toekomst’un kalbi de ‘soyunma odası binası’. Çocuklar ve gençler, sahada değillerse buradalar. Yeme-içme, eğitim burada (Bu binanın hemen yanındaki okulda çocukların kaçırdığı derslere destek olunuyor). Her şey bir yana, bu binadaki soyunma odalarının her biri, birer efsanenin ismini taşıyor. Bu bir Ajax standardı: Adınız bir odaya verildiyse bir efsanesiniz demektir. Bir fayda da çocukları Johan Cruyff, Piet Keizer ya da Rinus Michels gibi isimlere sahip odalara sokup, tarihi yaşamalarını sağlamak.
Ajax mucizesi: Toplu hücum toplu defans Futbolun bitmeyen senfonisi


Amsterdam çıldırmayı bekliyor
Gencecik Ajax takımı futbol mucizelerini art arda gerçekleştirerek finale yürüyor. İki adım sonra, Şampiyonlar Ligi’nin son şampiyonu olarak adlarını tarihe yazdırırlarsa Amsterdam şehri çıldıracak. Gerçekten çıldıracak. Daha önce de yaptıkları gibi şehrin o güzelim kanallarından teknelerle kupayı getirecekler. O gün, tüm şehir kırmızı-beyaza kesecek. Kuzeylilerden beklenmeyen ne kadar taşkınlık varsa yapılacak... Fakat şu an sakinler. Geçen salı günü, Amsterdam’daki irili ufaklı hemen her kafe ve barda maç yayını vardı. Maçı tek başına izlemek istemeyen Ajax taraftarları (Amsterdam’ın başka büyük takımı olmadığı için hemen herkes yani) formalarını giyerek kafeleri doldurdu. Biralar su gibi akarken Torino’daki karşılaşmayı izlediler. Takımları futbol adına güzel olan ne varsa yaptı; onlar da sevindi. Birazcık bağırıp çağırdılar; hepsi bu kadar... Sonrasında ne bir konvoy ne de taşkınlık... Şu kadar söyleyeyim; maç Türk televizyonunda Hollanda televizyonuna nazaran daha heyecanlı anlatıldı. Neden? Başarıyı kanıksadıkları için mi? Yoksa kendilerini daha büyük bir çılgınlığa sakladıkları için mi? Bence ikincisi...
Üç ayrı dönemiyle Ajax
Kırmızı-Beyazlıların Avrupa futbolunda hüküm sürdüğü üç ayrı dönem var. 60’ların sonu ve 70’lerin başı, 1995’te ‘Devler Ligi’ni kazandıkları takım ve şimdiki zamanın temsilcileri... Bu üç ayrı dönemin izlerini sürdük...  İbrahim Altınsay  yazdı
Ajax mucizesi: Toplu hücum toplu defans Futbolun bitmeyen senfonisi

