GeriHürriyet Cumartesi Yenibosna Metro'dan 458'e bindik: Sayfiyede bir gün
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Yenibosna Metro'dan 458'e bindik: Sayfiyede bir gün

Yenibosna Metro'dan 458'e bindik: Sayfiyede bir gün
Fotoğraflar: Hüseyin Alsancak

Upuzun sahili, tarihi çınarı, göçmen nüfusu ve Avrupa’nın en büyük su ürünleri haliyle namlı Gürpınar, şehirde nefes aldıran yerlerden. Henüz yaz kalabalığı bastırmadan, güzel bir havada gidin.

◊ Kararımı yolda veriyorum, inince ilk iş ‘Avrupa’nın en büyüğü’ unvanıyla çok haberi yapılan Gürpınar Su Ürünleri Hali’ni bulacağım. Hayalimde telaşlı, canlı bir yerdi burası ama hiç öyle değil. Görevli “Ancak 02.00-07.00 saatlerinde gelirseniz birileri olur” diyor. Mezat bitmiş, satıcılar da alıcılar da gitmiş. Şansıma küsüp denize doğru iniyorum.

◊ Uzun sahil şeridi boyunca oyun parkı, dinlenme alanları, küçük kafeler var. Ahalinin burada vakit geçirmeyi sevdiği belli. Havanın güzel olmasının da payı büyük; kimi gölgelikli, kimi açık, masalı tahta banklar dolu. Sıkça ‘Mangal yapmak yasaktır’ levhaları da konmuş ama özellikle yazın, bunun önünün alınamadığını söylüyor mahalleli.

Yenibosna Metrodan 458e bindik: Sayfiyede bir gün

◊ Bütün sahili tutan bu geniş alanın adı Piri Reis Parkı. Üstünde durduğumuz yer eskiden denizmiş. Semtin eskileri buranın adının ‘Mandataşı’ olduğunu söylüyor. Geçmiş yıllarda köylüler mandalarını arada denize indirirmiş. Yıkanıp serinleyen mandalar sonrasında oradaki taşa çıkıp güneşin altına serilirmiş. O isim işte buradan geliyor.

Bir dünya rekortmeni

◊ Karşıma çıkan tabelada Sualtı Sporları Eğitim ve Sınav Merkezi yazıyor. Burada eğitimler bir dünya rekortmeni tarafından veriliyor: ‘Akvaryum Adam’ diye de bilinen Cem Karabay.

◊ 1800’lerin sonundan beri bu bölgede yaşamış ailesi 46 yaşındaki Karabay’ın. İlk rekorunu 2009’da kırmış. Sualtındaki akvaryumda 135 saat 2 dakika 19 saniye kalarak Guinness Rekorlar Kitabı’na Türkiye’den giren ilk ve tek sualtı sporcusu olmuş. 2011’de tüm ihtiyaçlarını suyun altında gidererek 192 saat 19 dakika 19 saniyeyle ‘Kâinatta suyun altında en uzun süre yaşayan insan’ unvanını almış.

Yenibosna Metrodan 458e bindik: Sayfiyede bir gün

Cem Karabay

◊ 2015’te 72 saatle KKTC’de ‘denizde en uzun açık tuzlu su scuba dalışı’ var ki bu rekoru Kuzey Kıbrıs’ın adını Guinness’e yazdırmayı başardığı için de önemsiyor. 2016’da bu rekoru aynı yerde 142 saat 42 dakika 42 saniyeye çıkarmış.

◊ Bu yıl, 2018 Troya Yılı etkinlikleri kapsamında, 23 Nisan’da manalı bir denemeye imza atacak: “Soğuk suda (15 derece ve altı) yaşama rekoru 13 saatle Norveçlilere ait. Bunu, Gökçeada Yıldız Koyu’nda 23 Nisan’a atıfla 23 saat 4 dakikaya çıkarmaya çalışacağım. Bu arada sualtına bir Truva atı indireceğim. Hem de bu koydaki sualtı deniz parkını tanıtmış olacağız.”

Buralar eskiden ıstakoz tarlasıydı

◊ Deniz temiz mi peki? Karabay, “Bu denizin endemik türlere ev sahipliği yapan bir yapısı var ama midye avcıları en büyük tahribatı yapıyor” diyor: “Balıklar buraya yumurtlamaya geliyor, yumurtaları genelde midyelerin arasına dökülüyor. Orada büyüyecekken midyeciler bir demir sepeti kayaya dayayıp yukarı doğru kazıyor, oradaki bütün canlılar gidiyor. Bu Gürpınar sahilleri eskiden ıstakoz tarlasıydı, şu an bir tane görürseniz tarihi bir olaya tanıklık etmiş olursunuz! Halbuki Marmara Denizi’nde midye avcılığı yasak, defalarca şikâyet de ettik ama cezalar caydırıcı değil maalesef.”

