GeriHürriyet Cumartesi Yurtdışındaki sahnelerde birikimimizle, kültürümüzle en tepelere çıkabiliriz
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Yurtdışındaki sahnelerde birikimimizle, kültürümüzle en tepelere çıkabiliriz

Yurtdışındaki sahnelerde birikimimizle, kültürümüzle en tepelere çıkabiliriz

VeYasin, bir ‘müzik kazıcısı’. Türkiye ve Anadolu müziğini dijital çağın sahnelerinde hakkıyla temsil edebilecek bir prodüktör/müzisyen. Hiphop’la başladığı hikâyesi Hey! Douglas projesinde 70’lerin Türkçe şarkılarını elektronik sound’la bugüne ışınlayıp yeni neslin kalbini kazandı. Derken müzik yapımcıları ve eser sahiplerinin hukuki engellemeleriyle karşılaşınca kendi şarkılarını yapmaya karar verdi. Göksel, Can Gox ve Gaye Su Akyol’lu eşlikler derken ilk dijital albümü ‘Marşandiz’le yurtdışında dikkat çekmeye hazırlanıyor. Uluslararası festivallerden teklif yağarken Türk müzisyenler onunla çalışmak için kuyrukta. Bunlar yetmezmiş gibi belgesel çekip yurtdışında ödül alan Veyasin cephesinde dünden yarına olup biteceği sorduk, çok ilginç yanıtlar aldık.

Hiphop kökenlisin ama 70’li yılların funk, rock, psikedelik ruha sahip Türkçe şarkılarından parçalar alıp sesleri ince ince işledin ve elektronik bir sound’la yeniden kurguladın. Yaptığın iş gençler arasında büyük ilgi gördü, sürekli geliştirdiğin canlı performansların doldu taştı. Nedir bu çabanın hikâyesi?
- Uzun süre hiphop’la uğraştım. Doğal olarak önce yurtdışında yapılanları taklit ediyorsun. Sonra görüyorsun ki işin ruhu eksik kalıyor, yani ne yaparsan yap sana ait olmuyor. Aldığın sample’ların (parçaların) bu topraklardan olması gerekiyor. Zamanında Cartel’in yaptığı buydu; proje çok sevilse de doğru şekilde anlaşılamadığını düşünüyorum. Gurbetçi müziği gibi algılandı ama çok daha fazlasıydı. Ben bu işle biraz daha derinlemesine uğraşırsam sound’un nereye gideceğini merak ettim. Kafamdakini hayata geçirdim. Bizim içinde bulunduğumuz coğrafya bir hazine çünkü. Bu işi bir ekipman meselesi ya da teknik bir konu zannedenler oluyor ama bir fikir, bir yaklaşım, bir yorum meselesi aslında. İlgi de bu nedenle gitgide büyüdü.

