GeriHürriyet Pazar Acemi gözlerimi casino’ya götürdüm
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Acemi gözlerimi casino’ya götürdüm

Acemi gözlerimi casino’ya götürdüm

Yavru vatan Kıbrıs’tan selamlar. İş için geldim. Burada havanı almak için casino’ya gidiyormuşsun. Ben de gereğini yaptım. (Mehmet İren yazdı)

Eşbaşkana “İş için Kıbrıs’a gideceğim” yazdığımda gelen cevap “Madem gidiyorsun, casino’ya gitmeden gelme” oldu. Bunu sefer görev emri kabul ettim ve boş vakit bulduğum anda sorumluluk bilinciyle casino’ya yöneldim.
Türkiye’de bunlar yasal iken ben reşit değildim. O yaşımda kulaktan dolma edindiğim bilgilerim taca çıkmış.
Başta bir süre ortalıkta “Parayı kime vereceğiz, yok mu bizi soyup soğana çevirecek biri, kim kardeşim kaybetmekle mükellef olduğumuz kişi” falan diye kafası kopmuş tavuk gibi dolaştım.
Bedava içki için gelmiş uyanık insan gibi de görünmek istemiyorum. Bir an önce artık üç-beş neyse, sembolik de olsa bir şeyler kaybedip işletmeye katkı sağlamam lazım.
“Kumarhaneciye ayıp olur, adam da evine ekmek götürecek sonuçta” gibi bir bakış açım vardı sanırım o ilk anki şaşkınlıkla. Şimdi düşününce bana da pek anlamlı gelmiyor tabii.
Karta kaybetmek istediğin parayı yüklüyorsun
Neyse, bilenler bilir, ben bilmeyenlere anlatayım. Kart çıkarıyorsun, o karta başta kaybetmek istediğin parayı yüklüyorsun. Sonra işte onu ne kadar sürede kaybetmek istediğine göre bir oyun buluyorsun.
Ben ve aynı benim gibi evden “Mutlaka bir şeyler oyna da gel” diye gönderilen arkadaşım, acemiliğimizin hakkını vermek için makineyle başlamaya karar verdik.
Makineleri dolaştık dolaştık, bir şey anlamadık. Parayı veriyorsun, güzelce alıyor, onda bir sorun yok da ne olunca biz kazanıyoruz, ne gelince ne oluyor, hiçbir türlü çıkamadık işin içinden.
En nihayetinde bazı özelliklerini anladığımız bir makine bulduk. Ona takıldık. Arada bir, bir şeyler oluyor, alet yazıyor şu kadar kazandın falan diye. İstersen o kazandığını da iki katı veya hiç için riske ediyorsun diye gidiyor.
Artık bu kadarını çözünce ‘ne gelince ne’ kısmına takılmasak da olur dedik. Bu biraz anladığımız makineyle önce biraz kazandık, sonra adabımızla kaybettik. Sonuçta da “Gittik mi gittik, görev bir seviyede tamam sayılır” dedik.
Karşınızda o dünkü çocuk yok!
Fakat ertesi gün sen dönüş uçağı, fırtınadan iptal ol! E biz yine kaldık Kıbrıs’ta. Haliyle yürü dedik kendimize casino’ya...
Bu kez içeri çok daha emin adımlarla girdim. “Artık karşınızda o dünkü çocuk yok, casino’cu dayıyım ben, buralar benden sorulur” edasıyla geçtim, bildiğim makineye oturdum. Makine de benim bu ortamların adamı olduğumu anladı, kazandırdı zırt pırt sağ olsun.
Ama bu makine olayının şöyle bir yanı var: Bir süre sonra sizi sıkarak kaybettiriyor Allahsız. İnsan ‘düğmeye bas bas, nereye kadar’ noktasına geliyor.
“E şimdi buradan kalksam gidip erkenden yatmam lazım, onun da bir anlamı yok” diye böyle bir yandan telefona bakar, bir yandan basar oluyorsun. ‘Lan bi dakika, biz bunu parayla oynuyorduk’u tekrar hatırlayana kadar hop gitmiş bile oluyor.

Acemi gözlerimi casino’ya götürdüm


Rulet masasında
güle oynaya batılıyor
Yolun sonu yol değil ama bu yoldan da daha eğlenceli bir alternatif yok derseniz ki biz dedik, tabii ki diğer masaları dolaşmak gerekiyor.
Ruletin çok güzel ortamı var mesela. Sosyal bir olay bir kere. “Alalım verelim, ekonomiye can verelim”, “Arkadaşlar bakın şu numaraları ihmal ediyorsunuz, bütün masaya da ben bahis oynayamam ki, herkes biraz sorumluluk alacak” gibi şakalar arasında güle oynaya batıyor katılımcılar.

Blackjack masasında bir yol yordam bilmez abi var. Bunlardan her yerde oluyor da casino’da bol da oturuyor tabii. Sürekli olarak krupiyeyi ‘where are you from’larla, ‘you are beautiful’larla darlıyor. Krupiye önce beden diliyle, sonra da bildiğimiz dille kendisini uyarınca biraz hizaya geliyor neyse ki ama o hizada uzun kalacak gibi değil.
Hem batmadık
hem de sosyalleştik
Krupiyelik gerçek bir sabır işi. Daha bunun fişleri böyle çat çat vurup bir yandan da atar yapacak yer arayan sinirlisi var, kaybedip depresyona girmişi var, kazanıp kendini kaybetmişi var, var oğlu var.
Bu duygu yoğunluğunda katılımcıların öyle bir değişik gözü dönmüş ki zaten arada düşüp ölsen üstünden atlayıp makineye para atarlar.
Biz hem acemi şansıyla ‘ne yaptık ya biz’ diyecek gibi batmadan hem de sosyalleşme açısından bir randıman almış olarak bitiriyoruz bu seansı da Allahtan.

Üstelik bu sefer uçak da kalkıyor, başımıza bir iş gelmeden casino döngüsünden çıkmayı başarıyoruz.
Ama ben olsam havaalanına makine koyarım. Bir kere başlamış zaten, ülkeden çıkmadan da artık üç-beş neyse bir silkelemeden göndermem insanları.


Yorumları Göster
Yorumları Gizle