◊ Sahile dönüyorum. Önüne sandal çekilmiş evinin bahçesinde odun kesen amcaya sesleniyorum. 74 yaşındaki Hikmet İlhan, 40 seneden fazladır bu evde oturuyor. 70 sene önce Edirne’den Gaziosmanpaşa’ya gelmişler. Kökende Arnavutluk var. Hikmet Amca’nın evinin sağındaki ve solundaki evler de kardeşlerine ait.

◊ Pazarcılık yapmış Hikmet Amca, sabun ve deterjan satmış. “Doğalgaz gelmedi mi buralara, niye odun kesiyorsunuz?” diye soruyorum. “Doğalgazı kapıdan almadım, soba daha iyi. Alışmışım, çalışmayınca hasta oluyorum. Var odunum, kömürüm; kesiyorum” diyor.

Hırsızlık oluyor ama köpeğim var, ısırır!

◊ “Eskiden deniz kapının önüydü, dalga içeri vuruyordu, komşuların kayıkhaneleri vardı. Ama şimdi de güzel. O zaman kimse gelmiyordu, şimdi doluyor. İnsanlar seviliyor. İyi insanları severiz” diye anlatıyor Hikmet Amca. “Kötü insan var mı ki buralarda?” diyorum. “Hırsız dolu, hepsi var. Köpeğim var bak, orada bağlı şimdi. Polonya köpeği, dik kulaklı. Vallahi ısırır!” diye cevap veriyor. Eşi dört sene önce ölmüş Hikmet Amca’nın. İki oğlu var. Bu evde oğlu, gelini, torunuyla yaşıyor.

Yenibosna Metrodan 458e bindik: Sayfiyede bir gün

Nail (solda) ve Hikmet İlhan

◊ Yan evden Hikmet Amca’nın 70 yaşındaki kardeşi Nail İlhan görünüyor. Onu da çağırıyoruz bahçeye. “Çok değişti buralar” diyor Nail Amca: “Piknikçiler sahil yasak diye gelip evimizin önüne kuruyor mangalı. Uyarınca kızıyorlar, bir keresinde neredeyse hanımı döveceklerdi. Hırsızlık da var. Burası göz önünde, sahilin üstünde diye herkes zannediyor ki ne güzel hayat, hiç öyle olmuyor ama aslında. Vaktiyle tepelerden arsa, ev alabilirdik; söyleyenler oldu. ‘Ne yapayım dağın tepesinde tarlayı, arsayı’ dedim. Şimdi bu evi satsak gidip yarısını alamayız oradan.”

◊ Gene de mutlular hayatlarından. İşin içine bahçe ve meyve ağacı, deniz ve dalga sesi, muhabbetli insan girerse aksi mümkün olur mu? Ben bu turdan her türlü mutluyum hem; Hikmet Amca’yla Nail Amca yazın bahçede dalından kiraz, kayısı, erik koparıp yemeye, çay eşliğinde sohbete oturmaya
davet etti beni. Yaşasın!

Yenibosna Metrodan 458e bindik: Sayfiyede bir gün

Pamuk ciğer ve Kosova köftesi

Karnım acıkınca gözlerim tabelaları daha hızlı taramaya başlıyor. Sahilde büfe, kafe, restoran çok ama özel bir şeyler yiyeyim istiyorum. Üstünde ‘Kosovalı Musa Usta’ afişi bulunan, arnavutciğeri ve Kosova köftesi yazan Çamlık Cafe&Fast Food’u böyle buluyorum. Önce bereketli mevsim salata geliyor, sonra da assolistler. Ciğer yumuşacık, Kosova köftesi bol baharatlı. İkisinin de porsiyon fiyatı 20 TL.

Yenibosna Metrodan 458e bindik: Sayfiyede bir gün

Nerede o eski âşıklar?

Gürpınar’ın köy olduğu zamanlardaki merkezine ilerliyorum. Etrafı saran apartmanların arasında iki küçük ahşap köy evi, bir kahve, bir de çeşme kalmış. Bugün Malik Ağa Çeşmesi diye bilinen, Rumlardan kalma Âşıklar Çeşmesi karşımda. Çeşme başı aşklarının kanıtı olarak duruyor ama harap halde. Neyse ki tarihi çeşmeyi kollarının altına alan dev çınar yerli yerinde. Yaşının 300’den fazla olduğunu söylüyor mahalleliler. Onun cömert gölgesinden altındaki kahvehanede dinlenenler de faydalanıyor şimdi. Ömrü upuzun olsun.


Yorumları Göster
Yorumları Gizle