Ajax, 1995’te Milan’ı o dönem henüz 18 yaşında olan Kluivert’ın golüyle 1-0 yenerek Şampiyonlar Ligi Kupası’nı müzesine götürmüştü.
Yatılı okul geceleri... Siyah-beyaz televizyonda Avrupa Kupası, o zamanki adıyla Şampiyon Kulüpler Kupası maçları... Ortası boydan boya koyu renkli, gerisi beyaz formayla o zaman tanıştım ben... Sonraları halı saha maçlarda bazen giyeceğim dünyanın en değişmez, en bilinen, en şık formasıyla.
Televizyonda izlediğim takım benim Dolmabahçe’de izlediğim takımlardan farklıydı. Herkes oyunu paylaşıyor, rakipleri bezdiriyor, eğlenerek ve eğlendirerek maçları kazanıyordu. Önce yeni futbol konseptini yaratan hocaları Rinus Michels’le, sonra “kafanıza göre takılın” diyen Ştefan Kovacs’la ‘71, ‘72 ve ‘73 yıllarında ‘Avrupa’nın en büyüğü’ oldular.
AJAX I
Bu yeni futbola hemen bir ad takılacaktı: Total Futbol. Hollanda futbolunu toplumsal, siyasal ve küresel zeminde derinlemesine analiz ettiği harika kitap ‘Harika Portakal’da David Winner, total futbolun öncelikle alan kavramına bağlı olduğunu söyler. Denizden kazandıkları topraklar üzerinde yaşayan ‘Alçaktaki Ülke’liler için alan kullanımı çok değerlidir. Total Futbol da kendi takımınıza boş alan yaratmaya, rakibe alan vermemeye dayanır öncelikle. Bunun için de ‘toplu hücum-toplu savunma’dan öte her futbolcu mevkiisine bakmaksızın oyundaki etkin alanda olmalıdır.
Winner ‘Total Futbol’u 1960’ların siyasal, toplumsal iklimine bağlar. Herkesin ötekinin sorunlarıyla ilgilendiği, dünyanın bir ucundaki soruna tavrını koyduğu yıllardır bunlar... Vietnam Savaşı, Paris sokaklarındaki öğrenciler, Prag’daki direniş herkesin sorunudur. Herkes her şeyle bağlantılıdır. Total Futbol’un ikinci sırrı buradadır: Bağlantı... Bütün takım oyunun her anında birbiriyle bağlantı içinde olmalı, birbirine seçenekler sunmalıdır. Her gün maç yapan yatılı okul arkadaşları gibidir yani. Böylece ‘Birinci Ajax’ ve 1974 Dünya Kupası’nın ‘muhteşem kaybedeni Hollanda’ herkesin futbol gönlünü kazanırlar.
AJAX II
Ne var ki arka arkaya zirveye çıkmak Ajax’ta egoları şişirir. Zaten fiilen yazmasa da 14 numaralı formanın arkasında kocaman Cruyff yazmaktadır artık, ki ondan sonra bu formayı Ajax’ta kimse giymeyecektir. Futbola para akmaya başlar. Takım dağılır, Michels’in peşinden Barcelona’ya gider Cruyff. Ajax bir lise takımıdır, öyle kalacaktır.
Ta ki Johan Cruyff, uzun sürmüş bir dünya turundan hoca olarak dönüp takımın başına geçene kadar...
Yüzyıllar boyu dünyanın dört bir yanına gitmiş, sömürgeler kurmuş ‘tüccar’ Felemenk’in yeni gelenleri kabulü kolay olur. Yeni gelenler, yoksullar, ‘yırtma’ yolunun öncelikle yetenek ve hırs gerektiren futboldan geçtiğini hemen fark ederler. Adresleri, Yahudi semtine yakınlığı nedeniyle ‘Yahudi takımı’ diye anılan altyapıcı Ajax olacaktır.
Ajax I orta ve alt sınıf Hollandalı çocuklarından oluşan ‘beyaz’ bir takımdır. Ajax II ise Davids, See-
dorf gibi sömürgelerden gelenlerle Finli ve Nijeryalı devşirme çocukların da katıldığı ‘renkli’ bir takım olur. Total Futbol da çeşitlenir. Dripling, çalım, bireysel yaratıcılık, özellikle son vuruşlarda beceri eklenir bu oyuna.
Kupa Galipleri Kupası dahil birçok kupa kazanır ‘Cruyff’un bebekleri’... Ne ki Cruyff’un sınır tanımaz enerjisi ve idealleri kulübün sınırlı ve temkinli yapısıyla uyuşmayacak, o bu kez hoca olarak Barcelona’ya giderken belki de en önemli özelliği hazıra konmak olan Van Gaal takımın başına geçecektir. O çocuklar UEFA Kupası’nın ardından, ‘95’te Milan’ı 18 yaşındaki Patrick Kluivert’in golüyle yenerek artık Şampiyonlar Ligi adını almış en büyük turnuvayı kazanırlar. Avrupa’nın üç kupası da kazanılmıştır.
AJAX III
Kupa Ajax II’nin de sonu olur... Sözleşmesi biten futbolcuların istediği kulübe transfer olmasına izin veren Bosman Kanunu takımın yağmalanmasına yol açar.. Ajax’ta ikinci uzun kuluçka dönemi başlar. Ta ki Barcelona’da Cruyyfizm’in kitabını yazan Cruyff yeniden yapılanmadan sorumlu yönetim kurulu üyesi olarak Ajax’a ikinci kez dönene kadar. Artık internet çağı başlamış, dünya küçülmüştür ve her şeye anında ulaşılmaktadır. Ajax genç yetenek tarama işini bütün dünyaya yayar. Van Der Saar, Overmars gibi dünya, özellikle Premier Lig görmüş eski oyuncular, yönetim ve ekonomi eğitimi aldıktan sonra ‘Genel Direktör’ ve ‘Sportif Direktör’ yapılır. Birçok şeyin aynı anda olmasını isteyen Cruyff önce kulüpten, sonra dünyadan ayrılır. Ve geliriz bugüne...
Ajax sonunda 2016-17 sezonunda uluslararası anenaya çıkıverdi. Sürpriz biçimde Avrupa Ligi’nde final oynadı ve iyi götürdüğü maçı pragmatist Mourinho’nun Manchester United’ına kaybetti. Yine de 22 yıl 282 gün yaş ortalamasıyla bir Avrupa finaline çıkmış en genç takım oldu.
O maçları hatırlayanlar için şimdi yarı finale çıkan Ajax hiç de sürpriz bir iş yapmıyor. Van Der Saar, paraya ve başarıya endeksli günümüz futbolunda futbolcularını en yüksek değere ulaşınca başka kulüplere verdiklerini, gelen parayla da Tadiç gibi, oğul Blind gibi deneyimli ve yüksek bonservisli futbolcularla takımı güçlendirdiklerini söylüyor. Artık kupalara talipler.
Cruyff’un deyişiyle, “milyon dolarların futbol oynayıp kupa kazanacağını sananlara” hem de evlerinde acı dersler verdiler. Önce grupta Bayern’le 1-1 ve 3-3 berabere kaldılar, sonra Real Madrid ve Juventus’a hem de evlerinde yenilgiyi tattırdılar.
Üstelik Total Futbol’un ‘üçüncü sürümü’yle... Sadece alanı ve topu değil zamanı da istedikleri gibi yöneterek topu büyük bir iştahla kazanıyorlar ve aldıklarında da ivmeyi yükselterek rakip kaleye toplu olarak akıyorlar...
Mabetleri Bernabeu’da Real Madrid’i bir hafta önce Barcelona, sonra da Ajax yenmişti. O zaman “Bernabeu üzerinde Cruyff’un hayaleti dolaşıyor” demiştim. Şimdi bir Barcelona-Ajax finali mümkün gözüküyor.
O zaman günümüz futbol manifestosuna, “Avrupa üzerinde Cruyffizmin hayaleti dolaşıyor” diye başlamak yanlış olmayacak.

Yorumları Göster
Yorumları Gizle