Yurtdışındaki sahnelerde birikimimizle, kültürümüzle en tepelere çıkabiliriz

Peki, telif hakları nedeniyle başının ağrıması nasıl oldu?
- Önceleri müzik şirketleri harddisklere yükleyip katalog gönderiyorlardı. Bu; ‘Bizim temsil ettiğimiz eserleri de kullan, tam destek, açık çek veriyoruz’ anlamına gelir. Gönül rahatlığıyla ‘müzik kazıcılığı’ yapmaya devam ettim. Performanslarda sorun olmuyordu ancak iş, parçaları YouTube, Spotify, Apple Music gibi platformlarda yasal olarak paylaşma noktasına gelince sorun çıktı.
Neydi o sorun?
- Yapımcıların çok yaratıcı olması beklenmiyor belki ama en azından vizyoner olmaları gerekiyor. Dijital çağda müziğin özgürce yayılmasını engellemek değil, bunu sağlamak için uygun yasal zemini yaratmak onların görevi. Bizim bu şarkıları, video’ları paylaşarak çok para kazanmak gibi bir derdimiz asla olmadı. Konserler ve marka anlaşmaları yaparak zaten yaratıyoruz kendi ekonomimizi. Biz sadece insanlara ulaşmak istedik. Ama bize bir zamanlar kataloglarını açanlar ağız değiştirdi. Bana sorarsanız Türk toplumuna mal olmuş şarkılar kimsenin özel arşiv malı değildir. Biz hukuksuz bir şey yapmak istemiyorduk. Dedik ki ‘Fonogram hakkı kimdeyse o yayınlasın’, ama ona da yanaşmadılar. Sanıyorum bu izinleri verirlerse benim ne kadar para kazandığımı kontrol edemeyeceklerine dair bir saplantıları vardı. Derken, eser sahipleri de bizimle uğraşmaya başladılar. Birçok unutulmuş şarkıyı gündeme getirip hak sahiplerinin reklam anlaşmaları yapmalarına vesile olsak da kimseye yaranamadık. ‘Yaradana Kurban’ adlı şarkı buna güzel bir örnektir. Öte yandan bugün telif haklarını korur gibi görünerek müziğin önüne çıkartılan engeller Spotify çalma listelerinin, dinlenme rakamlarının Türkiye müzik endüstrisindeki kural koyucu rolünü güçlendirdi. Yani aslında ipler bizim elimizde değil artık. Oyun bundan sonra başka türlü oynanacak.
Çok haklısın ama bu seni kendi şarkıların üzerine düşünmeye ittiği için yine de memnunuz. Anonimler ve kendi şarkılarına eşliklerden 3 tekli ortaya çıktı. Ben ilk albümün tamamen eşliklerden oluşacağını düşünmüştüm ancak vazgeçtin sanırım; başka eşlik olacak mı?
- Evet, önce Göksel’le ‘Duruyor Dünya’, arkasındansa Can Gox’la ‘Deterjan’ ve Gaye Su Akyol’la ‘Ayva Çiçek Açmış’ı yayımladık. Başka eşlikler ve projeler de olacak; yabancılardan Kadebostany ile yüzdük yüzdük kuyruğuna geldik. Türkiye’den Mabel Matiz, Kenan Doğulu, Kalben; Gripin’in solisti Birol Namoğlu ile sürpriz bir çalışma söz konusu. Ayrıca ilk kez sana söyleyeyim, Türk Halk Müziği Korosu ile proje türkü albümü ve konserler planlıyorum; Moğollar’la bir canlı performans projesi üzerine çalışıyoruz.
Harika haberler bunlar… O zaman dün yayımlanan ilk albümün ‘Marşandiz’e gelelim… Tamamen enstrümantal ve bir bütünlüğü var ancak yük treni benzetmesi yapacak olursak her bir vagonda farklı müzikal yükler taşıyor. Hey! Douglas’la eğlenme alışkanlığı olan gençlerin bunu algılaması güç olmayacak mı sence?
- Yük treni ve vagon benzetmesi doğru. Biz istiyoruz ki her bir parçamız Spotify’da farklı bir playlist (çalma listesi) ‘in içinde yer alsın. Birinde kahve molası verilsin, biriyle dans edilsin hiç fark etmez. Dijital albüm yaptığınızda işin gereği bu. Ama daha önemlisi başka müzisyenler, DJ’ler de bu şarkılardan sample alsın istiyoruz. Dünyada sample’lar için yüzbinlerce plak yayınlanıyor. İlerde bu minvalde bir plak çalışmam da olacak. ‘Marşandiz’i oluşturan şarkıların zaman içinde daha iyi anlaşılacağını düşünüyorum. Bu albümün temel amacı müzisyen ya da müziksever; birilerine ilham vermek. İddialıyım yani… Asıl hedefimse yurtdışı.
Yurtdışındaki sahnelerde birikimimizle, kültürümüzle en tepelere çıkabiliriz


Yurtdışı demişken gündem kalabalık bildiğim kadarıyla…
- Sónar Istanbul’un ana sahnesinin açılışını yaptık, Sónar Barselona ekibi çok beğenmiş, davet ettiler. Exit Festival var, Sziget’le görüşmeler yapıyoruz. İsrail’de bir festivale headliner’lık (ana grup) yapmamız söz konusu. Tüm dünyadaki Soho House’ları gezerek bir nevi turne yapacağız, global etkinlik projelerini yöneten kişiden teklif aldık. Daha genel ifade edecek olursam; bizim de bir fikrimiz var ve artık biz de onlarla aynı donanıma sahibiz. Yurtdışındaki sahnelerde birikimimizle, kültürümüzle en tepelere çıkabiliriz. Buna içtenlikle inanıyorum.
Islandman’la birlikte yaptığınız ‘Searching For Sound’ belgeseli Motion Picture Sound Editors Ödüllerinde ‘En İyi Sound Edit’i Ödülü’nü kazandırdı size. Başınıza da ilginç olaylar geldi galiba çekimler sırasında…
- Belgeselin kurgusu şöyle: Islandman’le ‘saz’ın hikâyesinin peşinden gidiyoruz ve Moğollar’dan Cahit Ağabey’le (Berkay) buluşuyoruz. O bize diyor ki ‘Bunun sırrını âşıklardan öğrenin’. Âşıklar bize; ‘Burdur’da yapılıyor bu sazlar, önce oraya gidin’ diyorlar. Derken yolumuz Orta Asya’ya kadar uzanıyor. Biz iki Amerikalı, iki Türk Rusya’ya gidiyoruz; oradan Güney Sibirya’da Rusya kontrolündeki Özerk Türk Cumhuriyeti Tuva’ya geçip kültür merkezinde kayıt yapmaya başlıyoruz. Tam o sırada içeri biri girip hızla fotoğrafımızı çekip ortadan kayboluyor. Kısa süre sonra geri gelip bizi dışarı çağırıyor ve ‘Fotoğrafta olanlar benimle gelsin’ diyor. Karakola götürülüp Rus komutanlar tarafından çapraz sorguya alınıyoruz. Sosyal medya hesaplarımız inceleniyor. Pantürkizm faaliyetleri ve Türk siyasetçilerle bir ilgimiz olup olmadığını soruyorlar ısrarla… Hızla mahkemeye çıkartıp bir gün sonra karar açıklamak üzere salıyorlar bizi… Biz o arada çekimleri tamamlayıp ardından para ve sınır dışı edilme cezasına mahkûm edilerek Türkiye’ye dönüyoruz. Belgeseli merak edenler Youtube’ta bulabilir. Ödül aldığımız için gururluyuz.

Yorumları Göster
Yorumları Gizle